Son Namazın Olsaydı Nasıl Kılardın
Yüce Rabbimiz insanoğlunu yaratmış, dünyaya gönderdiği insanoğluna çeşitli yükümlülükler yüklemiştir. Yüce Rabbimizin bizlere yüklediği yükümlülüklerden birisi de namazdır. Yüce Rabbimize kulluk görevimizin en önemlilerinden biridir namaz. Yaratılış gayemizdeki kulluk görevini en iyi şekilde yerine getirmenin adıdır namaz.
Yüce Rabbimiz ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
“İnsanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım.”
Rabbimiz bu ayetle bizlerin kendisine karşı kulluk vazifesi olduğunu hatırlatmaktadır. Bu kulluk vazifesinin gereklerinden birinin de namaz olduğunu unutmamalıyız. Bizler Rabbimize kulluk vazifesiyle görevlendirildiğimizi daima hatırlamalıyız.
Yüce Rabbimiz bir başka ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
“(Ey Rasûlüm!) De ki: Kulluk ve yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?!”
Bu ayetten de anladığımız üzere Rabbimiz, insanın ilk olarak imana sarılmasını, daha sonra da ibadetlerle imanını taçlandırmasını bizlere emretmiştir.
Kâinattaki bütün mahlûkat zikir hâlindedir. Sabah namazında kuşların zikrini duyarsınız. Bütün mahlûkat kendine göre bir zikir hâlindedir.
Peki, insanın aklına şu soru geliyor: Bütün mahlûkat zikir hâlindeyken insanoğlu ne hâldedir?
Oysa Yüce Rabbimiz bizleri en güzel surette yaratmış, kâinatı bizim hizmetimize sunmuş, akıl nimetini bize vermiştir. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de de açık bir şekilde vazifemizin kulluk olduğunu belirtmesine rağmen bizler kulluk vazifemizi hakkıyla yerine getirebiliyor muyuz?
Namaz, müminin Rabbine yaklaşması için bir vesiledir. Ayet-i kerimede:
“Secde et ve yaklaş!” (el-Alak, 19)
Buyurularak Rabbimize yaklaşmanın yollarından birinin de namaz olduğu bizlere bildirilmiştir.
Gerçek namazda Rabbinle konuşursun, O'na hâlini arz edersin. Şunu unutmayalım ki Peygamber Efendimizin miraç gecesinde namaz, kendisine doğrudan doğruya Rabbimiz tarafından emredilmiştir. Bizler de namaza her durduğumuzda Rabbimizin huzurunda olduğumuzu bilmeliyiz.
Namazın ne kadar önemli olduğunu Peygamber Efendimiz şöyle ifade etmektedir:
“Namaz, gözümün nurudur.” (Nesâî, Ahmed bin Hanbel)
Namaz, dinin direği, imanın ve kalbin nuru, saadetin anahtarı ve müminin Rabbine yakınlaşmasının en güzel vesilelerinden biridir.
Yüce Rabbimiz ayet-i kerimede:
“Beni zikrediniz, tâ ki ben de sizi zikredeyim!” (el-Bakara, 152)
Buyurarak bizlere büyük bir lütufta bulunmaktadır.
Namaz esnasında mümin, kendisini dünya meşguliyetlerinden sıyırıp Yüce Rabbimizin huzurunda olduğu bilincinde olmalıdır.
Bazı kardeşlerimizin bu önemli ibadeti yerine getirirken maalesef gerekli özeni göstermediğini gözlemleyebiliyoruz. Namazın rükünlerine dikkat etmemek, iki secde arasında gerektiği gibi durmamak, sağa sola bakmak gibi davranışlar bizi namazın maneviyatından uzaklaştırmaktadır.
Diğer bir husus da oturarak namaz kılmaktır. Gerçekten ayakta durmaya gücü yetmeyen müminler için dinimizin tanıdığı bu kolaylık büyük bir rahmettir. Ancak ayakta namaz kılmaya gücü yetenlerin bu ibadetin gereklerine dikkat etmeleri önemlidir.
Önemli hususlardan birisi de namazı aksatmadan beş vakit kılmaktır.
Yüce Rabbimiz ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
“Namazı devam üzere kıl! Gerçekten namaz, fahşâdan, yani çirkinlikten, edepsizlikten ve münkerden; aklın ve dinin beğenmeyeceği uygunsuzluk ve günahtan meneder.” (el-Ankebût, 45)
Rabbimiz bu ayetle bizlere namazı dosdoğru kılmamızı ve kıldığımız namazın bizi kötülüklerden alıkoyması gerektiğini bildirmektedir.
Bazen nefsimize ters gelen bir olayda öfkeleniyor, kötü söz söylüyor, kavga ediyor ve kalp kırıyoruz.
Bu ayeti okuduktan sonra lütfen kendimize soralım: Kıldığımız namaz bizi söylediğimiz kötü sözlerden, yaptığımız kavgalardan, kırdığımız kalplerden ve işlediğimiz kötülüklerden ne ölçüde alıkoyuyor?
Eğer kendimize verdiğimiz cevap olumsuzsa kıldığımız namazları yeniden gözden geçirmeliyiz. Rabbimizin emrettiği üzere namazlarımızla dilimizi, aklımızı, ruhumuzu ve bütün benliğimizi O'nun rızasına uygun hâle getirmeye gayret etmeliyiz.
Allah Rasûlü'ne nispet edilen bir rivayette şöyle ifade edilmektedir:
“Kim bir namaz kılar da o namaz kendisini açık ve gizli kötülüklerden alıkoymazsa ancak Allah'a karşı uzaklığını artırmış olur.”
Bu sözde verilen öğüdü aklımızdan çıkarmayalım.
Mümin namazını tevazu ve huşû içerisinde kılmalıdır. Namaz kılmak için tekbir alıp ellerini bağladığında bütün kalbiyle Rabbine teslim olmalıdır.
Peki, namazda huşû içerisinde olabilmek için nelere dikkat etmeliyiz?
Allah dostlarından BahâeddînNakşibend'e (k.s.) şöyle sorarlar:
“Bir kul, namazda nasıl huşûa erer?”
Şöyle buyururlar:
1. Helâl lokma yemek.
2. Abdest sırasında gafletten uzak durmak.
3. İlk tekbiri alırken kendini Allah'ın huzurunda bilmek.
4. Namaz dışında da Hakk'ı asla unutmamak.
Namazı yalnızca dış görünüşten ibaret görmemeli, kalbimizi de bu ibadete hazırlamalıyız.
Yüce Rabbimiz ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar, gösteriş yapanlardır; hayra da mâni olurlar.” (el-Mâûn, 4-7)
Bazı insanlar ibadetlerini Allah rızası için değil, başkaları kendilerini görsün ve övsün diye yapabilmektedir. Oysa namazın özü ihlâs, samimiyet ve Rabbimize teslimiyettir.
Gerçek manada kılınacak namazın önemini anlatan rivayetlerden birinde, namaz esnasında derin bir huşû hâlinin yaşandığı ifade edilmektedir.
Bizlerin de örnek alması gereken husus, namaza Rabbimizin huzuruna çıkmanın bilinciyle durmak ve ibadetimizi samimiyetle yerine getirmektir.
Şu kısa dünya hayatında ne zaman ruhumuzu teslim edeceğimiz belli değildir. Kabristanlara baktığımızda nice genç insanların da orada yattığını görürüz.
Bunun için gençliğimize güvenip “Ben yaşlanınca hacca gider, sonra da namaza başlarım.” düşüncesini bir kenara bırakmalıyız.
Yarının ne getireceğini bilmediğimiz şu dünya hayatında namazımıza dikkat etmeli, ibadetlerimizi ertelememeliyiz.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Namaza durduğunda sanki son namazın gibi kıl! Yarın pişman olacağın şeyi söyleme; insanların arzu ettiklerine arzu duymayı bırak!” (İbn-i Mâce, Zühd, 15)
Hâtem-i Esam, namazın hakkıyla eda edilmesi hakkında şöyle der:
“Evvela namaz için gerekli hazırlığı en güzel şekilde yerine getir. Kâbe'yi iki kaşının arasına, sıratı ayaklarının altına, cenneti sağına, cehennemi soluna al!”
“Arkanda Azrâil'in, senin tatlı canını almak için beklediğini tefekkür ederek korku ve ümit hâlinde Cenâb-ı Rabbü'l-âlemîn'in huzuruna dur!”
“Tahkik ile tekbir al! Ağır ağır ve manasını düşünerek Kur'an oku! Tevazu ile rükû, huşû ile secde eyle!”
“Bedenin namazın tabii erkânına devam etsin, ancak ruhun daima secde hâlinde kalsın ve o vuslattan bir nefes ayrılmasın!”
Unutmayalım ki namaz, yalnızca belirli vakitlerde yerine getirdiğimiz bir ibadet değil, aynı zamanda bütün hayatımıza yön veren manevi bir terbiyedir.
Namazımız bizi kötülüklerden uzaklaştırmalı, kalbimizi yumuşatmalı, dilimizi güzelleştirmeli ve ahlâkımızı olgunlaştırmalıdır.
Rabbim bizleri namazını hakkıyla kılan, secdelerinde huzur bulan, ibadetlerini ihlâsla yerine getiren kullarından eylesin.
Rabbim kıldığımız namazları kabul eylesin.
Rabbim bizleri kendisine layık kul, Habibine layık ümmet eylesin.
ÂMİN.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.