İnsana Mahsustur

İnsana Mahsustur

İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki iki ciltlik Arapça şiir divânuındaki meâlen “Sabrın da bir ölçüsü vardır” cümlesini okudum. Bu söz, insanın zorluklara karşı tehammülü açısından bir gerçeği dile getiriyordu. Muhakkak ki insanların sabır ve tehammül dereceleri farklıdır.

Sabır, insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. Çünkü çok noksandırlar. Meleklerin ise sabra ihtiyacı yoktur. Çünkü kâmildirler. Burada son derece sabır ve tehammüle, bir seyyâhı ve bir peygamberi misâl gösterebiliriz.

Çok sayıda seyahatlerde bulunan Evliyâ Çelebi’nin nasıl tehammül ettiği dikkatimizi çekmektedir. Hâce Ahmed Yesevî soyundan geldiğini zikreden Evliyâ Çelebi, İstanbullu bir seyyahtır. Bazan resmî memurluk, bazan da ufak tefek maiyet memurluğu ile Anadolu, Suriye, Irak, Mısır, İran, Macaristan, Lehistan (Polonya), Almanya, Felemenk (Hollanda, Belçika), Danimarka, İsveç ve Rusya’ya seyahat edip, Kırım yolu ile İstanbul’a avdet ederek, on cilt tutan mufassal bir seyahatnâme kaleme almıştır ki, ikdam matbaası tarafından altı cildi basılmıştır. On ciltlik bu eserin tamamı, İstanbul Selimiye ve Beşirağa Kütüphanelerinde mevcuttur.

Yine ibret alınacak bir kişi, Eyyüp aleyhisselâmdır. Pek çok malı ve Şam tarafında nice emlâkı vardı. Yedi kişi iman etti. Çocukları öldü, malı mülkü elinden gitti, hamd etti. Hasta oldu, sabr etti. Bedeninde yaralar açıldı, yine sabr etti. Yaraları kurtlandı, yanına kimse varamaz oldu. Yalnız zevcesi Rahmet ona hizmet ederdi. O yine sabreder ve ibadetine devam ederdi. Allahü teâlâ onu sabır sıfatı ile zikedip, “Doğrusu biz onu sabırlı bulduk” buyurdu. Allahü teâlâ “Biz onun duâsını kabul ettik” buyuruyor. İmâm Cafer Sâdık (radıyallahü anh) şöyle anlatır: Musibet müddeti uzayınca, şeytan, ey Eyyüp, bu beladan kurtulmak istersen, bana secde et dedi. Mübarek kalbi, gayretten çoştu ve: “Belâdan sızlanmıyorum, ama düşmanın haris olmasından çoşuyorum, kaynıyorum” deyip: “Bana hastalık isabet etti”. buyurdu. Görünüz ki, o melûn, peygamberden bile ümidini kesmiş değil.

Yedi sene hasta kaldı. Sonra iyileşti. Cenab-ı Hak, sabrına karşı ona eski mal, mülkü ve evlâdını iâde etti. Hatta fazlası ile. Hatta on oğlu yerine yirmialtı oğlu olduğunu İbn Abbâs’ın bildirdiği hadîs-i şerifte Dahhâk (rahmetullah aleyh) bildirmektedir. Eyyüp aleyhisselamın belâsı âfiyet haline dönüşünce, o gece seher vaktinde bir Ah eyledi. Sebebini sorduklarında,: “Her gece, seher vaktinde, ey bizim hastamız, nasılsın?” diye bir ses duyardım. Şimdi o vakit geldi ve “Ey sıhhatli kulum, nasılsın?” sesini duymadım, bunun için ağlıyorum” buyurdu. Bişr adında bir oğlu olup, kendisinden sonra yerine geçti ve peygamber oldu. Eyyüp aleyhişsselam yüzkırk sene yaşadı.

Belaya sabretmek lazımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka bela yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allahü teâlâ, senin iyiliğini senden iyi bilir.

Allahü teâlânın, her yaptığımızı her düşündüğümüzü bildiğini unutmamalıyız. İnsanlar birbirinin dışını görür. Allahü teâlâ ise, hem dışını, hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olur. Allahü teâlâ dertlere ve zorluklara karşı sabır ve tehammül nasip eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Recep Dikici Arşivi