M.Halit AYHAN
Öfkesine Hâkim Olanın Mükâfatı
İnsan, imtihan dünyasında en çok neyle sınanır diye sorulsa, öfke ilk sıralarda yer alır. Çünkü öfke; aklı perdeleyen, dili yaralayan, kalpleri kıran ve çoğu zaman telafisi zor pişmanlıklara kapı aralayan bir duygudur. İşte bu sebeple İslâm, öfkeyi inkâr etmeyi değil, öfkede ölçüyü ve hâkimiyeti öğretir. Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ümmetini bu noktada defalarca uyarmış, öfkesini dizginleyebilenleri büyük müjdelerle sevindirmiştir.
“Mîrac Gecesi, Cennet içerisinde aynı seviyede yükseltilmiş birtakım köşkler gördüm, ‘YâCebrâîl! Bunlar kim içindir?’ diye sordum. Buyurdular ki: ‘Kızdıklarında öfkelerine hâkim olanlar ve insanların kusur ve kötülüklerini affedenler içindir.”
Bu müjde, öfkenin bastırılmasının değil, terbiye edilmesinin ne kadar büyük bir ibadet olduğunu açıkça ortaya koyar. Zira herkes kızabilir; fakat herkes öfkesine söz geçiremez. İslâm ahlâkı, işte bu noktada insanı yüceltir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah, öfkesini kontrol eden kullarını överek şöyle buyurur:
“Onlar bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yutanlar ve insanları affedenlerdir. Allah, ihsan sahiplerini sever.” (Âl-i İmrân, 134)
Ayette geçen “öfkelerini yutanlar” ifadesi, öfkenin tamamen yok edilmesi değil; onun kontrol altına alınmasını anlatır. Çünkü öfke, insan fıtratında vardır. Ancak mü’min, öfkesinin esiri olmaz; aksine onu ahlâkıyla kuşatır.
Ashâb-ı Kirâm’dan bir zâtınResûlullahEfendimiz’e gelip tekrar tekrar nasihat istemesi ve her seferinde aynı cevabı alması bu hakikatin en çarpıcı örneklerindendir.
“YâResûlallah! Bana nasihatte bulununuz.”
Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Öfkelenme.”
O zât tekrar sordu, Efendimiz yine aynı cevabı verdi: “Öfkelenme.”
Bu tekrar, öfkenin ne kadar büyük bir kapı olduğunu ve birçok günahın bu kapıdan içeri girdiğini gösterir. Kırıcı sözler, haksız davranışlar, kul hakkı, hatta yıllarca süren küskünlükler çoğu zaman bir anlık öfkenin neticesidir.
Resûlullah (s.a.v.) bir başka hadislerinde gerçek gücün ne olduğunu şu şekilde tarif eder:
“Pehlivan, güreşte başkasını yenen kimse değildir. Asıl pehlivan, öfke anında nefsine hâkim olandır.” (Buhârî, Müslim)
Bu ölçü, dünyadaki güç anlayışını tamamen ters yüz eder. İslâm’a göre güçlü olan; bağıran, korkutan, ezip geçen değil; kızdığı hâlde affedebilen, haksızlığa uğradığında bile edebini muhafaza edebilendir. Böyle bir duruş, kalbin olgunluğunu ve imanın derinliğini gösterir.
Öfke anında susmak, ortamdan uzaklaşmak, abdest almak, yön değiştirmek gibi sünnetle tavsiye edilen davranışlar; mü’minin kendini muhafaza etmesi içindir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki:
“Öfke şeytandandır. Şeytan ateşten, ateş ise su ile söndürülür. Sizden biri öfkelendiğinde abdest alsın.”
Bu tavsiye, öfkenin sadece ruhsal değil, bedensel bir hâl olduğunu da işaret eder. İslâm, insanı bütün yönleriyle ele alır ve çözümü de buna göre sunar.
Öfkesine hâkim olabilen bir insan, sadece kendini değil, çevresini de korur. Ailesini, çocuklarını, komşularını ve toplumunu. Affetmeyi bilen kalpler çoğaldıkça, kin ve düşmanlık zayıflar. İşte bu yüzden affetmek, zayıflık değil; yüksek bir ahlâk nişanesidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de affın karşılığının Allah’a ait olduğu hatırlatılır:
“Kim affeder ve ıslah ederse, onun mükâfatı Allah’a aittir.” (Şûrâ, 40)
Bu ayet, insanın iç dünyasını ferahlatan büyük bir vaattir. Çünkü affeden kişi, hakkını kaybetmiş olmaz; aksine mükâfatını Rabbine havale etmiş olur. Ve Allah’ın vereceği karşılık, kulun vereceğinden daima daha hayırlıdır.
Öfkesini yutabilen, affedebilen ve kalbini temiz tutabilen kullar için Cennet’te köşkler hazırlanmıştır. Bu, dünyada sessiz kalanların, nefsini susturanların ve ahlâkını öne çıkaranların şerefidir. Böyle bir müjde, öfke anında susmanın ne kadar değerli olduğunu yeniden hatırlatır.
Allah’ım!
Kalplerimizi öfkenin esaretinden muhafaza eyle.
Kızdığımızda susmayı, gücümüz yettiğinde affetmeyi bizlere nasip eyle.
Nefsimizi edep ile terbiye eden, ahlâkı ile örnek olan kullarından eyle.
Kalplerimizde kin ve intikama yer bırakma.
Bizleri, öfkesine hâkim olanlara vaat edilen Cennet müjdelerine lâyık kıl. Rabbim bizleri kendisine layık kul, Resulüne layık ümmet etsin.
Âmin.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.