Yine Aklıma Sen Düştün, Eyy Pala !?
1985 yılı "ikinci memleketim" dediğim, Torosların incisi Niğde Uluşla'da İlçe Tarım Müdürüyüm. Devlet, turizmi ve ondan elde edilecek geliri yükseltme gayretinde. Bununla ilgili olarak ciddi teşvik programlarını devreye aldığı gibi, idari olarakta valilik ve kaymakamlarca da bir takım düzenleyici tedbirler alma çabasındalar. En azından, E-5 yolu güzergâhında yerleşim yerlerinde ki köy ve kasaba evlerinin dış görünümlerinin boya, badana ile güzelleştirilmesi gibi. Doğrusu başarıda sağlandı.
Bir diyer tedbirde, yine yol güzergâhında "Kendin pişir kendin ye" olarak bilinen ve kamyon, tır esnafıyla Mersin, Adana v.s istikametinden Ankara'ya veya tersine özel arabayla seyahat eden yolcuların yayla eti lezzetinden dolayı, mola verdikleri et lokantalarının; gerek görünüm gereksede asgari hijyen açısından kabul edilebilir seviyeye gelmesi arzu edilmekteydi. Bu hususta sonradan Iğdır Valisi olacak, Kaymakamımız Mustafa Tamer başkanlığında almış olduğumuz İlçe Hıfzı Sihha Kurul kararıda mevcuttu. Aynı doğrultuda vali başkanlığında İl kararıda alınmıştı.
O günün şartlarında esnaftan istenen genel hijyen ile, dışarıda asılı bulunan gövde etlerinin en azından sinek v.s haşaratların etle temas etmemesi için etlerin tel kafese alınması gibi gayet masum tekliflerdi bunlar. Zira tâ 40 yıl öncesinde onlardan buz dolabı isteme gibi bir lüksümüz de yoktu, olsa bile o denli iş yapan, maddi durumu iyi olan ancak bir kaç esnaf vardı güzergahta.
Nebi Doğan, nâmı diğer Pala; Pozantı'nın tipik bir Toros köylüsü. Askere gidene kadar nadir İlçe görmüş, çocukluğu ve ergenliğini Toros köylerinde ailesinin davarını (keçi) güderek geçirmiş, yüzlerce keçiyi tek başına eviren-çeviren bundan da büyük keyf aldığını yer yer içini çekerek o günlerin özlemini duyan, 1.90 boyunda, 100 kg üstünde, hafif göbekli, Adana Şalvarı ayağında, gara gaşlı, gara gözlü, yüzünde bir avuç dolusu gara bıyığı, bileği de boynu da kalın, özgürlüğüne çok düşkün oldukça yakışıklı yiğit biridir bizim Dağ Adamı Pala.
Pala, Çiftehan-Pozantı arasında "Palanın Yeri" adında o güzerhâhın en büyük ve de en çok iş yapan, kamyoncu, tırcıların hiç ihmal etmediği et lokantasının sahibiydi. Yer yer o güzergahta köye gittiğimizde veya misafir geldiğinde bizlerinde uğrak yeriydi Palanın Yeri. "Hemşerim!" derdi, çok da güvenir severdi bizi Pala.
Yanında çalıştırdıkları topaç gibi, sağlıklı, kırmızı yanaklı çocukları görünce "Pala, ne yediriyon bu çocuklara ?" deyince " Gelde gösteriim sâ " diyerek; pirzola traşından arta kalan kemikli etleri koyduğu arkada kaynayan tenekeyi gösterdi. " Buna ekmeede doğradılar mı, değme onların keyfine" dediydi. "Ulâ insafsız arada et ver et !?" diye itiraz edince; "Sende inandın hee, vermemiyim et, tabakları sonra gelir onların yanına" dediydi gülerek.
Bir gün Pala'yı moralsiz gördüm. "Hayırdır hemşehrim dâdın yok bugün ?" deyince; "Bu iş bâ göre deel hemşehrim gapatacaam, dağlar beni bekliyor " dedi. "Hayırdır noldu ?" dediğim de " Maliyecisi gelir hani fiş der, ormancısı gelir arkada ki odunları yoklar, hani bunun izni der, garayolcusu bir alem, jandarması başğa alem" dedi iç çekerek. "Eyvah !" dedim kendi kendime, "Pala'nın kulağına bizim denetleme için su kaçıran mı oldu yoksa" diyerek...
Sağlık Ocağı tabibiyle yol boyu esnafına hem tebligatları duyurduk hemde eksiklikleri gidermeleri için tutanak tutarak 15 gün süre verdik. Sair zamanlarda yaptığımız uzaktan kontrollerde esnafın etleri bir bir tel kafese koyduklarını da gözetledik. Memnun oluyorduk tabiki.
Derken sıra geldi Pala'ya..., Pala, kütükte et doğramakla meşgul. Selam verdik, ilgisizdi. "Sen bizi dinemiyon her halde !?" deyince , hem eti doğruyor " Diniyom eyi diniyom, sen diyon ki; Pala'nın etinde sinek var, sinek gonar, pis olur ?" Le havle çekerek "Açıkta et olursa sinek her ete konar Pala ?" Bu defa satırı bırakarak, "Palanın etine konacak sineğin..." diyerek başladı sineğe ağır bir küfüre. Sonrada gövde etleri göstererek "Hadi göster bâm
bir tene sinek var mı ?, Palanın etine sinek gonamaz gonamaz !" Gerçekten de etlerde sinek yoktu. Anlaşılan Pala, etlerinin kafese konulmasını özgürlüğüne düşkün bu dağ adamı bir ar meselesi yapıyormuş, "Nasıl olur da Pala'nın etleri tel kafese girer, Niye, Palanın etleri pis mi ki ?" diye. Pala, etlerinin adeta hapsolunacağı kanaatini taşıyor...
Meğerse, bizden bir kaç gün önce Niğde İl Sağlık'dan Vali Bey emriyle geldiğini bildiren görevlilere de "Valinize paşanıza selam söylen ! dağda davarımı güder, itimi .....paşanıza eyvallah etmem !" diyen de yine bizim Pala'ymış. Hoşgörü ve bir o kadarda kanun ve karar uygulamada dirayetli, bir çok başarıya imza atmış rahmetli Valimiz Ünal Özgödek ve çalışkan, üretken Kaymamakamımız Mustafa Tamer beyler, vesselam Pala'nın bu sözünü duyan top yükün bizler için için gülüyoruz, bi taraftanda Pala'nın etlerini mutlaka tel kafese koymaya kararımız var.
Bir kaç gün sonra selamsız sepetsiz, sırtım Pala'ya dönük vaziyette çay söyleyerek Palanın Yeri'ndeyim. Kırğınlığımın farkında olan Pala, selam vererek hemen karşıma geçip oturdu. "Senin canın sağolsun, Pozantı'ya senin o değinin (tel kafes demiyor !) siparişini verdim, Yâ ikindi yâ da yarın sabaha burda" deyiverdi. En son da olsa Pala'nın etinin kafese gireceğini duymam sevindirdi, ama sevincimi belli etmedim. Kim nasıl ne şekilde Pala'yı ikna etmişse Pala'yı o gün neşeli gördüm. İdare mi, belediye başkanı olan amcası mı yoksa Şeker Pınarı'nı işleten emniyetçi abisi mi ? İkna eden bence meçhul.
Yıllar sonra duydum ki, otobandan dolayı bizim Pala, Pozantı merkeze gayet lüks bir tesis açmış.
İşin rast gitsin, Torosların hürriyetine düşkün yiğit evladı Pala...

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.