Tedbir Alınmalıdır

Tedbir Alınmalıdır

“Kitap en iyi dosttur” sözü çok yaygındır. Şüphesiz kitap dünya ve âhirete faydalı olduğu zaman en iyi dosttur. Şayet muhtevası itibariyle maddî ve manevî değerlere zararlı ise, bu tür kitaplar asla dost olamaz.

İlerlemiş ülkelerde her yıl gelişmişlik seviyesi, kişi başına düşen millî gelire endeksli olmayıp, kişi başına düşen matbu eser sayısına bağlıdır.

Her yıl mart ayının son haftası, kütüphâne haftasıdır. Osmanlıların ilk dönemlerinde kütüphâneler câmi, medrese, imâret ve tekke gibi hayır kurumlarının bünyesinde kuruldu. Daha sonra müstakil ve düzenli kütüphâneler kurularak ilim mîrası sonraki nesillere nakledildi.

Diğer taraftan günümüzde kütüphanelerin durumu vahimdir. Çünkü nerede ise kütüphane olma fonsiyonunu ve özelliğini yitirmek üzere olup, bir okuma salonu olma özelliğini taşıma tehlikesiyle başbaşadır. Gençler, İl Halk kütüphaneleri ve Vakıf Kütüphanelerindeki kitaplardan yaralanmadan daha çok ünivesite sınavlarına, memuriyet sınavlarına veya ödevlerini yapmak için kütüphanelere gelmektedirler. Eğer tedbir alınmaz ise yakın gelecekte kütüphanelerdeki o değerli eserler hiçbir işe yaramayacak ve tamamen kütüphaneler “Okuma Salonu” olacaktır. Bu yüzden Millî Eğitim ve Kültür Bakanlığının âcilen tedbir alması gerekmektedir.

En önemlisi de Türkiye’deki “Yazma Eserler Kütüphaneleri” nin durumudur. Madden ve manen çok zengin yazma eserler kütüphanelerine sahibiz. Ne yazık ki bu kütüphaneler de fonksiyonunu yitirmek üzeredir. Çünkü bilhassa kendi akademik çalışmalarımızı yazma eserler kütüphanelerindeki orijinal eserlerden faydalanarak yapardık. Biz de hocalarımızın yolunu takip ederek üniversitede yazma eserlerden mezuniyet tezi, yüksek lisans ve doktora yaptırırdık. Maalesef hocaların kolaya kaçarak veya yazma eserlerin önemini anlayamıyarak, ekseriya matbu eserlerden tezler yaptırdıkları görülmektedir. Halbuki bu yazma eserler kütüphanelerindeki pahabiçilmez yazma eserlerin tanıtımlarının yapılması ve bilim dünyasına kazandırılması gerekir. Bunun yanısıra halkın ve öğrencilerin kütüphânelere devamı sağlanmalıdır. Bunun da yöntem ve çareleri vardır. Nitekim İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi’nde araştırma yaparken, Avrupa’dan gelen akademisyenlerin fen dalları da dâhil bir çok sahadaki yazma eserlerden istifade ettiklerini gördüm. Mesela İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi, Bayezid Kütüphanesi, Ankara Millî Kütüphane ve Konya Bölge Yazmalar Kütüphanesi’nde fen, tıp, teknik, edebiyat, tarih ve din ilimlerine dair çok değerli yazma eserler mevcuttur. Yazma eserler denince sadece dînî ilimlere dair kitaplar akla gelmektedir.

Bizzat Avrupa ve Ortadoğu ülkelerindeki Yazma Eserler Kütüphalerinde araştırmalarım sırasında Türkiye’deki nadir eserlerin bu kütüphanelerde bulunmadığını tespit ettim. Bu şansımızı heba etmemeliyiz. Bir topluma en büyük zarar, kütüphanelerinden ve kitaplarından uzak tutularak verilir.

Ecdadımızın bize bıraktığı kültür hazinesi olan bu eserlere son derece ihtimam gösterip, haricî zararlı unsurlardan korumalı ve hırsızlık yapılmasına da fırsat verilmemelidir. Şahısların ellerindeki yazma eserler değerleri verilerek kütüphanelere kazandırılmalıdır. Hatta bizzat anadolu’da meskenleri gezerek yazma ve matbu eserler satın alınmalıdır. Maalesef yıllar önce bir tanıdığım babamdan hatıradır diyerek, değerli yazma ve matbu eserleri bir sandık içinde hayvan gübreleri arasında ahırda sakladığına şahid olmuştum. Allahü teâlâ bu kütüphanelerdeki kitaplardan ilmî gıda edinmeyi nasip eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Recep Dikici Arşivi