Nizip Gezim

Nizip Gezim

28 – 30 Nisan tarihleri arasında, Gaziantep’in kültür mozaiği Nizip’teydim.

Nizip’in tarihi M.Ö. 2000 yılına dek uzanır.

Nizip’in on kilometre doğusunda ise, Zeugma Antik Kenti yer alır.

İsminin Hakkıyla

“Geçit Yeri” ve “Yolların Kesiştiği Yer” anlamı taşıyan Zeugma, bu ifadeyi doğrular, bu tanımlamayı ispatlar nitelikte, Fırat Nehri’nin en kolay geçit verdiği iki noktadan birisinde yer alır.

Zeugma ismi ayrıca, antik kaynaklarda da geçer.

Yaklaşık yirmi bin dönümlük bir arazi üzerine kurulan Zeugma Antik Kenti’ne tarihöncesi çağlardan beri kesintisiz yerleşilmiştir.

Öyle ki; Anadolu ve Mezopotamya Kültürlerini benimsemiş ve Aramice konuşan topluluklar, Zeugma Antik Kenti’ne M.Ö. 3. binden itibaren yerleşmişlerdir.

Ne var ki; Zeugma Antik Kenti’nin büyük bir kısmı, yapımı 2000 yılında tamamlanan Birecik Barajı suları altında kalmıştır.

Kurtarma Kazıları

Gerçi, Roma İmparatorluğu zamanından kalma villaların taban mozaikleri, Zeugma Antik Kenti baraj suları altında kalmadan önce başlatılan Kurtarma Kazıları sonucunda ortaya çıkarılmıştır.

Kazılarda ortaya çıkarılan ve iki bin beş yüz metrekarelik bir alan kaplayan mozaikler, Gaziantep şehir merkezindeki yine aynı isimle, Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergilenir.

Tarihçe

Zeugma Antik Kenti’ni M.Ö. 300’lerde, Makedon Kralı Büyük İskender, Doğu Seferi’nde fethetmiştir. Buna istinaden fethedilen topraklarda yaşayan yerel halkları Helenleştirme (Yunanlaştırma) politikası gereği Büyük İskender’in generali I. Seleukos, yeni bir şehir inşa etmiştir ve bu şehir büyük olasılıkla, Makedon askeri kent kolonisi modelindeydi.

M.Ö. 63 yılında, Kommagene Krallığı’nın yönetimine verilen Zeugma, Kommagene Krallığı’nın en büyük dört şehrinden biri olmuştur.

Kommagene zamanından iki bütünleştirilmiş tapınak günümüze dek gelir.

Bu tapınaklarda ayriyeten, Helenistik ve Kommagene Krallığı’nda hâkim olan inanışların tapınma alanları yer alır.

Stratejik ve Diplomatik Önem Taşıyan Merkez

Roma Devleti’nin doğu sınırı olan Fırat Nehri üzerindeki konumuyla, stratejik öneme sahip bir kent olan Zeugma ayrıca, Romalıların Fırat Nehri’nin öte tarafındaki düşmanı ve ezeli rakibi Part Kralları’yla ve Komutanları’yla diplomatik görüşmelerin yapıldığı merkez görevi de üstlenmiştir.

Saygınlık ve Propaganda Kenti

Zeugma, ev sahipliği yaptığı bu diplomatik görüşmeler nedeniyle, mimari anlamda Roma’nın saygınlık ve propaganda kenti olmuştur.

Öyle ki; M.S. 200’lü yıllarda, Zeugma, Roma İmparatorluğu’nun en görkemli şehirlerinden biri olmuştur.

Romalı şair Statius, şiir koleksiyonu Silvae’de, Zeugma’dan “Romalıların Barış Yolu” diye bahsetmiştir.

İhtişamlı Evler

Fırat Nehri kıyısından tepelere doğru inşa edilen paha biçilemez mozaiklerle ve fresklerle süslenmiş yamaç evleri günümüze dek gelerek o zamanın zenginliğini yansıtmıştır.

Zeugma Antik Kenti’nin kalıntıları ilk defa İngiliz din adamı, gezgin ve yazar Pococke tarafından 1738 yılında bulunup yayımlanmıştır.

Bu kalıntıların Zeugma Antik Kenti’nin kalıntıları olabileceği ise, ilk defa 1917 yılında Fransız gezgin Cumont tarafından ileri sürülmüştür.

Ne yazık ki; 20. yüzyılın başlarında, yabancı tarihi eser kaçakçılarının teşvikiyle, Zeugma Antik Kenti’ni kazan köylüler, çıkardıkları tarihi ve arkeolojik önem taşıyan eserleri yabancılara satmaktaydılar. Böylece, bu eserlerin yurtdışına kaçırılmasına aracı olmaktaydılar.

İlk defa 1987 yılında, kaçakçıların yarım bıraktıkları iki mezar odasında, Gaziantep ve Malatya Müze Müdürlükleri’nin kazılarında mezar heykeltıraşlığına ait eserler bulunur.

1989 yılında ise, Kültür Bakanlığı, Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında baraj çalışmalarında su altında kalacak alanları saptamıştır ve bölgedeki beş barajın oluşturduğu göl altında kalacak arkeolojik yerleşim yerlerini tespit etmiştir.

Roma ordusu üzerine odaklanan arkeolog ve Roma Yakın Doğusu Tarihçisi David Kennedy’nin de 1993 yılında katılımıyla, Zeugma Antik Kenti Kurtarma Kazıları başlamıştır. Öyle ki; Batı Avustralya Üniversitesi Roma Arkeolojisi ve Tarih Profesörü Kennedy’nin Zeugma Antik Kenti Kurtarma Projesi 2001 yılına dek devam etmiştir.

1960’lı yıllarda, kaçırılarak Amerika’ya götürülen Metioxos-Partenope Mozaiği’nden geriye kalanlar bulunur. Aynı şekilde, Dionysus Villası olarak isimlendirilen Roma Villası da kazılarak ortaya çıkarılır. Dionysus Villası’nda yapılan 1995 yılındaki kazılarda Dionysus’un Düğü Mozaiği ele geçirilir.

1995 yılındaki bu kazılara ayrıca, Fransa’nın Nantes Üniversitesi de katılır.

1997 yılında ise, İsviçreli ve Alman ekipler de kazılara katılır.

1998 – 1999 yılları arasında kesintisiz devam eden kazılarda, Aktatos ve Çingene Kızı mozaikleri bulunur ve bu mozaiklerle birlikte, Zeugma Antik Kenti’nin arşiv binası bulunur. Ayriyeten, on binlerce mühür baskı ele geçer.

2000 yılında, kazılar Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Türkiye İş Bankası’nın ve Packard Beşeri Bilimler Enstitüsü’nün destekleriyle gerçekleşir.

Avrupa'nın en büyük bağımsız arkeoloji ve kültürel miras firmalarından Oxford Arkeoloji şirketiyle, başta Türk arkeologları olmak üzere, İngiliz, İtalyan ve Fransız arkeologları da kazılarda yer alır.

Ne var ki; 4 Ekim 2000 tarihinde, baraj suları yükselince ve Zeugma Antik Kenti sular altında kalınca, kazılar son bulur.

Gerçi, Zeugma’dan çıkarılan mozaiklerin yenileme çalışmaları 2004 yılına dek devam eder.

2005 yılında ise, mozaikler Gaziantep Müzesi’nde sergilenmeye başlanır.

Ankara Üniversitesi’nin bilimsel başkanlığında devam eden Zeugma kazılarında ayriyeten, pek çok yeni mozaik bulunur.

Yüz Bine Yakın Bulla

Bu baskılar, Zeugma Antik Kenti’nde yaklaşık olarak yüz bin adet bulunmuştur.

Arkeologlar, bu sayının “müze kayıtlarında bulunan en fazla bulla” olduğunu kaydetmişlerdir.

Sahip olduğu yüz bine yakın bulla sayesinde, Zeugma Antik Kenti, bir dünya rekoruna ev sahipliği yapmaktadır.

9 Eylül 2010

Zeugma Antik Kenti’ni ve zamanın yaşamını gerçeğe en yakın biçimde tanıtması amacıyla, 9 Eylül 2010 tarihinde, Zeugma Mozaik Müzesi açılır ve Zeugma mozaikleri bu müzede sergilenmeye başlanır.

Dipnot: Aramice, üç bin yılı aşkın geçmişe sahip antik bir dildir. Mezopotamya’da ve Yakın Doğu’da imparatorluk dili olan Aramice, Hazreti İsa’nın konuştuğu dil olarak bilinir ve Süryani toplulukları bu dili modern lehçeleriyle günümüzde halen konuşmaktadırlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Esat BEŞER Arşivi