Mehmedim!

Mehmedim!

O, O'ndan geldi, O'na yürüdü. Öyle de inanırdı zaten...

Kader, önce Niğde Ulukışla'da birlikte kıldı beraberliğimizi "Senin için istedim ağabey " derdi. Bir olduk, beraber olduk, kol-kanat gerdik birllikteliğimize...

Hayatımda, hafızası bu denli kuvvetli nadir tanıdıklarımdan biriydi. Hiç durmayan, sürekli zonklatan tek organı sanki beyniydi. Yıllar önce falan kişinin, falan yerde, falanca giysiler içinde bizlere veya başkasına söylediği sözleri hemen tek tek hatırlar, benim şaşkın bakışlarım karşısında hayretler içinde "Hatırlayamadın mı Ağabey ?" derdi. Ve O, bu en kuvvetli organına da mağlup oldu...

İnanç ve tefekkür sahibiydi. Yıllardır hastalığından dolayı çektiği ağır sıkıntılarına "off !" bile demedi. Meşruluğa, harama helale çok dikkat ederdi. İnandığı gibi yaşadı, inancı uğruna hiçbir fedakarlıktan kaçmadı. Kader ve gönül birliğindekilerle ayrı bir dostluğu vardı. Yiğitti, bizim yiğitlerdendi.

Mehmed'im varken, kitap okumanıza gerek kalmazdı. Çoğu unuttuğum konuları O'na sorardım. Benim bile unuttuğum soruları, tek tek araştırır, gün olur en ince detaylarıyla bana izah ederdi. Bilgilerinizi O'nunla tazeleyebilirdiniz, hazineydi...

Her sabah yeni bir günün başlangıcı olduğunu, varlık gayemi O'nunla hatırlardım...

Ulukışla'nın meşhur bir kış gününde, mesaiye hemen ardımdan geldiğini farketmemiştim bile. Mahcubiyet ve utangaçlıktan olsa gerek, yüzü kıpkırmızıydı. "Üşüdün mü yoksa ?" Dediğimde, özür dilemesi, yörük asaletinin, beyefendiliğinin işaretleriydi hep.

E-5 Karayoluna 6 km uzaklıkta ki Darboğaz Kasabası'na birlikte erkenden görevli gitmiştik. Gün ağarıncaya kadar çalıştık, işlerimizi bitirdik, çantalarını hazırlayıp tam yola çıkmak üzereyken; yaşlı, fukaralığı her halinden belli bir kadın önümüze çıkarak "Yavrum ineğim çok hasta Allah rızası için bakıverin !" Dediğinde yorgunluktan olsa gerek "Teyzem sabahtan beri buradaydık, sen neredeydin ?" Sözüm biter bitmez, birden Mehmed'imle göz göze geldik. Yaşlı teyzenin hayvanı ile 10-15 dakika ilgilendik, teyzenin, çok çok duasını alarak tekrar yola koyulduk.

E-5'e indiğimizde birde ne görelim ? Ortalık ana-baba günü, zincirleme trafik kazası ve yaralılar, ölüler var. "Kaza ne zaman oldu ?" Dediğimizde; " 10-15 dakika oldu olmadı " demesinler mi ? Sarıldık, Mehmed'imle birbirimize, yaralılardan bazılarını arabaya alarak Ulukışla'ya yöneldik. Mehmed'imin gayretkeşliği, yaşlı teyzemin duaları bizi korumuş, kurtarmıştı...

Göksun'a gitmeye niyetlendiğimde "Gitme ağabey, sensiz çalışılmaz !" Diye çok ısrar etti, dinlemedim. Kader beş yıl sonra bizi Mersin'de de buluşturdu. Yorgun, yılğın, yenik ağabeyinin gelişine çok seviniyordu. Bense, hasta Memed'imi bulmuştum karşımda. Üzgündüm...

Bir yıl aynı odada, karşılıklı masalarda oturduk. Onca acılarına rağmen benim derdimdeydi Mehmed'im.

Vefatından on gün önce helalleşmiştik, görmüyordu ama sesimden tanımıştı. Allahü alem sen iyi yerlerdesin, Gülnar'lı Mehmet Önge. Zaten sana göre değildiki bu yerler; çocukların, kadınların öldürüldüğü, insanların bir ekmek ugruna per-perişan edildiği, haksızlıkların kol gezdiği, adaletsiz bir dünya'ydı hep burası...

Duvara özenle astığın takvim şimdilik yerinde. Biz baktıkça ağlaşıyoruz Dogan'la...
Hani hep derdin yâ "Bizimkiler ! aslanlarım !" Dediğin Vakfın takvimi...

Ruhun Şad olsun Mehmed'im !

NOT: Mustafa Coşkun Kale'nin bu yazısı 1995 yılında kaybettiği, yakın dostu Veteriner Hekim Mehmet Önge ardından kaleme alınmış ve Türk Veteriner Hekimler Birliği Vakfının çıkardığı, 1995 yılı Türk Veteriner Hekimliği Dergisinden alınmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Mustafa Coşkun Kale Arşivi