Ayrıcalık Yoktur
Allahü teâlânın emir ve yasakları hususunda biz profesörlerin ayrıcalığı yoktur. Biz de kuluz. Biz de dînî emir ve yasakları yapıp yapmamakla sorumluyuz. Adeta profesör oldukları için kendilerini sorumsuz addeden bazı profesörler vardır. Televizyonda boy gösteren bu tür profesörlere acımak lazımdır. Bakıyorsunuz söylediği bazı süslü dünyevî sözlerinden dolayı büyük tezahüratla alkışlanıyor. Ancak ne kadar islâmiyeti yaşıyor ve topluma tavsiye ediyor, buna bakmak lazım. Alkışlar insanı kurtarmaz. Bir tarafta da utanmadan Allahü teâlâyı inkâr eden ateist de var. Ne yazık ki düşünce hürriyeti denilerek, bütün milletin gözü önünde kendisine karşılıksız kan ve can veren Allahü teâlâyı pişkinlikle inkâr etmesine müsaade ediliyor. Ne günlere kaldık.
Diğer taraftan bazı ikinci kısım profesörler vardır ki, şöhret için Müslümanlarca asırlarca yaşanan müçtehidlerin içtihadlarına aykırı olarak, tam aksine kendi görüşünü savunması ne kadar ahmaklıktır. Din adına insanları zehirlemektedirler. Esas olan ehl-i sünnet itikadında olmak ve ahkâm-ı şer’iyyeye uymaktır. Bu tür profesörler, meşhur olmak için aykırı söz sarfediyorlar ve zıt davranışlar da bulunuyorlar. Maalesef psikolojileri bozuktur. Ya da kendilerini çok zekî zanneden ahmaktırlar. Nitekim İstanbul-Süleymaniye Kütüphanesi müdür makamında doktora hocam Ahmet Subhi Furat ve müdür Muammer beyle oturuyorduk. Hocam bu mevzuya dâir meâlen “Muhalelefet et ki, meşhûr olasın” sözünü söylemişti. Bu da bir ruh hastalığıdır. Hatta çocukluğumuzda bazı kişiler meşhur olmak için hırsızlık yaparak gazetelerde fotoğraflarının yayınlanmasına çalışırlardı.
Bazılarını yakinen tanıyınca, çok üzülmüşümdür. Nitekim İstanbul Müftü Yardımcısı iken Aksaray semtinde muhteşem bir sanat eseri olan Valide Sultan Camisinde vaaz etmek için gittiğimde, imam odasında imam Muharrem Aslantürk ile akademisyen Yaşar Nuri Öztürk’ün bir dînî konuda sohbet ettiklerine şahid oldum. Maalesef Yaşar Nuri yanlış bilgiler verdiği için müdahele ettim ve son derece mahcup oldu. Muaharrem hoca, bu zat benim hemşehrimdir, hocam Allahü teâlâ razı olsun, haddini bildirdiniz dedi. Bundan bir kaç gün sonra Edebiyat Fakültesi’ndeki İslâmî İlimler Enstitüsü’nde doktora yaparken, benim doktora hocamı ziyarete gelmişti. Hocam, ilahiyatçı olduğu için Yaşar Nuri’ye bir dînî sual sordu. Eliyle işaret ederek beni gösterip müftü efendiye sorun hocam demişti. Bir ara Bayezit’te karşılaştık. Yanımda oğlum Mehmet de vardı. Hocam Mehmet’e kanun öğrettirseniz çok iyi olur. Çünkü benim oğlum kanun çalıyor kendimden geçiyorum demişti. Ne vahim durum.
Bazı profesörler de, inançlı veya inançsız görünen flozofların etkisi altında kalmaktadırlar. Herşeyi kendi küçük aklına uydurmaya çalışmakta ve vahyi ınutmaktadırlar. İmâm-ı Gazâlî, yolunda gittikleri meşhur felsefecileri, şu üç maddede küfürle ithâm ediyor:
1.Âlemin ezelî olduğunu söylemeleri.
2. Allahü teâânın küllileri bilip, cüz’îleri bilmemesi.
3. Öldükten sonra dirilmeyi ve cesedlerin haşrını inkâr etmeleri.
Nitekim Paris’te okurken, ilahiyat sahasında doktora yapan bir Türk arkadaşın evine gittim. Kahve ikram etti. Önüne Kur’ân-ı kerîm’i açmış çalışıyordu. Sohbet sırasında bana, “Kur’ân’da aklıma uymayan bir âyet olursa, o âyeti reddederim.” dedi. Ben de “Arkadaşım senin kafanın çatlak olmadığını nereden anlayacağız” dedim. Kim olursan ol, birgün hesaba çekileceksin. Allahü teâlâ ehl-i sünnet itikadında olmayı ve ahkâm-ı şer’iyyeye uymayı nasip eylesin.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.