Mülk'ün Gerçek Sahibini Unutmamak
Yerin sarsılmasıyla çöken sadece yapılar değildir; insanın kendine olan güveni, kibri ve dünyayı ebedî sanan anlayışı da ağır bir imtihandan geçer.Yerin bağrından yükselen o büyük sarsıntı; gaflete dalmış gönülleri de uyandıran ilâhî bir ikazdır. Ne var ki ne acıdır ki toz bulutu dağılıp hayat normale dönmeye başladığında, insan çoğu zaman aldığı dersleri de enkazın altında bırakmaktadır.
Her büyük felaketten sonra aynı soruyu soruyoruz: "Hiç mi ibret almadık?"
Oysa yıkılan yalnızca beton, demir ve tuğla değildir. Asıl yıkılan; insanın kendisini her şeyin sahibi zannetmesi, gücüne güvenmesi ve dünyayı ebedî bir yurt sanmasıdır.
Kur'ân-ı Kerim bize bu hakikati açıkça bildiriyor:
"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye hakkıyla kadirdir."(Âl-i İmrân, 189)
İnsan ise çoğu zaman bu gerçeği unutarak sahip olduklarını kendisinin zannetmeye başlıyor. Oysa biz bu dünyada malik değil, emanetçiyiz. Sahip olduğumuz her nimet bize geçici olarak verilmiştir. Gerçek mülkün sahibi yalnızca Allahü Teâlâ'dır.
Bugün şehirlerimizi ayakta tutan kolonlardan önce, vicdanlarımızın kolonları çatlamıştır. İnşaatta yapılan hile ile ticarette yapılan sahtekârlık, verilen sözlerin tutulmaması, kul hakkının hiçe sayılması ve menfaat uğruna hakikatin göz ardı edilmesi aynı ahlaki çöküşün farklı yüzleridir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda son derece net bir ölçü koymuştur:
"Bizi aldatan bizden değildir."(Müslim, Îmân, 164)
Bu hadis yalnızca ticareti değil, hayatın tamamını kuşatan bir ahlak ilkesidir. Çünkü hile üzerine kurulan hiçbir düzen uzun ömürlü değildir. Çürük malzemeyle yapılan bina nasıl ilk sarsıntıda yıkılıyorsa, yalan üzerine kurulan toplumlar da ilk imtihanda çökmeye mahkûmdur.
Ne yazık ki çağımızın en büyük hastalıklarından biri de mal sevgisinin gönülleri esir almasıdır.
Daha fazla kazanmak uğruna doğruluktan taviz veriliyor, makam için adalet unutuluyor, servet için kardeşlik feda ediliyor. İnsan, dünyaya sahip olmaya çalışırken farkında olmadan dünyanın esiri hâline geliyor.
Tasavvuf büyüklerinin ifade ettiği gibi dünya; toprak, bina ve servetten ibaret değildir. Allah'tan uzaklaştıran her şey dünyadır. Eğer mal insanı Rabbine yaklaştırıyorsa nimettir; uzaklaştırıyorsa ağır bir imtihandır.
Resûlullah Efendimiz bu gerçeği şöyle haber vermektedir:
"Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi ise maldır."(Tirmizî, Zühd, 26)
Bugün deprem bize yalnızca binaların değil, kalplerimizin de sağlam olması gerektiğini hatırlatmaktadır.
Çünkü betonun dayanıklılığı kadar vicdanın sağlamlığı da önemlidir. Demirin kalitesi kadar imanın kuvveti de hayatidir. Ahlâk çökerse şehirler de çöker; emanet bilinci kaybolursa toplum da ayakta kalamaz.
Enkazların arasından kurtulan nice insanlar vardır; fakat hırsın, kibrin ve dünyevileşmenin enkazı altında yaşamaya devam eden daha nice gönüller bulunmaktadır.
Asıl kurtuluş, sadece bedenlerin değil, kalplerin de kurtuluşudur.
Henüz tövbe kapısı açıktır.
Henüz yönümüzü yeniden Mülk'ün gerçek Sahibine çevirebiliriz.
Henüz kalplerimizi yalandan, hileden, kibirden ve mal tutkusundan arındırabiliriz.
Unutmayalım ki dünyaya ne kadar sahip olduğumuz değil; Rabbimize ne kadar yakın olduğumuz önemlidir. Çünkü sonunda hepimiz bir kefene sarılacak, geride bıraktığımız serveti değil; götürdüğümüz amelleri beraberimizde taşıyacağız.
Depremler gelip geçer.
Fakat ilahî ikazları unutan toplumların enkazı, taş ve topraktan çok daha ağır olur.
Ey Mülkün Yegâne Sahibi olan Yüce Rabbimiz!
Sarsılan yerin ve göğün azameti karşısında ne kadar aciz olduğumuzu kabul ediyor, huzurunda mahcubiyetle boyun eğiyoruz. Kalplerimizi dünya hırsından, mal sevgisinden, yalan ve hileden pak eyle. Bizlere ibret almayı, emanet bilinciyle yaşamayı ve sana kul olmanın idrakine varmayı nasip eyle. Yıkılan gönüllerimizi imanın ve marifetin nuruyla ihya et. Bizleri aldatanlardan da aldananlardan da eyleme; rızana uygun, doğru ve sadık bir ömür sürmeyi cümlemize ihsan eyle.
Âmin, yâMuîn...

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.