Çerkes Matem Günü

Çerkes Matem Günü

Çerkes Matem Günü, Çerkesler'in Çerkes Soykırımı'nı anmak amacıyla, 21 Mayıs’ta, dünya çapında düzenledikleri matem günüdür.

Öyle ki; Çerkes Soykırımı’nı anmak amacıyla, Çerkesler, 1990 yılında, 21 Mayıs'ı Matem Günü olarak belirlemişlerdir.

21 Mayıs’ın Önemi

21 Mayıs günü, Rus – Çerkes Savaşı'nın son muharebesi olan Qbaade Muharebesi'nin tarihidir ve böylelikle, sembolik bir anlam taşıyan bu günü Çerkesler özellikle seçmişlerdir.

Qbaade Muharebesi

Qbaade Muharebesi, Rus – Çerkes Savaşı'nın ve Kafkasya’daki direnişin son askeri çarpışmasıdır.

Muharebe, 21 Mayıs 1864 tarihinde, Kızıl Çayır olarak bilinen bölgede, yaklaşık yüz bine yakın Rus ordusuyla, yirmi bin kişilik Çerkes direniş kuvvetleri arasında gerçekleşir.

Cephe hatlarını yarmaya çalışan Çerkes güçleri, ağır topçu ateşiyle engellenirler.

Bir başka ifadeyle, topraklarını savundukları bu son savaşta, Çerkesler, ezici Rus üstünlüğü karşısında yenilgiye uğrar.

Çerkesya ise, tümüyle Rusya’nın kontrolüne geçer.

Soykırımın Zirve Noktası

Rus – Çerkes Savaşı'nı fiilen sona erdiren bu muharebe, Çerkes Sürgünü'nü tetikler.

Öyle ki; Çerkes halklarının vatanlarından sürgün edildikleri Qbaade Muharebesi, Çerkes Soykırımı sürecinin zirve noktasıdır.

21 Mayıs Çerkes Matem Günü

Yaşanılan bu trajediyi hatırlamak ve yaşamını yitirenleri anmak amacıyla, Çerkesler, 21 Mayıs’ı Matem Günü kabul ederler.

Dünya Yasta!

Rusya Federasyonu'nun Adıgey, Kabardey - Balkar ve Karaçay - Çerkes Cumhuriyetlerinde ve ayrıca, Krasnodar Krayı'nın Çerkes Köylerinde resmi izin günü olan 21 Mayıs’ta, Abhazya Cumhuriyeti Hükümeti de matem tutar. Aynı şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Almanya’da, Ürdün’de ve buna ilaveten, Orta Doğu'nun büyük Çerkes diasporasına sahip ülkelerinde de mitingler ve yürüyüşler düzenlenir. Dolayısıyla, dünya çapında matem tutulur.

Türkiye’de ise, Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED), Çerkes Dernekleri Federasyonu (ÇERKED) ve Abhaz Dernekleri Federasyonu (ABHAZFED), bu güne özel etkinlikler ve anma törenleri düzenlerler. Öyle ki, bu törenlerde, Kur'an okunur. Ayriyeten, Nart Ateşi yakılır.

Nart Ateşi

Nart Ateşi, Kuzey Kafkasya Mitolojisi’nde, kahramanların devlerden ateşi alarak, insanlığa yani Nartlara getirmesini ve kültürel aydınlanmayı simgeler.

Öyle ki; Kuzey Kafkasya Mitolojisi’nde, bu ateş, insanların donmaktan kurtulmasını sağlayan kutsal bir motiftir.

Kafkas ve özellikle de Çerkes Mitolojisi anlatılarına göre, kıvılcım saçan kahraman Sosruko, soğukta kalan Nart Halkını kurtarmak için, Nart Ateşi’ni devlerden ve karanlık güçlerden alarak, insanlığa getirir.

Nart Ateşi kavramı iki farklı kültürel bağlamda öne çıkar.

Mitolojik Kökeni

Nart Destanları'nda, devlerin elindeki ateşi, usta kahramanların insanlara getirmesi anlatılır.

Öyle ki; bu eylem, insanlığın doğaya karşı mücadelesinde bir dönüm noktasıdır.

Ayrıca, sanatın ve medeniyetin başlangıcı kabul edilir.

Kültürel Anlamı ve Sürgün Anmaları

Çerkes Sürgünü ve Soykırımı Anmalarında, deniz kenarında ve özellikle de Kefken Babalı Sahili’nde yakılan Nart Ateşi, yüz elli yılı aşkın zamandan beri, hafızaların canlı tutulmasını, Sürgün Trajedisini ve Kafkas Kültürünün yaşatılmasını simgeler.

Günümüzde Nart Ateşi

Nart Ateşi, günümüzde, anavatanlarından koparılan Çerkeslerin sürgünü ve acıyı anmak amacıyla her yıl deniz kenarında yaktıkları sembolik ateştir.

Sosruko

Kuzey Kafkasya'nın Nart Destanları’ndaki en ünlü ve merkezi mitolojik kahraman Sosruko, kurnazlığı, gücü ve insanlığa ateşi getirmesiyle bilinir.

Yunan Mitolojisi’ndeki Prometheus gibi evrensel motiflerle benzerlikler taşıyan Sosruko, devleri oyuna getirerek, Nartlara ateşi ve darı tohumunu geri kazandırır.

Sosruko’nun ayriyeten, uçabilen, konuşabilen ve kendisine akıl veren Tığujey adında kanatlı bir atı vardır.

En Büyük Göç Dalgası

Göksun’da, Milliyetçi Hareket Partisi'nden Belediye Başkan Adayı olarak, siyasete katılan Dr. Mustafa Coşkun Kale, “Göksun Neden Küçük Bir Türkiye Profilidir?” başlıklı bir yazı kaleme alır ve yazısında, Göksun'a ulaşan en büyük göç dalgasının ne zaman yaşanıldığına ilişkin Osmanlı – Rus Harbi sonrasında, Çarlık Rusyası, Kafkasya insanına reva gördüğü ve onları göçe zorladığı sistematik katliamlarla ve zulümlerle, 1860'lı yıllarda başladığı hatırlatmasında bulunur.

Resmileşen Soykırım

Yerel kültür, tarih ve sosyoloji konularında araştırmalar yapan Dr. Mustafa Coşkun Kale, “Göksun Neden Küçük Bir Türkiye Profilidir?” başlıklı yazısında, adı sürgün olan bu soykırımın 21 Mayıs 1864 yılında resmileştiğini vurgular.

Bu Soykırımı Unutmak İmkânsız!

Yetersiz ulaşımla ve hava şartlarıyla, açlıktan kıyıma uğrayan beş yüz binden fazla insanın sürgün yollarında ölümlerinin insanlık tarihinin en acılı dramı sayıldığını ifade eden Dr. Mustafa Coşkun Kale, şöyle bir soru yöneltir: “Tarihin kaydettiği bu soykırımı unutmak mümkün mü?” (Göksun Neden Küçük Bir Türkiye Profilidir? Dr. Mustafa Coşkun Kale. Maraş Gündem Gazetesi. 20 Mayıs 2026)

Kızıl Çayır

1864 yılında, Rus – Çerkes Savaşı’nın sona ermesinin ardından, Çerkes sürgünü başlar. Buna istinaden, Çerkesya Tarihi’nde büyük önem taşıyan Kızıl Çayır ismi, savaşta yaşamlarını yitiren Çerkes savaşçıların kanlarının nehre akmasıyla ve bölgenin bu şekilde kanla sulanmasıyla ilişkilendirilir.

Güneyde Bzıb Irmağı'na dek yayılan Çerkesya'nın Karadeniz kıyılarını boydan boya ele geçiren Ruslar, daha yükseklerde bulunan yamaç alanları tararlar. Çerkes köylerini bir bir ateşe verirler. Ayrıca, Karadeniz kıyısında toplanan halkı, aşama aşama Türkiye'ye gönderirler.

Ayriyeten, sürgün kararına uymayan ve dağlık alanlarda barınan topluluklara yönelik kapsamlı bir harekâtın hazırlıkları devam eder.

Bu topluluklar, çıkılması çok zor olan Aibga köyünde bir yığınak yapıp direnme kararı alırlar.

Ne var ki; harekâta katılan Rus birliklerinin ölçüsüz üstünlüğü karşısında, başarı umutlarını yitirirler. Köylerine dönerler ve oralardan da Türkiye'ye göç etmek üzere, Karadeniz kıyısında toplanırlar.

Rus birlikleri karşısında direnen ama Rus ilerleyişini durduramayan Aibga köyü, Rus birliklerinin eline geçer ve yakılır.

Aibgalılar, temsilcilerini gönderip 12 Mayıs 1864'te boyun eğdiklerini Ruslara bildirirler ve diğer Çerkesler gibi kıyıya inip Türkiye'ye göç ederler.

Yağışlı bir iklimi bulunan Çerkesya'nın Karadeniz bölgeleri, geçilmesi olanaksız çalı, diken ve sarmaşıklarla kaplıdır.

Öyle ki; eski ekili alanlar Ruslar tarafından halen tam saptanamaz.

Rus makamları yeni siteler oluşturlar ve bu siteler, Rusya içlerinden getirilen ya da dışarıdan dönüş yapan Rus yerleşimcilere tahsis edilir.

Yerli Çerkesler ise, yerleşime kazanılmış bu yerlerden uzak tutulmaya çalışılır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Esat BEŞER Arşivi