Ayla öğretmenin ardından

Ayla öğretmenin ardından

Yazmak evet... Ne yazacağını bilmemek, işte bu duygu pek yabancı bana. Çünkü oldum olası yazmakta hep çok mahirdim. Kerametim de kendimden menkul değil üstelik. Öğretmenlerim öyle demişti. Binevler'de Mimar Sinan İlköğretim Okulu'nda okudum. Sınıf arkadaşlarımın farklı farklı yetenekleri vardı. Akif'in matematiği çok iyiydi, Hamza müthiş bir analitik zekaya sahipti, Anıl çok yakışıklydı, Burak felaket kaleciydi. Ben de iyi yazardım... En azından öğretmenim öyle söylerdi.

*

Sınıfımızda bir kişi daha vardı. Akrabamdı, öpöz kuzenim: Dilara... Annesi hiç bıkmadan, usanmadan saçlarını örerdi her gün. İki yandan, tokalı. Bazen kurdele olurdu saçlarının ucunda. Küçük dişleri vardı. Zahmetsizce komikti. Bazen tost koyarlardı beslenme çantasına evden, yarısını bana verirdi. Benim babam yoktu. Vardı da yoktu işte. Babasızlıkla parasızlık çok benzer şeylerdir. İkisi de korkunç can yakar. Benim param da yoktu. Bir keresinde Dilara, ben okul bahçemizdeki kantin vitrinine boynumu bükmüş bakıyorken tüm harçlığını bana vermişti. Çünkü ona bunu annesi tembihlemişti.

*

Annesi... Annesi bambaşka bir kadındı. Sımsıcak bir gülümsemesi vardı Ayla ablamın. Kahramanmaraşlı değildi, fakat gelin gelmiş burayı da çok sevmişti. Efendim ben hep çok meraklı bir çocuktum. Bir gün sınıfta söylenti çıkmış, arkadaşım Ayşe'nin Döne öğretmenin kızı olduğu söylentisi yayılmıştı. Ayşe, zil çalınca öğretmenler odasına yöneldi. Ben de gizlice arkasından... Kapı hafif aralık, casus bir nazar kıldım. Baktım Ayşe orada, Döne öğretmenin yanında. Fakat o da ne? Bambaşka bir gizem daha tam karşımda bana bakıyordu. Dilara ve Ayla ablam da orada, öğretmenler odasında. O güne kadar ben Ayla ablamın öğretmen olduğunu hiç bilmemiştim. Dilara da hiç söylememişti. Ayla öğretmen öyleydi çünkü. Tüm çocuklarının eşit şartlarda okumasını isterdi.

*

Şu an Kahramanmaraş'a doğru yoldayım. Bingöl'ü geçtim. Karşımda uçsuz bucaksız bir kar deryası var. Zihnimde bir milyon tane hatıra canlanıyor. Bir tanesinde bana çarpım tablosunu öğretmeye çalışıyor, ben hüngür hüngür ağlıyorum. İşte biri daha, Dilara ve Furkan bize İstanbul'da misafir olmuş, Ayla ablam şebekliklerimize kahkaha atıyor. Ramazan abinin ütülü gömleğinden taşan göbeğine incecik elleriyle vuruyor. Fakat hep gülüyor, sımsıcak gülüyor.

*

Bad news, is good news kahrolsun. Kahrolsun bir yakınının kaybını ekrandan öğrenmek. Adandığın insanların canına kast etmesi kahrolsun. Kahrolsun 6 yıl süren tıp ve 40 yıl süren dayak. Kahrolsun pedagojik formasyon ve çocuk küfürleri. Kahrolsun bu çağ, bu cinayet, bu cinnet. Yaşasın Ayla Hocam. Bu dünyada yaşayamadı, cennet bahçelerinde yaşasın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ömer Kara Arşivi