Naif Karabatak
Kurt Yediği Ayazı Unutmaz
Depremin üzerinden 22 gün geçti. Geriye dönüp baktığımızda gördüklerimiz, bundan sonra göreceklerimizin de bir yansıması olması açısından dikkate değer.
Ama sadece ve kuru kuruya “dikkate değmemeli”, ibret de alınmalı, hesap da sorulmalı, suçu olanlar sorgulanmalı, görevini yapamayanlar da ya çıkıp “yapamadım” deme olgunluğu göstermeli ya da “yapamadın kardeşim” deyip, görevden uzaklaştırılmalı.
Bütün bunları yapmak için dürüst olarak ve bütün siyasi tercihleri bir yana bırakarak değerlendirme yapılmalı ama nedense bunu hiçbirimiz yapmıyoruz. Belki de çoğumuz yapmıyoruz. Kimi “deprem oldu, bundan ne kadar siyasi itibar elde edebilirim” derdine, kimi “Deprem oldu, bize muhalefet edenlerin gerçek yüzünü gösterme zamanı” deme derdinde. İkisi de aynı oranda iğrençtir.
Depremin olması veya engellenmesi hiçbirimizin elinde değil. Ancak depremde can ve mal kaybını en aza indirmek, hepimizin elindedir. Daha çok da yerel yöneticiler başta olmak üzere iktidar olanlarındır.
Depremin hemen sonrasını koordine etmek, depremden çıkan insanları mağdur etmeden, soğukta bırakmadan, aç ve açıkta kalmasına fırsat vermeden çadırlara yerleştirmek, yerel yöneticilerin işidir. Sonrası çadır kentler kurmak, iaşe, giyim ve gerekli ısınma ve kullanma malzemelerini temin ederek desteklemek ise genel idarenin, STK’ların, hayırseverlerin işidir, işi olmalıdır. Bütün bunlar birkaç günlük iş. Sonrasında çadır kentler, konteynır kentler ve tabii ki süreyi çok uzatmadan deprem konutları…
***
Ama böyle olmadı.
10 ilde de ‘Yerel Yöneticiler Yönetemedi.’ Birisi değil, ikisi değil, üçü değil, tamamı sınıfta kaldı.
Bazı iller kurtarma adına şanslıydı. Bazı iller de -özellikle Adıyaman- kurtarma konusunda (yolların da kapanması) nedeniyle şansızdı. Bu şansızlığa yerel yöneticilerin beceriksizliği de eklenince, günlerce aç ve susuz kalan insanlar, enkazın alından gelen bağırışlarla her an yeni bir acı çekmeyi sürdürdüler.
Üç gün boyunca Adıyaman’da ‘kurtarma’ demek, elle müdahale demekti. İnsanlar annesini, babasını, kardeşini, evladını, komşusunu veya başka bir canlıyı kurtarmak için çıplak elleriyle mücadele etmek zorunda kaldılar.
Bir gün değil, iki gün değil, üç gün değil, on güne kadar enkaz altında kurtarılmayı bekleyen insanlar ve enkazın başında da “burada canlı var” diyen insanların feryadını duymak istemeyenler vardı.
“36 saat boyunca bir parça ekmek veren olmadı, yağmur suyu içtik” diyen bir okul müdürüyle görüştüm. Adıyaman şehir merkezine 20 kilometre uzaklıkta kurulan AFAD deposunun, sadece Adıyaman’a değil, afet durumunda bölgeye bile yeteceğini “şişinerek” söyleyenler, o depodan birkaç parça ekmek alamamışlardı.
Enkazları gezen AFAD gönüllüleri “malzeme yok” diye enkaza müdahale edemediklerini söylüyorlardı ama podyuma çıkan mankenler gibi salınmayı da ihmal etmiyorlardı.
Evet, Gaziantep ve Besni yolu kapalıydı. Yardımın geç geleceği belliydi. Daha erken gelsin diye “feryat” eden bir tek yetkili yoktu. Bütün yetkisiler ise canhıraş bağırıyordu ama sesini duyan olmuyordu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 ili tek tek gezdi ama aslında ona hiçbir şey göstermemek için o kadar çok kalabalık ettiler ki, o kadar çok şeyi gizlediler ki, sadece bu başarıları nedeniyle alkışlamak gerekir.
Yağcılık ve yalakalık “idarecilik” değildir.
Artık bazı şeyleri konuşmanın tam zamanı.
Yapamadığınız işi bırakmak için bundan daha güzel bir zaman bulamazsınız.
10 İlde de yerel yöneticiler sınıfta kaldı.
Devlet yardımı gelmeden, STK’lar sahaya inmeden millet bir damla suya bile hasret kaldı.
Enkazın altında can çekişen insanlar, yardım gelmediği için canlı canlı toprağa gömülmüş oldu. Bazısı soğuktan, bazısı kan kaybından, bazısı da bekleye bekleye ölüp gitti.
Daha sonra kurtarılan her can, televizyonlarda, canlı yayınlarda adeta bir şova dönüştürüldü. Giden binlercesine karşılık, kurtarılan birler umut oldu.
***
Bütün bunlar geçecek…
O, on şehir, yeniden imar ve ihya edilecek.
Suçu olan müteahhitler tutuklanacak ama o binalara “sağlam” raporu verenler elini kolunu sallayarak gezecek. Uzun yıllardır, o alanlara imar izni veren ve o binalara oturma ruhsatı veren yerel idarecilerin de yaptıkları yanlarına kâr kalacak.
Biz millet olarak çok zorluğun üstesinden geldik, gelmeye de devam edeceğiz. Zor zamanda ne kadar da çok iyi insanlarımızın olduğunu bir kez daha görüyoruz. İyi ki iyi insanlar var. İyi ki böylesine güzellikler, yaşadığımız bütün çirkinlikleri gizleyebiliyor.
Bütün şehirler ayağa kalkacak, yıkılan her yer yeniden ihya olacak. Yaşanan acılar unutulmayacak ama hayat devam edecek. Bir kötülük, birçok güzellikle yer değişecek. Bütün bunlara yürekten inanıyorum ve ümitliyim. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, birçok kurumumuza, STK’larımıza, hayırseverlerimize ve dünyanın dört bir yanındaki güzel insanlara güveniyorum.
Elbet bu kış geçecek ama kurt, yediği ayazı asla unutmayacak, bu da böyle biline…
Hanzala’nın Gülüşü
16 Ocak 2025 Perşembe 16:21Başkasının Yaşam Standardını Belirlemek
25 Aralık 2024 Çarşamba 18:10Asgari Ücret Üzerinden Adalet
05 Aralık 2024 Perşembe 15:55Takvim Yaprakları…
28 Kasım 2024 Perşembe 11:22İlginç ve Gizemli Bir Köy; Barbaros
14 Ekim 2024 Pazartesi 16:07Hikâyeler Nasıl Yazılırmış?
08 Ekim 2024 Salı 14:52Kaçıncı Dünya Savaşı?
29 Eylül 2024 Pazar 13:16‘Kadim Şehir’ Derken Bir Daha Düşünün!
10 Eylül 2024 Salı 13:02Evliya Çelebi’nin Seyyah Olduğu Yer; Ahi Çelebi Cami
04 Eylül 2024 Çarşamba 15:03Camileri Ticarethane Olmaktan Kurtarın!
19 Ağustos 2024 Pazartesi 11:18

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.