Gömelim Gel Seni Tarihe Desem Sığmazsın

Gömelim Gel Seni Tarihe Desem Sığmazsın

Tarih Eğitimi alanında Lisansüstü Eğitim çalışmaları yaptığım bir süreçte hazırlamış olduğum bildirimin Çanakkale 18 Mart Üniversitesinden kabul davetini almıştım.

2014’ün mart ayında;"4. Ulusal Çanakkale Muharebeleri Sempozyumu"nda yapacağım konuşma için hazırlıklarımın son rütuşlarını yapıyordum.

Yaşamım boyunca sözlü Çanakkale anıları ile büyümüş, o "toprakları" hep merak etmiş bir genç olarak bu sefer bilimsel ve kıymetli bir platformda, değerli akademisyenlerle birlikte o "topraklarda" evdadımızı anlatacak olmanın farklı, gururlu ve bir o kadar da hüzünlü bir heyecanını yaşıyordum.

Ve nitekim yolculuk vakti gelmişti.

Yine Çanakkale gibi nice acıların yaşandığı, şiirlerde kendine yer edinmiş, bir meydan muharebesine adını vermiş değerli "topraklardan"; toplumun belleğine kanlarla kazınmış, “Akif'in mısralarında ölümsüzleşen bir destan”a doğru yol aldık.

“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.”

“Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;

Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana,

Yine de bir şey yapabildim diyemem hatırana.”

Kente henüz yaklaşmadan anlam veremediğim belirsiz, donuk ve hüzünlü bir ifade büründü çehreme.

Otobüsün camına başımı dayamış, Şehit Teğmen İbrahim Naci'nin günlüklerini okurken üzerinde ilerlediğimiz topraklara farklı bir derinlikte bakarken buldum kendimi.

Ve bir dize çınladı kulaklarımda;

“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı”

Farklı, mistik, insanı düşünmeye sevk eden bir koku, gözleri yaşartan bir his vardı bu topraklarda.

Ve günlük Şehit Teğmen İbrahim Naci’nin şu satırlarıyla noktalanıyordu:

“ Saat 05.00’ de ‘silah al’ emriyle uyandım. Saat 07.00. Geceden beri düşman taarruz ediyor. Şimdi gidiyoruz. Allah hayreylesin. Milyonlarca top ve tüfek patlamaları. Şimdi birinci onbaşım yaralandı. Allah’a ısmarladık!”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet GÜLER Arşivi