Siyasetin Tadı Çörek Gibi!
Dostlarla bir araya gelmiştik… Konu, nereden açıldıysa eski Ramazan Bayramları’na ve çöreklerin o eşsiz tadına geldi. Bir anda hepimiz çocukluğumuza döndük.
Bayrama bir hafta kala evlerde büyük bir telaş başlardı. Çöreklik hamurlar yoğrulur, büyük teşt ile , mahalle fırınına götürülürdü. Fırıncı sadece pişirirdi; ne keser ne açardı. Hamurlar, fırın sırası bekleyen komşuların yardımlaşmasıyla açılırdı. O dayanışmanın, o imecenin tadı ayrıydı.
Çaylar demlenir, sıcak çörekler yeni : biri bağırır sıra sana da geliyor haaaa diye..
Zembillere konulan sıcacık çörekler eve gelir, mis gibi kokular sokağa yayılırdı. Annem elime tepsiyi tutuşturur, “Bu komşuya beş tane, ötekine şu kadar…” diye bizi adeta çörek dağıtımına çıkarırdı. O dağıtımın içinde hem paylaşmak hem de gönül almak vardı.
Her eve nüfusu sayısınca verilirdi, onlar yapınca da onlardan da bize gelirdi. Çocuklar için çörekler komşulara dağıtmak ayrı bir zevkti, Ramazan Bayramının müjdecisi idi.
Her çöreğin tadı da bir olmazdı. Kimi tereyağlı, kimi çökelekli, kimi lor peynirli… Hele varlıklı komşuların çörekleri ayrı bir beklenirdi. Ama asıl lezzet, o paylaşımın içindeydi.
Bahçeye saca kurulur, Kelle kazanlarda hoşaf kaynardı. Eve gelen herkese çörek ve hoşaf ikram edilirdi. Bugün dönüp baktığımızda, o günlerin tadı gerçekten baldan tatlıydı.
Şimdi ise… Her şey hazır. İsteyen istediği gün gidip çörek alıyor. Ama o eski tadı bulmak mümkün mü? Hayır. Çünkü lezzeti veren sadece malzeme değil; emek, paylaşım ve samimiyetti.
Sohbet böyle başladı ama konu dönüp dolaşıp siyasete geldi.
Eskiden siyaset de böyleydi. Herkesin bir derdi, bir iddiası, bir hedefi vardı. Tartışmalar olurdu ama içinde bir “memleket meselesi” ciddiyeti bulunurdu. Ağır sanayi konuşulurdu, barajlar konuşulurdu, eşitlik, özgürlük, milliyetçilik konuşulurdu. Herkes neyi savunduğunu bilir, neyi hedeflediğini anlatırdı.
Bugüne baktığımızda ise tablo biraz farklı…
Bir yanda yapılan büyük yatırımlar var: deprem bölgesinde yüz binlerce konut, iş yerleri, savunma sanayinde atılan adımlar, köy evleri… Ama bunlar yeterince konuşulmuyor.
Diğer yanda ise sürekli eleştiriler, sürekli şikâyetler… Emekli maaşı, asgari ücret, zamlar… Elbette bunlar önemli. Ancak siyaset sadece eleştirmekle değil, çözüm üretmekle de anlam kazanır.
Asıl sorun şu: Siyasetin dili değişti. Tat kaçtı. Tıpkı o eski çörekler gibi…
Eskiden çöreğin içinde samimiyet vardı, şimdi ise sadece şekil var. Eskiden siyasetin içinde hedef vardı, bugün çoğu zaman sadece tartışma var.
Oysa bu ülkenin, bu milletin ihtiyacı; yeniden o eski tadı yakalamak. Hem sofrada hem siyasette…
Paylaşmanın, üretmenin, anlatmanın ve en önemlisi samimiyetin tadını…
Çünkü ne çörek eski çörek, ne de siyaset eski siyaset…
Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel, Alpaslan Türkeş, Bülent Ecevit siyasetini o günleri bizim kuşak çok özlüyor ama giden geri gelmiyor.
Ama unutmayalım: İkisini de yeniden güzelleştirmek bizim elimizde.
Birlik olalım, iyi yapılanı görmeme kör siyaset yerine, bugünden sonra ne yapacağımızı anlatalım, paylaşımcı olalım dost ve kardeş olalım mesele kalmaz !
Hayırlı günler diliyorum.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.