Mehmet GÜLER
Mülakat Değil Liyakat
Uzun uzun yazmak, tane tane anlatmak gerekiyor ama mülakatların nasıl yapıldığı, ne niyetle yapıldığı ve görülen binlerce mülakat rezaleti tecrübesi hasebiyle yazıyı hiç uzatmadan tek cümle ile ifade etmek gerekiyor.
Mülakatın adı bu coğrafyada “emek hırsızlığı”dır.
Hakkın, hukukun, adaletin, alınterinin,
masa başında çürütülmüş dirseğin, okumaktan görme yetisini yitirmiş gözlerin, tarumar olmuş psikolojinin, heba edilmiş yılların, emeğin, çiğnenmesidir.
Maddi manevi binbir emekle evladını yetiştirmiş ailelerin bir avuç il-ilçe başkanının insafına, referansına terk edilmesidir.
Bir yerlerde tanıdığı olmayan, kendi çabaları ve onurlarıyla bir yerlere gelmeye çalışan gariban Anadolu insanının emeğine göz dikilmesidir.
Mülakatlı alımların çoğunda daha mülakat yapılmadan aylar öncesinde isim listelerinin dolaştığı bir coğrafyada sürecin hakkaniyetli yürütülebileceğini düşünmek coğrafya hakikatlerinden kopuk olmaktır.
Güvenlik ile ilgili hususlarda, özel mesleklerde böyle bir sürecin yürütülmesi makul karşılanabilir ama Öğretmenlik için böyle bir sürecin yürütülmesi maalesef sağlıklı olmayacaktır.
Öğretmenlik diploması; 4-5 yıllık teorik ve uygulamalı eğitimler ve sınavlar neticesinde eğitim fakülteleri tarafından verilir.
Kamuda öğretmenlik yapabilmek içinse Genel Yetenek, Genel Kültür, Eğitim Bilimleri ve Öğretmenlik Alan Bilimleri Testi sınavlarından başarılı olabilmek şartı aranır.
Edinilen bilgileri aktarabilme becerisi ise fakülte son sınıflarında staj uygulaması ile ölçülmektedir.
Hülasa Öğretmenlik yeterliliğine sahip olabilmek için kültürel, pedagojik ve alan bilgisi yeterliliği kriterini sağlayamayan zaten kamuda istihdam edilmemektedir.
Bu sebeple bu sürece bir de mülakat eklemek sürecin doğasına aykırıdır.
Tüm bu aşamaları gecesine gündüzüne katarak geçen Öğretmenleri, bir de tüm bunlar yok sayılarak mülakata tabi tutmak süreç içerisinde bir çelişki muhteva etmektedir.
Bir husus daha var ki altı çizilmeden geçilmemeli:
Bu ülkede her şey değişiyor ama “tüm sorunların hiçbir karar mekanizmasına dahil edilmeyen ÖĞRETMENlerin sırtına yüklenmesi” geleneği bir türlü değişmiyor.
Sahada uygulayıcı olan Öğretmenlerin görüşünü almadan elbise değiştirir gibi reform yapanlar,
İdeolojik hassasiyetlerle yönetici atayanlar,
Okulları merdiven altı grupların insafına terk edenler,
Sistemi sınava entegre edip eğitimin “eğitim” boyutunu ihmal edenler,
Öğrencilere ve öğretmenlere sağlıklı, temiz, nezih ve güvenilir bir eğitim öğretim ortamı sunamayanlar,
Öğrenci ve veli isteklerini önceliklerini önceleyip Öğretmeni görmezden gelenler,
Hiçbir zaman kusurlu bulunmayıp sistemin tüm kusurları öğretmenlere yükleniyor.
Öğretmeni değersizleştirerek yapılan reformlar her zaman olduğu gibi yine başarısız olacaktır.
Altını yine çizelim;
Eğitimin merkezi Öğretmendir.
Öğretmenlerin görüşü alınmadan, maddi-manevi itibarı yükseltilmeden hiçbir süreç sağlıklı ilerleyemeyecektir.
Hülasa asıl reform;
Sorunların hiçbir karar mekanizmasına dahil edilmeyen ÖĞRETMENlerin sırtına yüklenmesi” geleneğine son verilmesidir.
Bütün anketler ve eğitimciler ara sürelerin devamı hususunda görüş beyan ederken sahanın sesi yine mi dinlenmeyecek?
04 Mayıs 2026 Pazartesi 16:14Türkçe Öğretmenlerinin Çığlıklarını ve Taleplerini Duyan Var mı?
28 Nisan 2026 Salı 08:46Ek Ders Sistemi Sil Baştan Düzenlenmelidir
01 Nisan 2026 Çarşamba 14:51Gömelim Gel Seni Tarihe Desem Sığmazsın
18 Mart 2026 Çarşamba 11:36Nöbet Görevi, Güvenlik, Sağlık ve Yardımcı Personel ile Yürütülmelidir
05 Mart 2026 Perşembe 14:55Sessizce işini yapanlar neden değer görmüyor?
25 Aralık 2025 Perşembe 11:25Sustukça Değersizleşeceğiz
20 Aralık 2025 Cumartesi 12:08Veli Merkezli Eğitim Sistemine mi Geçildi?
26 Kasım 2025 Çarşamba 17:16Bütün çocuklar onun öz yavruları gibiydi…
29 Ekim 2025 Çarşamba 10:34MEB’de Çığırından Çıkan Proje Baskısı ve Evrak Yükü
15 Ekim 2025 Çarşamba 09:42

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.