Camilerin de Dili ve Hatıraları Vardır

Camilerin de Dili ve Hatıraları Vardır

Ecdadımızın inşa ettiği camilere daha girmeden mevtaların medfûn olduğu hazîreler vardır. O hazîrelerden geçerken en azından bir fatiha okuyup, orada yatanlara bağışlamak ne güzel bir hediye takdimidir. İkincisi cami haziresinin beş vakit ölümü bizzat hatırlatmasıdır. “Ey insan! Burada yatanlar da senin gibi ne büyük ideallere sahipti. Fakat beklenmedik bir yaşta Azrail aleyhisselam geldi ve ruhunu kabzetti. Dünya ile olan bütün ilişkileri sona erdi” diyerek, cami cemaatını gafletten uyandırmasıdır.

Diğer taraftan cami cemaatı sözkonusu cami içinde tezyinat olarak duvarları süsleyen Allahü teâla, peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, Hazret-i Ebûbekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali’nin mübarek isimleri ile Kelime-i tevhîd (Lâ ilâhe illallah) ve Âyete’l-kürsî gibi Kur’ân-ı kerimden kısımlar görülmekte ve otomatikmen göz, dil ve kalp bağlantı kurarak zikir atmosferine girmekteydi.

Ne yazık ki günümüzde astronomik rakamlara bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yukarıdaki özelliklerden mahrum dört duvardan ibaret kutu gibi estetiksiz camiler yapılmaktadır. Daha önemlisi de adeta şiilerin etkisi altında kalarak veya dört büyük halife hakkında cehalet göstererek duvarlarda isimlerine yer verilmemektedir. Hatta resterasyon altında bu mübarek isimlerin kaldırılması ve değiştirilmesi tahribatının yapıldığı da basında yer almaktadır.

Dış kapısında sultanların bile eğilerek girmesini sağlamak için zincir bulunan Sultanahmet Camisinin, İstanbul Müftü Yardımcısı iken başlı başına bir kültür ve medeniyet merkezi olduğuna şahid oldum. Gönenli Mehmet Efendi yaşına rağmen Anadolu’dan gelen gençlerin iaşe ve ibatesini sağlar, memuriyet görevi almaları için zemin hazırlardı. Fatih-Fındıkzade semtinde Lütufpaşa Camisinde vaaz ederken, Gönenli Mehmet Efendi de çok yakın bir camide kadınlara vaaz ederdi. Dostlarım meşhur sahhâf Hacı Muzaffer Ozak ve Derseadet kitabevinin sahibi sahhâf İbrahim Subaşı’dan elyazması ve eski harfli matbu eserler satın alarak bir kütüphane oluşturup satan bir Erzurumlu imamı da vardı.

Sultanahmet Camisinin açılışında Üsküdarlı Azîz Mahmûd Hüdâyî hatiplik görevini, Şemsiyye tarikatı velîlerinden Abdülehad Nuri ise kürsüde vaizlik görevini yapmıştı. Abdülehad Nuri, İstanbul’da doğmuş olup, Mesnevî şârihi Abdülmecîd Sivasî hazretlerinin yeğenidir. Kendisi velî ve şâir olup, şiir divânı vardır. Hamdolsun İstanbul’un üç büyük evliyasından Murâd-ı Münzevî hazretlerinin türbesine yakın (diğer ikisi Unkapanı’na inerken solda Muhammed Emin Tokadî ve Üsküdar Bağlarbaşı semti Kartal Baba Camisi yanındaki Ebü’l-Fettâh el-Akrî el-Bağdâdî), Eyüp Sultan-Nişanca semtindeki hocası ve amcası Abdülmecid Sivasî hazretlerinin türbesi ile Abdülehad Nuri hazretlerinin türbesini ziyaret etmek nasip oldu.

Sultan Üçüncü Ahmed devrinde müderrislik ve İstanbul Kadılığı yapan İsmâil Efendi (ö.1724), şeyhülislam olan Osmanlı âlimlerindendir. İstanbul’da Sultan Selim civarında, yani Çarşambada doğduğu evin arsasında, Kâbe-i muazzama’nın eni, boyu ve yüksekliği ölçülerine uygun Kâbe-i muazzama büyüklüğünde bir mescid, bitişiğinde bir mektep, bir Dârü’l-hadîs ve bir de şadırvan yaptırmıştır. Kendisi ve kendinden sonra şeyhülislam olan oğulları İshak ve Esad Efendiler bu mescidin yanında medfundurlar. Allahü teâlâ tarihinden ve camilerinden ibret alan kullarından eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Recep Dikici Arşivi