Görünür İle Bilinir Olmak Farkı
Hz Yunus: "Gelin tanış olalım" sözünü bu çağda söylese idi acaba cümlesi: "Sosyal medya ile tanışalım" olabilir miydi?
-Kesinlikle olmazdı. Çünkü Yunus, ruhsuzluğu ve yapay ilişkiyi sevmez. Onun gönül ve hal dili vardır. Gönül ve hal dili kullananlar, sosyal medyayı amaç olarak kullanmaz, araç olarak kullanırdı.
Peki Yunus bugünün tabiri ile fenomen olur muydu?
-Kesinlikle olmazdı. Çünkü sık sık fanilik vurgusu yapan biri, sermayeyi görünmeye bağlamazdı.
İbrahim Tenekeci "Son Düzlük" kitabında şu hatırlatmayı yapıyor:
"Yunus Emre, bilinen değil de tanınan biri olsaydı, sık sık televizyona ve gazeteye çıksaydı, herhalde ölümünden bir müddet sonra unutulurdu. Ama bilinen biriydi ve ölümünden asırlar sonra bile biliniyor."
Yunus Emre şiirinde ne güzel söylemiş:
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Bugün herşeyi görünür kılan, ifşa eden ve israfa dönüştüren tipler, nasıl yazardı yukardaki Yunus şiirini.
Diyelim ki manken Hülya bir şiir yazmış:
Tarz tarz bilmektir
Tarz giyeceğini bilmektir
Sen ne giyeceğini bilmezsen
Bu nice yaşamaktır.
Hz Yunus için hırkanın, maddenin görünür olmasından ziyade, gönlün, fikrin görünür olması önemlidir. Yapay ilişkiden ziyade muhabbet, gönül ilişkisi önemlidir.
Yitürdüm Yusuf'um Ken'an elinde
Yusuf'um bulundu, Ken'an bulunmaz
Bugün Yusuf'ları kaybetsekte gps cihazları ile yerlerini buluyoruz. Gps cihazı ile bulamadığımızı da facebook, Sanal medyadan buluyoruz.
Oysa bazen bulunmamak gerekir. Bazen bir Yusuf kuyusu ve inzivaya çekilecek bir Hira olmalı.
Bir düşünün! Evliya Çelebi gezerek Seyahatname yazıyor. Facebook, Instagram felan yok.
Piri Reis dünya haritası çiziyor. O dönem uydu ve gps cihazları yok. Kimseye bulunduğu yerin konumunu soramıyor. İnternet denen dijital ortamda yok. Teknolojik imkanın olmadığı dönemlerde iki güzel eser ortaya çıkıyor.
Evliya Çelebi'nin "Seyahatnamesi" Piri Reis'in "dünya haritası"
Derviş Hocamla yaptığımız mülakatta demişti ki: "her şeyin görünür olması hakikatin yitimidir"
Görünürlük arttıkça, ruh tarafı boşalıyor.
Teknik donanım arttıkça da, kişilerde mekanikleşme başlıyor.
Ben gelmedim dava için,
Benim işim sevi için
Dost'un evi gönüllerdir,
Gönüller yapmağa geldim.
Yunus gönüller yapmak için yola çıkarken bugün atarlı cümlelerimiz, göstermelik ilişkilerimiz var. Hep bir görünür olma çabası. Oysa görünürlük muhabbeti azaltır. Ecdat ne güzel söylemiş:
"sevildiğin yere çok sık gidip gelme, itibarın kalmaz"
Görünenler çoğu zaman faniliği unuturlar. Oysa fanilik insanı en güzel terbiye biçimidir.
Bu dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua
Kılanlara selam olsun
Bir yazar ağabeyin yazısında okumuştum. Diyordu ki:
"Çocuklara uyumadan önce masal anlatıyoruz ancak ben çocuklarıma Peygamber kıssaları anlatırdım. Bir gün çocuklar uyumadan önce dedim ki: " bugün hangi Peygamberi anlatayım?"
kızımda bana: "İbrahim Tatlıses peygamberi anlat baba" demişti."
Küçük kız aslında İbrahim peygamberin anlatılmasını istiyor ama TV ve sosyal medyada İbrahim peygamberden çok İbrahim Tatlıses'in işlenmesi çocuğa yanlış kişinin ismini telaffuz etmesine sebep olmuştu.
Bir gün Kahramanmaraş sokaklarını gezerken, Büyükşehir Belediyesinin bir otobüs durağına çocuk hakları konusunda yazılar yazıp, altına da şu cümleyi not düştükleri gözüme ilişti:
"çocuklar ekranla değil, akranla büyüsün"
Bugün çocuklar malesef ekranların, sosyal medyanın esiri durumunda.
Çocuklarına İbrahim Peygamberi anlatan baba ve çocuğun zihninde İbrahim tatlıses... Garip bir hal.
Günümüzde bilinen değil görünen makbul hale geldi. Görünenin görünürlüğü bittiği zaman unutulur. Bilinenin etkisi ölümünden sonra bile devam eder.
Daha önceki bir yazımda demiştim ki: "görünür olmak adına kelimelerimizi ve kavramlarımızı bile kirlettik."
Bir düşünün! Hz Ali için kullandığımız cesaret sözcüğünü televizyon ve sosyal medya: "manken Elif çok cesur pozlar verdi" şeklinde kullanıyor. Oysa ortada teşhircilik var. Teşhircilik cesaret değildir.
Bir düşünün! Hz Osman için kullandığımız "cömert" sözcüğünü: "manken Hülya çok cömert pozlar verdi" şeklinde kullanılıyor . Burada da teşhircilik var. Bu kavramlar böyle kirletilmemeli.
Allah aşkına sosyal medyanın ve TV'lerin teşhircilikte geldiği noktaya bakar mısınız!
Geçenlerde sosyal medya da bir reklam kuşağına denk geldim. İfade aynen şu şekilde: "yaz aşkım ve dondurma"
Allahım aklıma mukayyet ol. Aşkın mevsimi, zamanı mı olur. Eğer dönemlik gönül ilişkisinden bahsediliyorsa bu aşk olamaz. Bu olsa olsa "arzu ve hevestir" Eğer bir duyguyu mevsimlik hale getirdi iseniz, o şey aşk değil arzu ve hevestir.
Neşet Ertaş bir eserinde: "gönülden gönüle bir yol vardır görülmez" diyor. Bugün gönüldekinin hemen görünür olması için ifşa yapıyoruz. Yok sevgililer günü, yok tanışma, yok sevgililer günü... Allah aşkına bazı duygular mahrem olarak kalsın. Çok maliyetli günler düzenleyip, sosyal medyadan paylaşmak nasıl bir ruh halidir, bir türlü anlamıyorum.
Neşet Ertaş diğer bir türküsünde de diyor ki:
"Seher vakti çaldım yârin kapısını aman
Baktım yârin kapıları sürmeli aman"
Mahremimiz ve mahremimizi koruduğumuz kapılarımız vardı. Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş yârin, komşunun, dostun kapısını çalar iken, bugün sosyal medyadan birbirlerini dürtüyorlar. Allah aşkına tanımadığınız bir kişiyi nasıl dürtersiniz?
Nasıl olurda kişilerle konuşmak yada yazışmak yerine emoji denilen karakterlerle cevap vermek yolu tercih ediliyor. Muhataba: "zamanım yok" "yeterli kelimelerim yok" mesajları veriyoruz.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.