Son Damla ‘Eşekname’ydi, Eşekler Çok Alındı

Çünkü birisini veya bir şeyi örnek alma, kişinin kültürüne, anlayışına, kabiliyetine ve beklentilerine göre değişir.

Yazarlık hayatımın büyük bir bölümünü mizaha ayırmış birisi olarak, mizahla içiçe olan veya mizahi yönü ağır basan her şeyi dikkate alıyorum.

Prof.Dr.Mehmet Sait Doğan da, dikkate aldığım ama örnek göstermediğim kişilerin başında geliyor.Elbette bunun sebebini anlatacağım ama önce bir mola verelim ve kıssa anlatalım…

***

Zamanın birinde bir medrese talebesi, hocasından icazet alarak memleketine dönmek ister. Ancak hocası, öğrencisinin siyaset ilminde eksiği olduğunu düşünerek, bir yıl daha eğitim almasını ister. Öğrencinin memleket hasreti galip gelir ve gitmekte ısrar eder. Hocası da icazetini vererek gönderir.

Kadı adayı olan genç molla yola çıkar, dere tepe düz gider ve yolu bir köye düşer. Öğle namazı için bir camiye girer ve o esnada da köyün imamı cemaate vaaz vermektedir. Bir köşeye oturan çiçeği burnunda mollamız, imamın her tarladan bir kesek aldığını ve hiçbirinin de doğru olmadığını anlayınca hemen itiraz eder. İmam bozulur, cemaat homurdanır. İmam devam eder, mollamız yine yanlışa dayanamaz ve “Hoca hoca, hep yanlış bilgi veriyorsun, hem sen hem cemaati dinden çıkaracaksın” diye tepki gösterir. İmam yine bozulur, cemaat zıvanadan çıkar. Üçüncüde mollayı arasına alan cemaat onu bir güzel döver. Deyim yerindeyse ağzını burnunu dağıtırlar.

Molla o halde memlekete gideceğine gerisin geri medreseye döner, hocasını bulur, “Ben ettim, sen etme. Seni dinlemedim, başıma neler geldi” diyerek eğitimine kaldığı yerden devam etme kararında olduğunu söyler.

Bir yıl sonra, bizim mollamız, gerçek bir molla ve kadı adayı olarak mezun olur, icazetini alarak tekrar yola koyulur. Yol ya bu, aynı köye düşer.

Yine bir öğle namazı için camiye girer ve yine aynı hoca, cemaatine vaaz vermektedir ama yalan yanlış bilgiler de artarak devam etmektedir.

Molla ayağa kalkar, cemaate dönerek; “Ey cemaat. Böyle bir hocaya, böyle bir âlime, böyle bir evliyaya sahip olduğunuz için ne kadar şükretseniz azdır. Bu hocanız o kadar mübarek bir zattır ki, onun sakalından bir kıla sahip olmak bile sizin için büyük bir onurdur” demiş ve cemaat hocanın üzerine çullanarak sakalından bir kıl çekmek için uğraşmış, adamın pestilini çıkarmakla kalmamış, yolunmuş tavuğa döndürmüşler.

(Bu hikâye tam böyle değildi, çok uzundu ama öz olarak böyleydi.)

Elbette Prof.Dr. Mehmet Said Doğan hocamız, tahsilini yarım bırakıp, siyaset ilmini eksik edenlerden değildi. O, yanlışların içerisinde doğruları olan birisiydi.

Oysa kendisi de biliyor ki, Bediüzzaman Said Nursi, “Her söylediğin hak olsun. Fakat, her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat, her doğruyu demek doğru değildir.” demişti.

Hani bir de “hep doğru söylediği için” mahkemeye düşen bir zat vardı. Hâkim o zata, “Hiç insan doğruyu söylediği için mahkemeye düşer mi, hele bana bir doğru söyle” demişti de, o da “Sizin bir gözünüz kör, takma göz kullanıyorsunuz” demiş ve almıştı cezasını!

***

Adıyaman’ın Artan köyünde doğan,Artanlı Mehmet Said Hocanın torunu, İmam Hatip Lisesinde görevliHalit Doğan’ın oğlu olan Prof.Dr.Mehmet Said Doğan, zekasıyla, çalışkanlığıyla, araştırmacı kimliğiyle, toplum bilimciliği ve sosyolojideki başarısıyla, sadece görevli olduğu Sakarya Üniversitesini değil, yaşadığı toplumu da en iyi analiz edenlerden birisiydi.

Ama dilinin kemiği yoktu. Öyle dümdüz “dilinin kemiği yoktu” demek değil, gerçekten de yoktu.

Doğruyu, yalnızca doğruyu söylemeye ant içmişti bir kere…

Yanlış gidene “yanlış” dedi. 1,2,3 ve son olarak 9’uncu köyden kovularak, onuncu köyde işsiz kaldı.

Kendi alanıyla ilgili yazdığı kitapların dışında, Çağımızın Nasreddin Hocası diyeceğimiz kadar mizahi eserlere de imza attı ve son damla belki de ‘Eşekname’ydi, eşekler buna çok alındı…

2007 yılından 2011 yılına kadar çetelere karşı mücadele etti, dayak yedi, horlandı, aşağılandı, 2011 yılında meslekten edildi, mağdur bırakıldı ve en kötüsü, çetelere karşı mücadele edenler de arkasında durmadı. Yıl olmuş 2024 ve o halen profesörlüğü etiket olarak kullanmaktan öte bir şey yapmıyor/yapamıyor. Üstelik bütün hukuki yolları deneyip, aklandığı halde…

Şimdi ben çocuklarıma Mehmet Said Doğan, nam-ı diğer Hayrullah Şanzumi’yi örnek gösteriyor, örnek alıyorum ama şunu da ekliyorum; “oğlum profesör ol, ol ama bu amca gibi sakın olma. İşsiz kalırsın, aç biilaç yaşayıp gidersin, arkanda duranı da bulamazsın!

Ama sonra kendime bakıyorum; behey Naif bey, sen de onucu köyü mesken edinenlerden değil misin?diye sessizce aynadaki yansımama karşı haykırıyorum!

***

Prof.Dr.Mehmet Said Doğan’ın sosyolojiyle ilgili kitaplarını okumanızı tavsiye ederim ama en çok da mizah kitaplarını okumanızı hararetle öğütlerim;

“Arname, Azapname, İntizarname, Ceberrutname, Curufatname, Çilename, Darname (Keloğlan'ın Darnamesi), Güvercinname, Hıyarname, İnsanname, Közname, Şanzumanname, Taharetname, Üçüncü Harname (Eşek Kitabı) ve Zuhuratname.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Naif Karabatak Arşivi