Dijital Vicdan: Kaybettiğimiz Şey Tam Olarak Bu mu?

Dijital Vicdan: Kaybettiğimiz Şey Tam Olarak Bu mu?

Geçtiğimiz günlerde Gaziantep’te düzenlenen bir seminere katıldım.
Seminerin başlığı oldukça dikkat çekiciydi: “Sosyal medyada dezenformasyon.”

Ancak benim zihnimde asıl yer eden iki kavram oldu:
Dijital vicdan ve dijital ayak izleri…

Aslında bu iki kavram, bugün yaşadığımız büyük sorunun tam merkezinde duruyor.

Çünkü artık sosyal medyada gerçek ile yalan arasındaki çizgi neredeyse tamamen silinmiş durumda.
Daha da vahimi şu:
Olumsuz ve yalan içerikler, doğru ve olumlu içeriklerden çok daha hızlı yayılıyor.

Yapay zekâ ile üretilmiş sahte videolar, manipüle edilmiş fotoğraflar…
Ve bunlara sorgulamadan inanan, hatta yaygınlaştıran milyonlar…

Bu tablo bize şunu gösteriyor:
Sorun teknoloji değil.
Sorun, o teknolojiyi kullanan insanın vicdanı.

Bir zamanlar sinema dünyasında “25. kare” diye bir kavram konuşulurdu.
İnsan gözünün fark edemediği ama bilinçaltına işleyen kareler…

Bugün sosyal medyada yaşanan tam da bunun dijital versiyonu.
İnsanlar izlediklerinin çoğunu unutuyor ama o manipülatif algı zihinlerde kalıyor.

Ve toplum, farkında olmadan yönlendiriliyor.

Daha da tehlikeli bir başka konu var:
“Vatandaş gazeteciliği” adı altında yapılan sorumsuzluklar…

Bugün bir trafik kazası olduğunda insanlar ne yapıyor?
112’yi mi arıyor?
Yaralıya yardım mı ediyor?

Hayır.

Cep telefonunu çıkarıp canlı yayın açıyor.

Bir insan yerde can çekişirken, ekran başında izlenme sayısı artıyor.
İşte burada karşımıza o sihirli kavram çıkıyor:
Dijital vicdan.

Eğer bu vicdan yoksa, geriye sadece teşhircilik kalıyor.

Gerçek gazetecilik nedir biliyor musunuz?

Gerçek gazeteci;
önce insan der.

Önce hayat der.

Önce yardım eder.

Sonra haber yapar.

Ama bugün bazıları, insan hayatını bir “içerik” olarak görüyor.
Bu kabul edilemez.

Biz gazeteciler bir görüntü yayınlarken defalarca düşünürüz.
Hukuku gözetiriz.
Kişilik haklarını koruruz.
Gerekirse yazılı izin alırız.

Peki şimdi sormak gerekiyor:

Aynı sorumluluk neden sosyal medyada yok?
Neden herkes istediğini yayınlayabiliyor?
Neden bazıları kendini hukukun üstünde görüyor?

Eğer bu bir özgürlükse,
o zaman bu özgürlük başkasının hayatını ihlal etme özgürlüğü değildir.

Daha da ötesi…

Son dönemde öyle bir tablo ortaya çıktı ki;
bazı kişiler sosyal medya üzerinden adeta tehdit diliyle konuşuyor,
kurumlara, siyasilere, topluma gözdağı veriyor.

Bu artık bireysel bir sorun değil,
toplumsal bir güvenlik meselesidir.

Burada açık bir gerçek var:

Eğer gazetecilere uygulanan kurallar varsa,
aynı işi yaptığını iddia eden herkes o kurallara tabi olmalıdır.

Aksi halde bu durum bir hukuk boşluğu değil,
bir adalet sorunu haline gelir.

Ve unutulmamalıdır:
Geç gelen adalet, adalet değildir.

Artık yapılması gereken bellidir.

“Vatandaş gazeteciliği” kavramı yeniden tanımlanmalı,
dijital vicdan kavramı ise sadece bir söylem olmaktan çıkarılıp hukuki bir zemine oturtulmalıdır.

Bu konuda başta siyasetçilerimiz ve milletvekillerimiz olmak üzere
herkese büyük sorumluluk düşüyor.

Çünkü mesele sadece sosyal medya değil…

Mesele, bir toplumun vicdanını kaybedip kaybetmediği meselesidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet TAŞ Arşivi