Dünya Bir İmtihan, Ahiret Ebedî Yurt
İnsan bu dünyaya boşuna gönderilmemiştir. Her nefes bir imtihanın içinde geçer. Gözümüzün gördüğü, kulağımızın işittiği, kalbimizin hissettiği her şey aslında büyük bir imtihanın parçalarıdır. Mü’min, bu hakikatin farkında olan insandır. Dünyanın gelip geçici olduğunu, asıl yurdun ahiret olduğunu bilen kimse; hayatını buna göre tanzim eder.
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:
“Hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı var eden O’dur.” (Mülk, 2)
Demek ki mesele çok yaşamak değil; güzel yaşamaktır. Malın çokluğu değil, amelin güzelliğidir kıymetli olan. Mü’minin hayatı bu anlayışla şekillenir. O bilir ki dünya bir pazar yeridir. İnsan bu pazara sabah girer, akşam çıkar. Kimisi bu pazarda nefsini kurtarır, kimisi de onu hüsrana sürükler.
Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Herkes sabahleyin çıkar; kimisi nefsini satar ve onu kurtarır, kimisi de onu helâk eder.” (Müslim)
Bu sebeple mü’minin hayatında en önemli düstur, hayırda yarışmak olmalıdır. Çünkü dünya hayatı kısa, fırsatlar ise sınırlıdır. Yüce Rabbimiz bu hakikati hatırlatarak şöyle buyurur:
“…Hayır işlerinde yarışınız!..” (Bakara, 148)
Başka bir ayette ise şöyle buyrulur:
“Onlar hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar.” (Âl-i İmrân, 114)
Hayırda yarışmak; bazen bir yetimin başını okşamak, bazen bir fakirin derdiyle dertlenmek, bazen bir kalbi incitmemek de hayırdır. Bir tebessüm bile sadaka sayılmıştır. Çünkü Allah katında yapılan hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz.
Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:
“Kim zerre kadar hayır işlerse onun karşılığını görür.” (Zilzâl, 7)
Mü’min bu şuurla yaşar. Yaptığı iyiliği küçük görmez, iyilik fırsatını da kaçırmak istemez. Çünkü bilir ki ahiret günü insan, dünyada yaptığı amellerle baş başa kalacaktır.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“Her canlı ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı kıyamet günü size eksiksiz verilecektir.” (Âl-i İmrân, 185)
İnsan çoğu zaman dünya hayatının cazibesine kapılabilir. Nefis ve şeytan, insanı sürekli dünyaya bağlamak ister. Fakat Kur’ân bu gaflete karşı mü’mini uyarır:
“Hayır! Siz çarçabuk geçen dünyayı seviyorsunuz; ahireti ise bırakıyorsunuz.” (Kıyâme, 20-21)
Dünya hayatı geçicidir. Bugün var olan yarın yok olur. Servet, makam, şöhret… Hepsi bir gün geride kalır. Fakat Allah için yapılan bir iyilik asla kaybolmaz.
Cenâb-ı Hak bu gerçeği şöyle hatırlatır:
“Şu insanlar çabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin günü ihmal ediyorlar.” (İnsan, 27)
Tasavvuf büyükleri dünya ile ahiret arasındaki bu farkı çok güzel anlatmışlardır. Onlara göre dünya bir gölge gibidir. Gölgeyi kovalamaya çalışan insan yorulur; fakat güneşe yönelen kimse hem gölgeyi hem nuru bulur.
Mü’min de yüzünü ahirete çevirdiğinde dünyasını da güzelleştirir. Çünkü Allah rızası için yapılan her amel, insanın hem dünyasını hem ahiretini bereketlendirir.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
“Rabbinizin mağfiretine ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olan, genişliği göklerle yer kadar olan cennete koşun.” (Âl-i İmrân, 133)
“Koşun” emri dikkat çekicidir. Çünkü iyilikte gecikmek çoğu zaman fırsatın kaçmasına sebep olur. Resûlullah Efendimiz de bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Faydalı işler yapmakta acele ediniz. Çünkü karanlık geceler gibi fitneler gelecektir.” (Müslim)
Bugün yapılabilecek bir iyilik yarına bırakıldığında belki o fırsat bir daha gelmeyebilir. İnsan sağlıklıyken yapamadığı ibadeti hastayken yapmakta zorlanır. Gençken yapılmayan hayırlar ihtiyarlıkta ağır gelebilir.
Bu yüzden Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:
“Yedi şey gelmeden önce hayırlı işlere koşunuz…” (Tirmizî)
Bu yedi şeyin içinde fakirlik, hastalık, ihtiyarlık ve ölüm gibi insanın gücünü azaltan haller zikredilmiştir. Çünkü fırsat eldeyken yapılan amel çok kıymetlidir.
Mü’min için en güzel kazanç Allah’ın rızasıdır. Malın, evladın ve dünyanın süsleri insanı Allah’a yaklaştırmaz; fakat iman ve salih amel insanı yüceltir.
Kur’ân’da şöyle buyurulur:
“Sizi katımızda yakınlaştıracak olan ne mallarınızdır ne de evlatlarınızdır. Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna…” (Sebe’, 37)
İşte bu sebeple mü’min, fırsat gördüğü yerde iyiliği çoğaltmaya çalışır. Bazen bir lokma ekmek vermek, bazen bir susuzun susuzluğunu gidermek, bazen de birine yardımcı olmak… Küçük görülen bu ameller kıyamet gününde insanın kurtuluşuna vesile olabilir.
Nitekim Peygamber Efendimiz şu ibretli hadisi haber vermiştir:
Kıyamet günü cehennem ehlinden biri, cennet ehlinden birine şöyle diyecektir:
“Hatırlıyor musun, bir gün senden su istemiştin de sana bir yudum su vermiştim?”
O mü’min o iyiliği hatırlar ve ona şefaat eder.
Bir başkası şöyle diyecektir:
“Bir gün sana abdest suyu vermiştim…”
Ve o küçük görülen iyilik, cehennemden kurtuluş vesilesi olacaktır.
Bu hadis bize şunu öğretir: Allah katında hiçbir iyilik zayi olmaz.
Mü’min, yaptığı iyiliğin karşılığını hemen görmeyebilir. Fakat Rabbine güvenen insan bilir ki Allah katında yapılan hiçbir amel kaybolmaz.
Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın.” (Haşr, 18)
İnsan yarın Allah’ın huzuruna çıkacaktır. O gün malın da makamın da faydası olmayacaktır. O gün insanın yanında sadece amelleri bulunacaktır.
Tasavvuf ehli bu dünyayı bir yolculuğa benzetir. Yolcu akıllıysa azığını iyi hazırlar. Çünkü yol uzundur ve dönüş yoktur.
Mü’min de bu yolculukta hayır azığını çoğaltmaya çalışır. Bir iyiliği küçümsemez, bir fırsatı da kaçırmak istemez.
Kalbinde Allah korkusu, dilinde zikir, elinde hayır bulunan bir mü’min; dünya hayatını ahiret için bereketli bir tarlaya çevirir.
Ve bilir ki Allah rızası için yapılan her iyilik, kıyamet gününde sahibini karanlıklardan kurtaran bir nur olacaktır.
Allah’ım…
Kalplerimizi dünya sevgisinin esaretinden muhafaza eyle.
Bizlere, geçici olanı değil ebedî olanı tercih edebilen bir basiret nasip eyle.
Ya Rabbi…
Hayır kapılarını bizlere aç, iyilik yapma fırsatlarını görüp değerlendirebilen kullarından eyle.
Nefsimizin ve şeytanın vesveselerine kapılıp hayırdan geri duranlardan eyleme.
Rabbimiz…
Kalplerimizi imanla kuvvetlendir, amellerimizi ihlâs ile güzelleştir.
Bizi hayırda yarışan, iyilikte acele eden ve Senin rızanı her şeyden üstün tutan kullarından eyle.
Allah’ım…
Dünyayı kalbimize değil, elimizin altına ver.
Bize verilen nimetleri Senin yolunda harcayabilmeyi nasip eyle.
Bir yetimin başını okşayabilmeyi, bir garibin derdine merhem olabilmeyi, bir kalbi incitmekten sakınabilmeyi bizlere lütfeyle.
Ya Rabbi…
Yaptığımız küçük büyük bütün hayırları kabul buyur.
Gizli yaptığımız iyilikleri Sen katında büyüt, kusurlarımızı affeyle.
Kıyamet gününde amel defterimizi sağdan verilen kullarından eyle.
Bizleri cehennemden uzaklaştırıp cennetine kabul buyur.
Rabbimiz…
Bizleri Sana layık kul, Habîbine layık ümmet eyle.
Ömrümüzü hayırla geçirip son nefesimizi imanla verebilmeyi nasip eyle.
Âmin.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.