İnsanlık
Pandemi döneminde yaşama bir anda sınırlar çizildi. Belli yaş gruplarına sokağa çıkma yasağı kondu.Caddeler,meydanlar sessizleşti.Çarşıda kepenkler indi. İnsanlar evlerine çekildi. Eğitim durdu, okullar kapandı. Yolculuklar kısıtlandı. Toplu yaşam alanlarında maske ve mesafe zorunluluğu getirildi.Sevdiklerimize bile dokunmaya çekindiğimiz zamanlar yaşanmaya başlandı…
On altı yaşındaki İran kedisi oğlumuz Tarçın’ın hastalanması da korku dolu pandemi dönemine rasgeldi. Veterinerine götürdük düzelmeyinceAdana’daki hayvan hastanesinde daha iyi tedavi edileceği düşüncesiyle oraya yatırdık. Adana’ya sık sık ziyaretine gidiyorduk. Eşimle ben altmış beş yaş üstü olduğumuz için uygulanan yasaklara da uyuyorduk. Şehirler arası seyahat, izin kurulları veya e-devlet üzerinden alınan özel izin belgesine bağlanmıştı.
Pazar günü hayvan hastanesinden gelen bir telefonla alt üst olduk. Oğlumuz Tarçın’ın ölüm haberiyle yasaklar, kurallar bizim için anlamını yitirdi. Bir an önce ona kavuşma isteğimiz her şeyin önüne geçti. Arabamıza atladığımız gibi yola çıktık.Refüjlerdeki rengarenk zakkumların güzelliği yerini acıya bıraktı. Kırlardaki sarı papatyaları bile fark edecek durumda değildim. Göz yaşlarımAdana’ya yol oldu. Eşimin gözyaşları içine akıyordu. Hastanenin önünde nasıl park ettik, görevlilere nasıl ulaştık bilmiyoruz. Edilen teselli sözlerine sağırdı kulaklarımız. Elimize kırmızı kurdeleyle bağlanmış beyaz bir kutu tutuşturdular, Tarçınımızın tabutu olan. Bir ben sarıyorum kollarımla, bir eşim sarılıyor.Hastanenin merdivenleri uzadıkça uzadı. Nihayet arabamıza yeniden bindik. Ben arkaya geçtim.Kucağımda sevgili oğlumun bembeyaz tabutu.Koskoca dünyada yapayalnızım gözyaşlarımla. Ne yerdeyim ne de gökte. Zaman durmuş.Oğlum bizi bırakıp gitmiş cennetine.
Bizim için her şey durmuşken nasıl oluyor da yasaklar işliyor. Polis çevirmesiyle yüz yüzeyiz.Biz sevdiğimiz varlığı kaybetmenin savunmasızlığı içinde şaşkınız.Karşımızda polisler.Yasağı delmişiz. Neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz.Boynumuz kıldan ince.İnsanlık terazisi kurulmuş. Seven, inciten, yapan, yıkan,hatırlayan, unutan duyguların toplamının tartılacağı.
Polis memuru ağır adımlarla arabaya yaklaştı eşime bu saatteki yasağı resmi bir ses tonuyla hatırlattı. Eşim, titreyen bir sesle durumu açıklamaya çalışırken, memurun bakışları kutunun üstündeki kırmızı kurdeleye takıldı. Eşim,
“Cenazemiz var memur bey,”Dedi. Durdu ve boğuk bir sesleekledi.
“O bir hayvan.” Dedi. Polis memuru burukluğumuzu ve göz yaşlarımızı farketmiş olmalı ki görev kimliğinin arkasındaki o saf vicdanla başını hafifçe sallayarak, yolu açtı ve yumuşak bir sesle,
“Başınız sağ olsun. Cenazenin insanı hayvanı olmaz. Buyurun geçin.” Dedi.
O anda insanlık iyilik ve merhamet olarak karşımızdaydı ve tüylerimiz diken dikendi.O Polis Memuru kalbimizi insanlığıylafethetmişti.
Tarçını toprağa verirken içimizdeki sızı hafiflemedi belki ama dünya oan daha insani, daha vicdanlı göründü.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.