Kürtler Üzerinden Üretilen Kalıplar ve Türkiye'de Sosyolojik Önyargının Tarihi

Kürtler Üzerinden Üretilen Kalıplar ve Türkiye'de Sosyolojik Önyargının Tarihi

Türkiye'nin önde gelen zenginleri arasında yer alan ve yaşı bugün itibarıyla 95'i geçmiş bulunan Rahmi Koç, anlattığı basit ve aşağılayıcı fıkra ile kamuoyunun gündemine oturdu.

Türkiye'nin en önemli toplumsal meselelerinden biri, farklı kimliklerin uzun yıllar boyunca çeşitli önyargılar ve kalıp yargılar üzerinden değerlendirilmiş olmasıdır. Bu durum yalnızca Kürtler için değil, zaman zaman Aleviler, Romanlar, muhafazakârlar, köylüler veya farklı toplumsal kesimler için de yaşanmıştır. Ancak Kürtler söz konusu olduğunda bu önyargıların tarihsel derinliği ve kurumsal etkisi daha belirgin şekilde görülmektedir.

Toplum bilimlerinde "ötekileştirme" olarak tanımlanan süreç, bir grubun kendi özellikleriyle değil, ona yüklenen stereotipler üzerinden değerlendirilmesi anlamına gelir. Bu yaklaşım, bireyleri tanımaktan çok onlar hakkında önceden oluşturulmuş yargıları tekrar üretir. Kürtlerin uzun yıllar boyunca "geri kalmış", "eğitimsiz", "kaba", "medeniyetle ilişkisi zayıf" gibi kalıplarla anılması da bu sosyolojik mekanizmanın bir sonucudur.

Oysa tarihsel gerçeklik bu algıyı doğrulamamaktadır. Kürtler, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan süreçte devlet yönetiminde, ilim hayatında, ticarette, askeriyede ve kültürel yaşamda önemli roller üstlenmişlerdir. Buna rağmen özellikle modern ulus-devlet inşa süreçlerinde farklı etnik kimliklerin tek tip vatandaş anlayışı içerisinde eritilmeye çalışılması, Kürtlere yönelik çeşitli önyargıların güçlenmesine zemin hazırlamıştır.

Sosyolog Pierre Bourdieu'nun "sembolik şiddet" kavramı burada dikkat çekicidir. Sembolik şiddet, fiziksel güç kullanmadan bir topluluğun aşağılanması, küçümsenmesi veya değersiz gösterilmesi yoluyla uygulanır. Mizah adı altında anlatılan bazı fıkralar, televizyonlarda üretilen klişeler veya günlük dilde kullanılan küçümseyici ifadeler bu sembolik şiddetin araçları haline gelebilmektedir.

Bu noktada mesele yalnızca etnik kimlik değildir. Aynı zamanda cinsiyet meselesidir. Bir Kürt kadın figürünün cehalet, saflık veya alay konusu olarak sunulması, hem etnik hem de toplumsal cinsiyet temelli iki farklı önyargıyı aynı anda üretmektedir. Kadınların zekâsını, bilgisini veya toplumsal konumunu küçümseyen anlatılar nasıl yanlışsa, bunu belirli bir etnik kimlikle ilişkilendirerek sunmak da aynı derecede sorunludur.

Akademik literatürde buna "çifte ayrımcılık" denilmektedir. Çünkü kişi hem kadın olduğu hem de etnik kimliği nedeniyle aynı anda hedef haline getirilmektedir. Bu tür anlatılar toplumda var olan eşitsizlikleri yeniden üretir ve normalleştirir.

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey ise farklı kimlikleri aşağılayan eski refleksleri sürdürmek değil, çoğulcu bir vatandaşlık anlayışını güçlendirmektir. Demokratik toplumlarda bireyler etnik kökenleriyle değil, insanlık onurları ve vatandaşlık haklarıyla değerlendirilir. Bir Kürt'ün, Türk'ün, Arap'ın, Çerkes'in veya başka bir kimliğin mizah malzemesi haline getirilmesi, kısa vadede gülüşmelere yol açsa da uzun vadede toplumsal barışa zarar vermektedir.

Bugün Türkiye'nin en büyük ihtiyacı, geçmişten miras kalan önyargıları yeniden üretmek değil, onları sorgulayabilmektir. Çünkü toplumsal birlik, farklılıkları inkâr ederek değil; onları tanıyarak, saygı duyarak ve eşit vatandaşlık temelinde bir arada yaşayarak mümkün olur. Kürtler hakkında üretilen olumsuz kalıplar da, diğer tüm ayrımcı söylemler gibi, bilimsel gerçeklerden değil önyargılardan beslenmektedir. Sosyolojinin görevi ise bu önyargıları meşrulaştırmak değil, onları görünür kılarak aşılmasına katkı sunmaktır.
Rahmi Koç'un kişisel niyetinin Kürtleri aşağılamak mı, eski bir fıkrayı anlatmak mı, yoksa başka bir amaç mı olduğu konusunda kesin bir sonuca varmak mümkün değildir. Ancak yaşına verelim, belki de bunamıştır, desek,o da değil.
Birçok akademisyen, bu tür etnik ve cinsiyet temelli fıkraların toplumsal önyargıları normalleştirebildiğini savunmaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Abdullah Şanlıdağ Arşivi