Naif Karabatak
O Şeyi Dün Yemiştin!
Bugün sizlere iki fıkra anlatacağım ama nereye bağlamanız gerektiği konusunda ise en ufak bir ipucu vermeyeceğim. Onu da gündeme, çevrenize, olaylara bakarak bağlama şansınız olsun, çok daha geniş bir kapsama alanı bulunsun diye yapmak istiyorum.
Gelelim ilk fıkramıza…
Zamanın birinde “boş zamanı çok” olan iki arkadaş incir çekirdeğini doldurmayacak bir konuyla ilgili iddiaya girmişler.
Arkadaşlardan birisi ayıların çoğalması üzerine söz almış. (Burada gerçek ayılardan söz ediyoruz, her hangi bir şekilde ayıya benzer hiç kimseyle ilişkilendirme yok.)
İlki ayıların yavrulama yöntemiyle çoğaldığını, yani bir eşinin olduğunu, beraberliklerinden doğan yavrularla çoğaldığını söylemiş.
Kanında muhalefet olan diğer arkadaşı da nasıl olmuşsa boş bulunup, “hayır” demiş ama devamını nasıl getireceğine karar verememiş.
O anda aklına “yumurtlama” gelmiş ve yumurtlamış…
“Ayılar yumurtlama yöntemiyle çoğalır” demiş.
Olacak iş değil tabii, kendisinden emin olan arkadaşı, “olmaz” demiş, “sen yanlış biliyorsun” diye eklemiş ve “böyle saçma sapan bir bilgiye nasıl inanırsın” diye de kızmış.
Ama yumurtlayan arkadaşı bir kez yumurtlamış, geri dönüş yok.
Hani serde muhalefet etmek varsa sinekten yağ çıkar dersen, çıkaracaksın arkadaş.
Fikrinde ısrar ederek, “Ayılar yumurtlama yöntemiyle çoğalır” diye ısrar edince arkadaşı fikrinin doğruluğunu ispat için “var mısın 10 bin altınına iddiaya!” diye çıkışmış.
Hoppala!
İddiaya da var, ispata da…
Muhalefet dedik ya…
Peki, nasıl olacak, diye düşünmüşler ve sonunda “yarın sabah kadıya gitmeye” karar vermişler.
İki arkadaş daha sonra ayrılmış…
***
Boş bir konuda gereksiz yere yalan üzerine ısrar eden kişi eve gelince almış bir düşünce.
“Yahu ben halt ettim. Ayıların yavrulama yöntemiyle çoğalacağını iyi biliyorum. Şimdi ne olacak” diye düşünürken, çözüm bulmuş.
İşin içinde 10 bin altın var. Altının kökünü kaybetmektense bin altını risk edip, 9 bin altın kazanma şansını tepmek istememiş.
Hemen kadıya gitmiş. Durumu anlatmış, olmayacak bir şeyde ısrar ettiğini ama bu işten kendisini kurtarmasını söyleyip, bin altını minderin altına sıkıştırmış.
Diğer arkadaşı da boş durmamış tabii.
Evde düşünmüş, kendi fikri doğru ama ya diğer arkadaşı kendisine bir oyun ederse, ya kadıyı kandırırsa?
“Hemen kadıya gitmek lazım”, diye düşünerek soluğu kadı efendinin yanında almış.
O da durumu anlatmış. Ne olur ne olmazmış, belki kadı efendi iyi anlamadan, iyi dinlemeden onun lehine karar verirmiş de, diye beş bin altını minderin altına sıkıştırmış.
Ve sabah olduğunda iki arkadaş “hiç görmedikleri” kadıya gitmişler.
Huzura getirilen iki adamı “hiç görmeyen” kadı efendi de dinlemiş.
Sonra kara kaplı kitabı incelemiş, evirmiş, çevirmiş ve bir iki öksürükten sonra konuşmaya başlamış:
-Siz ayı üzerine iddiaya girdiğinize emin misiniz?
-Evet, demiş her iki arkadaş da.
Kadı ısrar etmiş, “Siz ayı üzerine yemin etmiş olamazsınız” Ama etmişler işte.
“O zaman” demiş kadı efendi, “ayılar, keyiflerine göre çoğalır, bazen yumurtalarla, bazen yavrularlar. Yani bu tamamen ayının keyfine kalmış, yapacak bir şey yok” diyerek her iki arkadaşı da yollamış.
***
İkinci fıkramız da kadıyla ilgili…
Bir gün köyde inekleri, atları, koyunları ve kuzuları olan bir adamın ineği doğurmuş, tatlı mı tatlı bir buzağısı olmuş.
Buzağı bu, henüz inek değil ama inekliği tutup, atın yanından ayrılmamış. Çiftçi soran herkese “atım doğurdu” diyerek buzağıyı gösteriyormuş.
Yine 10 bin altın iddia ve yine önceden kadıyı görmeler ve yine huzura gelmeler…
Çiftçi kadıya bir gün önce beş bin altını verince kadı, atın buzağı doğurabileceğine, bunun nadir de olsa görülebileceğine kanaat getirmiş.
Davayı kazanan adam eve gidip, kadıya hediye göndermeye karar vermiş. Koca bir sitilin altına atın pisliğini serip, üstüne de yoğurt doldurmuş.
Kadının huzuruna çıkmış, hediyeyi ikram etmiş.
Kadı efendi, kaşığı daldırıp, ağzına götürmüş ama pislikle beraber…
Kadı efendi, “şimdi b…ku” yedik deyince çiftçi, “Hayır kadı efendi, siz o b…ku dün yemiştiniz” demiş…
***
İki fıkramız böyle…
Birilerinin dün ısrarla söylediklerine ve bugün kendilerini aklayacak kararlar bulmasına çok da şaşırmayın ve bu iki fıkrayı kendi çevrenize göre bir şeyle ilişkilendirin…
Her şeyi de devletten beklemeyin canım!
Twitimden seçmeler
Benim kahtaobjektif.com adlı siteyle ilişkim olduğu söyleniyormuş. Doğrusu kaç sitede yazdığımı ben bile bilmiyorum ve çoğunu sağ olsun yazımı beğenenler alıp yayınlıyor. İlişki arayanlar boşuna aramasın, bende “görünen” dışında bir şey bulamazlar.
Hanzala’nın Gülüşü
16 Ocak 2025 Perşembe 16:21Başkasının Yaşam Standardını Belirlemek
25 Aralık 2024 Çarşamba 18:10Asgari Ücret Üzerinden Adalet
05 Aralık 2024 Perşembe 15:55Takvim Yaprakları…
28 Kasım 2024 Perşembe 11:22İlginç ve Gizemli Bir Köy; Barbaros
14 Ekim 2024 Pazartesi 16:07Hikâyeler Nasıl Yazılırmış?
08 Ekim 2024 Salı 14:52Kaçıncı Dünya Savaşı?
29 Eylül 2024 Pazar 13:16‘Kadim Şehir’ Derken Bir Daha Düşünün!
10 Eylül 2024 Salı 13:02Evliya Çelebi’nin Seyyah Olduğu Yer; Ahi Çelebi Cami
04 Eylül 2024 Çarşamba 15:03Camileri Ticarethane Olmaktan Kurtarın!
19 Ağustos 2024 Pazartesi 11:18

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.