Okul saldırılarının arka planında ne var?

Okul saldırılarının arka planında ne var?

Kahramanmaraş denilince, akıllara edebiyat, kültür, şair ve yazarlar gelir. Sütçü İmam'ların diyarıdır Maraş. Şehri işgal eden Fransızları yenmiş ve kahramanlık unvanı almış bir şehirdir Maraş. 3 yıl önce depremle anıldı kadim şehir. Şimdi okul saldırısı ile gündemde. Şanlıurfa'dan gelen acı haberin şokunu atlatamadan, Maraş'tan duyulan ölümlü okul saldırısıyla yıkıldık. Bir gazeteci olarak olayı takip ettim.

Kahramanmaraş’ta yaşanan o korkunç saldırı, toplumun derinlerinde büyüyen bir yarılmanın dışa vurumudur. Henüz 14 yaşında bir çocuğun, üstelik öğretmen bir anne ve polis bir babanın evinde büyüyen bir çocuğun, böylesi bir katliama imza atması “nasıl oldu?” sorusunu basit cevaplarla geçiştirmeyi imkânsız kılıyor.

Bu mesele ne sadece bir “güvenlik zafiyeti” ile açıklanabilir ne de kolaycı bir “cinnet” etiketiyle kapatılabilir. Çünkü ortada akıl sağlığını yitirmiş bir yetişkin değil, kimliği henüz oluşum aşamasında olan bir çocuk var. Ve çocuklar, durduk yere katil olmaz. İnsan beyni 20'li yaşlara kadar şekilleniyor.

Yıllar önce Rakel Dink, eşi Hrant Dink’in katili Ogün Samast için şu cümleyi kurmuştu:

“Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz.”

Bugün o cümle, her zamankinden daha yakıcı.

Aile mi, sistem mi, çağ mı?

İlk refleksle aileyi işaret etmek kolaydır. “Polis babanın silahı nasıl korunmaz?” sorusu elbette sorulmalıdır. Bu, ihmal midir, sistem açığı mıdır, denetimsizlik midir? Hepsi araştırılmalı. Bir poliste, ruhsatlı da olsa 7 silah ne arar? Ancak bu, buzdağının sadece görünen kısmıdır.

Asıl mesele, o silahı eline alan çocuğun zihninde neyin olup bittiğidir.

Bir çocuk ya da çocuklar neden öldürmeyi düşünür?

Bu sorunun cevabı bizi üç kritik alana götürür:

1. Dijital dünyanın karanlık pedagojisi.

Bugünün çocukları, sokaktan çok ekranlarda büyüyor. Ve o ekranlar sadece bilgi değil, aynı zamanda şiddeti estetize eden, normalleştiren ve hatta yücelten içeriklerle dolu.

Bazı dijital mecralarda şiddet: Bir “çözüm” olarak sunuluyor..Bir “intikam aracı” olarak meşrulaştırılıyor. Hatta bir “kahramanlık hikâyesine” dönüştürülüyor. Bizim kuşak Cüneyt Arkın'ın vurdulu kırdılı filmleriyle büyüdük. Tommiks Teksas okuduk. Siyah Beyaz TV ile şekillendi dünyamız. Cep telefonu ile 30'lu , akıllı telefonla 40 yaşında tanıştım. Şimdi 2 yaşındaki çocuk akıllı telefonla büyüyor ve elinden telefonu aldığınızda ağlıyor.

Algoritmalar, öfkeye ve uç içeriklere daha fazla görünürlük veriyor. Yalnız, öfkeli ve kimlik arayışındaki bir çocuk için bu içerikler zehirli bir rehbere dönüşüyor.

2. Ruhsal ihmal ve görünmeyen yalnızlık

Bugün çocuklar fiziksel olarak ailelerinin yanında olabilir ama duygusal olarak derin bir yalnızlık içinde büyüyor. Maalesef cocuklarımız sanal aleme teslim.

Çocukları ihmal ettik, onların dünyasına inemedik.

Unutmayalım:

Şiddet çoğu zaman bir “güç gösterisi” değil, derin bir çaresizlik çığlığıdır.

3. Şiddetin sıradanlaşması

Toplum olarak şiddete karşı eşiğimiz düştü.

Dizi ve filmlerden haber diline kadar geniş bir alanda şiddet artık normal karşılanıyor.

Hakaret de normal oldu.

Böyle bir atmosferde büyüyen çocuk, şiddeti “anormal” değil, “kabul edilebilir” olarak kodlayabiliyor.

Su, kaynağından uzaklaştıkça nasıl kirlenirse, bizler de İslam'dan uzaklaştıkça canavara dönüştük. Okullardan din dersi, ahlak bilgisi ve zorunlu din dersi eğitiminin kaldırılmasını isteyen laik ve seküler kesim, acaba çocuk yaştaki insanların katil olmasının arka planını irdeliyorlar mı?

ABD’ye bakıp üzülürdük…

Bir zamanlar okul saldırıları denince akla sadece Amerika Birleşik Devletleri gelirdi.

“Onların sorunu” derdik.

Şimdi o görüntüler, bizim şehirlerimizde yankılanıyor.

Şunu söylemeye çalışıyorum, bu mesele yalnızca bir güvenlik sorunu değildir. Her okula bir polis gitseniz ne yazar ki, vicdanımızı kaybettikten sonra.

Bu, bir medeniyet, eğitim ve değerler krizidir.

Ne yapmalı?

Artık şu gerçekle yüzleşmek zorundayız:

Çocukları sadece akademik başarıya odaklayan bir sistem yetersizdir.

Ruh sağlığı, değerler eğitimi ve duygusal gelişim ihmal edilmiştir. Dini ve ahlaki kuralları ıskalayan bir toplum iflah olmaz.

Silaha erişim konusunda ciddi denetim eksikleri vardır. Ruhsatlı silah sayısı her geçen yıl artarken, ruhsatsız silahlanmanın çok daha vahim bir şekilde arttığını biliyoruz.

Dijital içeriklerin etkisi hâlâ ciddiye alınmamaktadır. Bu gerçekle yüzleşmedikçe çocukları kurtaramayız.

Çözüm:

Okullarda psikolojik destek sistemlerinin güçlendirilmesi elzemdir. Merhum Erbakan hoca, ağır sanayi hamlesinden önce, "önce ahlak ve maneviyat" derdi. Çocuklarda ve kendimizde Allah korkusu ve sevgisi olmadıkça, sadece beşeri tedbirlerle bu işin üstesinden gelemeyiz.

Dolayısıyla öncelikle ailelerin bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Her geçen gün dijital içerik denetimi ve medya okuryazarlığının artırılması gerekir.

Silah güvenliği konusunda sıfır tolerans politikası başlatılmalı.

Çocuklarımızı silaha ve şiddete yönlendiren karanlık dünyayı konuşmazsak, sadece faili değil, geleceğimizi de kaybederiz.

Ve her yeni olaydan sonra aynı soruyu sormaya devam ederiz:

“Neler oluyor bize böyle?”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdullah Şanlıdağ Arşivi