Güven Duymak

Güven Duymak

Güven, diğer insanların hareketleri ve niyetleri hakkında istenilen beklentiler olarak tanımlanabilir.
Güven vaatlerle, duygularla ve kişinin iç tutarlılığı ile imal ettiği yarattığı, inşa ettiği koruduğu ve sürdürdüğü bir şeydir.
Güvenin anahtarı eylemdir; özellikle de taahhüttür: taahhütlerde bulunmak ve bunları yerine getirmektir.
Güvenilirlik ise güvenilen insanın bir karakteristiğidir.
Yine güvenin ne olduğunu açıklayabilmek için şu ifade kullanılmıştır; “tahminin sona erdiği yerde güven başlar”.
Güvenebilirsek bizi sevenlere işlerimiz daha kolay yürütür, huzur duyduğumuz ortamı da bulmuş oluruz.
Peygamberimiz insanlara güven verdiği için ona El- Emin derlerdi. Çünkü verdiği sözü yerine getirirdi. Kendine emanet edilen emanete sahip çıkar ve korurdu ta ki sahibine teslim edinceye dek.
***
Günümüzde de bizi yüz üstü bırakmayan ve emanet ettiğimizi koruyan ve bizim gösterdiğimiz kıymeti gösteren insanlar yanımızda daha kıymetlidir. Diğer insanlarda ayırır onların özellikleri diğerlerinden. Daha yakın ve samimiyetli bir ilişkiler kurarız.
Çocuğumuzu teslim ettiğimiz kreşe, okula güvenmek, sosyal anlamda çocuğumuzun gelişmesi anlamında güvenilir ellerde olduğunu bilmek anlamına gelir.
Komşumuza korkmadan evimizin anahtarını bırakabiliyorsak, acil ve zor durumlarda desteğini alabiliyorsak şanslıyız demektir. Belirli bir aşamaya ilişkimizi taşımız demektir.
Akrabamıza olaylar ve durumlar karşısında tavırları bizim onlara bakış açımızı değiştirir ve geliştirir. Samimi olduklarımızla sıcak ilişkiler kurarız.
Ailemize güvenmek bizim emin ellerde olduğumuzu sığınacak limanımız olduğunu hissettirir. Ailenin verdiği huzurlu ve rahat ortamı da başka şey sağlamaz. Huzurlu ortamlarımızı artırır. Aile bireyleri ile etkili iletişim bağların kuvvetlenmesi ilişkilerin aynı yaşam alanında yaşanmış olması ve samimiyetin kol gezmesidir.
Zor kazanılan bir tavırdır güven duymak. Kaybedildiği zaman kazanılması tekrar çok zordur. Çünkü güvenilen dağlara kar yağınca duygu kaybolur gider. Yenisini inşa etmek insanı zorlar. Olan olmuştur ve kurulan köprüler bağlanan bağlar birbir kopmuştur. Belki bir açıklaması vardır karşı tarafın bu konuda dinlemekte gerekir.
Kuyruk acısı olacak haddeye gelmemek koşuluyla kim bilir yeniden bağlar güçlenebilir. Atılan sağlam bir düğüm tekrar güçlü bir bağ kurabilir.
Güven duyduğumuz dağlara kar yağmaması dileğiyle.
Kalın sağlıcakla.

Her ne kadar güven genel olarak sosyal ilişkiler içerisinde vazgeçilmez olsa da daima risk elementini ve potansiyel olarak beraberinde getirmektedir. Güven insan ilişkilerinde risk almayı gerektirir. Risk almak güveni oluşturmak için bir fırsat yaratır.

Güven nasıl hiçbir zaman bir çırpıda ve sonsuza dek tesis ediliveren bir şey değilse, hiçbir zaman bir çırpıda yok oluveren bir şey de değildir. Güvenin oluşması için mutlaka belli bir sürenin geçmesi ve bir insanın diğer insana güvenebileceğini hissetmesi gerekir.
Güvenin her zaman sınırları vardır ve bu sınırları koymak sahici güvenin ayrılmaz bir parçasıdır. Güvenin sınırlarının ne olduğu ancak o sınırlar ihlal edildiğinde görülür. Güven her zaman koşullu, odaklı ve belirlidir, dolayısı ile sınırlıdır. Bunu unutmak, boş çek imzalamaya, herhangi bir kimseye bir şeyi vaat edip kendini istismara ve ihanete açık hale getirmeye benzer. Koşulsuz güven bu anlamda kör güvenin değişik versiyonundan başka bir şey değildir. Güven her zaman iyi bir şey değildir. Bazen aptallık, nahiflik, kanma ve körlük halini alabilir. Güven hiçbir zaman garanti gözü ile bakılmamalıdır.

Güveni yaratmak söz konusu olduğunda güvenin oluşumuna bakmak gerekecektir. Güvenin oluşması için gereken bazı şartlar bulunmaktadır. Bir insan her zaman çevresinde güveneceği insanların var olmasından mutluluk duyabileceği söylenilebilir. Güvenin oluşumu bir insanın diğer insana iç dünyasını açması ile gerçekleşebilir, bir işverenin işçisine yetki devrini vermesi ile vb. gerçekleşebilir. Bu davranışların gerisinde ise “risk” faktörü kendisini göstermektedir. Güven davranışı ile risk alan insan diğer insandan istediği sonucu elde ederse insanlar arasında güven için bir temel atıldığı söylenilebilir.
Yasa, sözleşme ve ekonomik rasyonalite, sanayi sonrası toplumların zenginleşmesi ve istikrarı için gerekli, fakat yeterli olmayan unsurlarıdır. Rasyonel çıkarımlardan ziyade, alışkanlıklara dayalı, karşılıklı ilişkiler, ahlaki yükümlülükler, topluluğa karşı görev ve güven gibi değerlerle bezenmiş olmalıdır. Bunlar modası geçmiş şeyler değil, aksine modern toplumun başarısı için vazgeçilmez unsurlardır. (Fukuyama 1998, s.24)

Güven beslenip geliştirilebilir. Başlatılabilir var edilebilir ve onarılabilir. Yaşayan bir unsur olarak güven, zaman içerinde sağlamlaşabilir, zayıflayabilir, aynı kalabilir. Bir ilişki süreci içerisinde bunu görmek mümkündür.
Bir insanın başkalarına güvenebilmek için, önce diğer insanların o insanın güvenini kazanması gerektiği fikri, güvensizliği besler. Bunun için güven önce güvenmekle başlamalıdır.

Güven konusunda yapılan önemli araştırmalarda sorulan soru olan “insan neden güvenir?” in önemli bir yanıtı insanın bir başkasına, o kişi güvenilir olduğu için güvendiğidir. Eğer bir kişi diğer kişiye güveniyorsa, güvenen kişi diğerinin davranışlarını güvenilir bulur. Bir kişi diğer insana bir işi yapması için güveniyor , ama o kişi bu işi yapmıyor. Bu durumda diğer kişiye olan güven duygusu ortadan kalkabilir. Güvenen bir kişi mahrem ilişkiler kurabilen ve çoğu insanın güvenilir olduğu hem de güven duyduğu bir dünyada kendi yolunu bulabilen bir kişidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatmagül Abacı Arşivi