Naif Karabatak
Sorunlara ‘Acil’ Çözüm Örneği
Sinop’ta hep heveslendiğim ve takdir ettiğim bir eylem vardı. Sorunlara ‘acil’ çözüm örneği olarak da gösterilecek bu eylem, tüm kentlere örnek olmalı.
‘Acil’ olan eylemde ne kırma var, ne dökme.
Ne nefret kusuluyor, ne kan dökülüyor.
Ne kimsenin burnu kanıyor, ne canı acıyor.
Oysa en temel haktan yoksun onlar…
Sinop’ta Çocuk Acil Servisi yok.
Düşünmesi bile kötü ama yok.
Sinop Atatürk Devlet Hastanesinin Acil Servisi var ama Çocuk Acil Servisi yok.
İnsanlar hastalanan çocuklarını ya sabaha kadar bekletecek, sonucuna katlanacak ya da gecenin bir yarısı en yakın il olan Samsun’a gidecek.
Sinop’un yolunu bilenler, bu yolculuğun pek kolay olmayacağını da bilir.
Bu sorunu Ankara’ya bildirmek pek kolay olmuyor. Belki bir eylemle sesini duyurmak mümkün ama bu eyleme destek bulmak da kolay değil.
Uğur Demirtaş bunu başarmış…
Biri epilepsi bir diğeri astım hastası olan iki çocuğu için Acil Servis yolunu çokça aşındıran bir baba Uğur Demirtaş.
Bu soruna yetkililerin dikkatini çekmek istemiş.
Belki yerel basın bunu sıkça yazmıştır.
Belki siyasilere sürekli talep gidiyordur.
Belki STK’lar vali ve sağlık müdüründen destek istemiştir.
Ama bütün bunlar, hastaneye bir çocuk acil servisi kazandırmaya yetmemiş.
Uğur Demirtaş, tam bin araçlık bir destek bulmuş.
Bütün STK’lar, bu haklı talebe duyarsız kalmamış.
Araçları balonlarla süslemişler, çocuklara balon hediye etmişler.
Ve bin araç, Sinop cadde ve sokaklarında arzı endam etmiş.
Tek amaçları var, o da her çocuğu, sahip olması gereken sağlık hakkına kavuşturmak.
Bunu yaparken de bir başkasının hakkına tecavüz etmek akıllarına gelmemiş.
Ne hendek kazmışlar, ne insanlara silah sıkmışlar.
Ne Sinop’u yaşanmaz yer haine getirmişler, ne insanları evinden çıkamaz hale sokmuşlar.
Hiç kimsenin güvenliği tehlikeye girmemiş, hiç kimsenin yaşam hakkı elinden alınmamış.
Ne kimse sakat bırakılmış, ne kanlar içinde hastaneye ulaştırılmak zorunda kalınmış.
Ne garson öldürmüşler, ne de et dağıtan çocuğu, ne şifa dağıtan doktoru, ne yardım eden hemşireyi…
Sadece kendi haklarının peşine düşmüş, tüm yetkililerin dikkatini çekmeye uğraşmışlar ve bunu da başarmışlar.
İnsanca bir talep ve sonuna kadar haklı bir talep yerine ulaşmış.
Bu eylem, aslında her kente örnek bir eylemdir.
Ağlamayan çocuğa mama vermezler.
Sadece dedikodusunu yapan ama talep söz konusu olduğunda köşe bucak kaçanlara da kimse mama vermez.
Haklı olan, haksız duruma düştüğü andan itibaren o hakkın talebi bile söz konusu olmaz. Toplumda bunun bir karşılığı olmaz.
Ama Sinoplular, bunu çok güzel şekilde yapmışlar ve bunu her yerde yapılabilir bir şekle de sokmuşlar.
Uğur Demirtaş şanslıymış tabii…
Nasreddin Hoca’nın başına gelen, Uğur Demirtaş’ın başına da gelebilirdi.
Hani, Timur’un Anadolu’yu işgalindeki “hediye fil”in hikâyesi gibi…
Timur, Nasreddin Hoca’nın yaşadığı köye bir fil hediye etmiş etmesine de, bu fil, tüm ekinleri talan etmeye başlamış. Filin yıkımında biçare olan köylüler soluğu, Timur ile arası iyi olan Nasrettin Hoca’nın yanında almışlardı.
-Hoca, bu fil bizi mahvedecek. Var git Timur'a, fili geri almasını bizim adımıza rica et.
Nasreddin Hoca, ahaliye güvenmediği için bir şart sunmuş;
-Tek bir şartla, demiş. Benimle birlikte Timur’un otağına varacaksınız; ben de sizin adınıza konuşacağım.
Köylüler kabul etmişler. Birlikte Timur’un otağına varmış, huzura kabul edilmişler... Daha doğrusu Nasrettin Hoca öyle sanmış.
Astığı astık, kestiği kestik Aksak Timur seslenmiş:
-Söyle hoca, dileğin nedir?
-Ben köylünün adına geldim, efendimiz, demiş Nasrettin Hoca. Onların derdine tercüman olmaktır dileğim. Diyorlar ki...
Nasrettin Hoca, kolunun çemberi ile köylüleri işaret etmek üzere şöyle bir yarım dönmüş ki; o da nesi, arkasında hiç kimse yok!
Yarı bele kadar eğilmiş ve:
-Diyorlar ki, ‘armağan ettiğiniz fil, öyle hayırlı, öyle uğurlu ve öyle yararlı bir hayvanmış ki, ondan bir tane daha köye armağan etmenizi talep ediyorlar. Kerem edin, köyümüze bir tane daha fil gönderin!
Maalesef, Nasreddin Hoca’nın ahalisi, bugün de aynı şekilde hayatiyetini sürdürmektedir hem de her yerde…
Sinoplular şanslı tabii…
Tweetimden seçmeler
İslam'a düşman olanların, Müslümanlara dost olması mümkün değildir.
Hanzala’nın Gülüşü
16 Ocak 2025 Perşembe 16:21Başkasının Yaşam Standardını Belirlemek
25 Aralık 2024 Çarşamba 18:10Asgari Ücret Üzerinden Adalet
05 Aralık 2024 Perşembe 15:55Takvim Yaprakları…
28 Kasım 2024 Perşembe 11:22İlginç ve Gizemli Bir Köy; Barbaros
14 Ekim 2024 Pazartesi 16:07Hikâyeler Nasıl Yazılırmış?
08 Ekim 2024 Salı 14:52Kaçıncı Dünya Savaşı?
29 Eylül 2024 Pazar 13:16‘Kadim Şehir’ Derken Bir Daha Düşünün!
10 Eylül 2024 Salı 13:02Evliya Çelebi’nin Seyyah Olduğu Yer; Ahi Çelebi Cami
04 Eylül 2024 Çarşamba 15:03Camileri Ticarethane Olmaktan Kurtarın!
19 Ağustos 2024 Pazartesi 11:18

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.