ABD ve Siyonist İsrail'in İran Saldırısı

ABD ve Siyonist İsrail'in İran Saldırısı

Öncelikle yarım asır önce "Amerika katil" diyen merhum Aşık Mahzuni Şerif'i hürmetle yaad ediyorum.

Siyonist İsrail, büyük şeytan Amerika'yı da arkasına alarak başlattığı büyük İsrail devleti (Arz-ı Mev'ud, Nil'den Fırat'a kadar uzanan toprakları hakimiyetine geçirmek) projesini gerçekleştirebilmek için adım adım ilerliyor.

Orta Doğu’da jeopolitik dengeler, son yıllarda hızla değişen güvenlik mimarisi ve güç rekabeti nedeniyle kırılgan bir zemin üzerinde ilerliyor. ABD’nin İsrail’e verdiği askeri ve diplomatik destek ile İsrail’in İran’a yönelik doğrudan ya da dolaylı saldırı stratejisi, bölgesel güç dengelerini, enerji güvenliğini, küresel ticaret yollarını ve Türkiye’nin ulusal güvenliğini doğrudan etkileyen çok katmanlı bir kriz potansiyeli taşımaktadır. Türkiye tam bir ateş çemberinin içerisindedir.

Degerli ağabeyim Mehmet Taş'ın yerel ama ulusal çapta değerli sitesinde böylesine önemli bir konuyu kalemi almaktan memnuniyet duyuyorum.

Söz konusu gerilimin arka planı, olası senaryoları ve Türkiye’nin atması gereken adımlar çok boyutlu biçimde ele almayı düşünüyorum ama takdir edersiniz ki köşemizin hacmi de sınırlı. Bu yüzden kısa ama öz cümlelerle meseleyi ifade etmeye çalışacağım

1. Gerilimin Jeopolitik Arka Planı

a) ABD’nin Stratejik Hesapları

ABD açısından İran, yalnızca bölgesel bir aktör değil; Çin ve Rusya ile geliştirdiği stratejik ortaklık nedeniyle küresel güç rekabetinin de bir parçasıdır. Bizim dilimizde güzel bir söz vardır: Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla"

aslında Amerika'nın ve İsrail'in asıl hedefi Çin ve Rusya'dır. Tabi daha sonrasında da küresel güç olma yönünde hızla ilerleyen Türkiye'dir.

Washington, İran’ın nükleer programını ve bölgedeki vekil güçlerini (Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’deki unsurlar) İsrail ve Körfez güvenliği açısından tehdit olarak görmektedir. Halbuki en büyük tehdit ve nükleer güce sahip olan İsrail' dir.

ABD’nin İsrail’e verdiği açık destek, caydırıcılık sağlama amacı taşırken aynı zamanda bölgesel ittifak zincirini koruma stratejisinin bir uzantısıdır.

b) İsrail’in Güvenlik Doktrini

İsrail’in güvenlik anlayışı “önleyici vuruş” ve “tehdit oluşmadan imha” prensibine dayanır. İran’ın nükleer kapasiteye ulaşması, Tel Aviv yönetimi tarafından varoluşsal tehdit olarak görülmektedir. Kaldı ki İran'ın nükleer güç konusunda ne kadarlık bir alt yapısının olduğu konusunda yeterli bilgimiz yok. Bunlar hep afaki, bir çoğu da zanna dayanan bilgiler. Bu nedenle İsrail’in İran topraklarına yönelik doğrudan ya da siber saldırılar gerçekleştirme ihtimali her zaman masadadır. Ne hikmetse İsrail, nereye saldırırsa saldırsın hesabını soran bir ülke yok.

c) İran’ın Tepki Kapasitesi

İran, klasik savaş yerine asimetrik savaş yöntemlerinde güçlüdür. Bölgedeki vekil güçler, füze ve insansız hava araçları kapasitesi, enerji yolları üzerindeki konumu (Hürmüz Boğazı) Tahran’a ciddi bir pazarlık gücü sağlamaktadır.

2. Olası Senaryolar

Sınırlı Askeri Çatışma...

İsrail’in İran’a yönelik hedefli bir saldırısı ve İran’ın misilleme yapması; ancak çatışmanın bölgesel savaşa dönüşmemesi.

Temennimiz, ölçüsüz ve orantısız bu savaşın bölgesel bir savaşa dönüşmemesidir.

Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler veya Suriye sahasının devreye girmesiyle savaşın genişlemesi kaçınılmazdır.

Enerji Krizi Senaryosu

Hürmüz Boğazı’nın kapanması veya petrol arzının kesintiye uğraması durumunda küresel enerji fiyatlarında sert artış.

Küresel Güçlerin Dahiliyeti

Rusya ve Çin’in diplomatik ya da askeri düzeyde İran’a destek vermesi halinde krizin küresel bir bloklaşmaya evrilmesi.

3. Türkiye Açısından Riskler

Türkiye, coğrafi konumu gereği krizin merkezine yakın bir ülkedir. Olası bir savaşın Türkiye’ye etkileri şu başlıklarda toplanabilir:

Enerji Güvenliği: Petrol ve doğalgaz fiyatlarının artması enflasyonist baskı oluşturur.

Göç Dalgası: İran veya Irak üzerinden yeni bir göç hareketi yaşanabilir. Haklı nedenlerle yaklaşık 15 yıla yakın Suriye'deki iç savaş nedeniyle mültecileri topraklarımızdan misafir ettik. Türkiye şu anda yeni bir göç dalgasını kaldırabilecek güçte değildir. Maraş depremleri ve sonrasında imar inşa faaliyetleri, korona virüs salgını, orman yangınları ve sel felaketleri gibi afetler de Türkiye'yi yormuştur.

Sınır Güvenliği: Suriye ve Irak sahasında yeni çatışma alanları oluşabilir.

Ekonomik Baskılar: Dış ticaret, finans piyasaları ve yatırım ortamı olumsuz etkilenebilir.

Peki bu durumda Türkiye Ne Yapmalı?

1. Dengeli Diplomasi

Türkiye, hem NATO üyesi hem de İran’la komşu bir ülkedir. Bu nedenle açık bir taraf olma yerine arabulucu rolünü güçlendirmelidir. Ankara, geçmişte olduğu gibi kriz diplomasisini ön plana çıkarmalıdır.

2. Enerji Çeşitlendirmesi

Enerji arz güvenliği için alternatif kaynak ve güzergâhlar hızla güçlendirilmelidir. LNG kapasitesi ve yenilenebilir enerji yatırımları artırılmalıdır.

3. Savunma ve Caydırıcılık

Hava savunma sistemleri, siber güvenlik altyapısı ve sınır güvenliği maksimum seviyede hazır tutulmalıdır. Türkiye’nin yerli savunma sanayii yatırımları stratejik önem taşımaktadır.

4. Ekonomik Koruma Mekanizmaları

Merkez Bankası rezervleri güçlendirilmeli, enerji fiyat şoklarına karşı tampon mekanizmalar hazırlanmalıdır.

5. Bölgesel Diyalog Platformu

Türkiye, İran, Irak ve Körfez ülkeleri arasında çok taraflı bir güvenlik platformu oluşturulması için girişim başlatabilir.

5. Stratejik Sonuç

ABD–İsrail–İran eksenindeki gerilim, klasik bir bölgesel çatışmadan çok daha geniş sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. İşte bu sebeple Türkiye’nin temel önceliği:

Savaşa taraf olmamak, krizi fırsata dönüştürmeden ama riskleri minimize ederek yönetmek, bölgesel barışta diplomatik ağırlığını artırmak olmalıdır.

Türkiye, tarihsel olarak krizlerin ortasında değil, çözümün merkezinde konumlanabildiği ölçüde güç kazanmıştır. Soğukkanlı, çok yönlü ve stratejik bir politika; bu tür jeopolitik sarsıntılarda en doğru yaklaşımdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdullah Şanlıdağ Arşivi