Naif Karabatak
Bir paket daha çek, demokratik olsun!
Bir yasağın ve o yasağın kaldırılmasının sizin açınızdan bir anlam ifade etmesi için illa o sıkıntıyı çekmiş olmanız gerekmemeli. Dışlanma, horlanma, hakir görülme, aşağılanma, itilme veya kalkılmayı anlamak için de bütün bunları yaşamanız gerekmez. Elbette yaşarsanız, bir anlamı olur, yaşamazsanız, bir anması olur.
Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu söylemek, cumhuriyetle yönetildiğinden bahsetmek, egemenliğin hiçbir kayıt ve şarta bağlanmaksızın millete ait olduğundan bahsetmek güzel bir ütopya elbet.
Daha ekleyebilirsiniz de, tutan mı var?
Mesela her fikre özgürlük verildiğini söylersiniz.
Bu ülkede inanç özgürlüğünden bahsedersiniz.
Azınlıkların çoğunluğa, çoğunluğun azınlığa bir tahakkümünün olmadığından da dem vurabilirsiniz.
Kimsenin dilinden, dininden, mezhebinden, dersinin renginden, kıyafetinden, sakalından, saçından veya aykırı tavırlarından dolayı bir sıkıntı yaşamaması gerektiğini de söyleyebilirsiniz.
Hatta kanunlar çıkarır, yasalar yapar, genelgeler yayımlar, yönetmenlikler çıkarırsınız.
Aslında bütün bunlar 90 yıla dayanan cumhuriyet döneminde öyle veya böyle yapıldı. Bazen yasaklandı, kocaman kocaman harflerle her yana asıldı.
Bazen özgür bırakıldı; uygulama makamları kılını bile kıpırdatmadı, her devirde suç olan, suç olarak kaldı.
İnsanlar mağdur edildi, işinden oldu, ekmeğinden mahrum kaldı. Aç biilaç büyüyen çocuklar türedi yurdumun her yanında.
Köyünden oldu, malı, mülkü elinden alındı, yoğun yoksulu olarak bir köşeye atıldı, kaderine terk edildi.
Bu ülkenin gençleri öldü bir hiç uğruna.
Kimi dağda hayatını çürüttü, kimi askere gidip, bir daha dönmedi.
Bazıları yollarda öldü, bazıları kalabalıklar arasında patlayan bir bombanın kurbanı oldu.
Evladını kaybetti, analar, babalar…
Baba hasreti çekti evlatlar.
Eşini bağrına basamayan gencecik gelinler gözü yaşlı kaldı.
Bu ülke çok acı çekti.
Okul önlerinden kovulanlar, aldığı ödülü çok görenler, karga tulumba sahneden indirilenler, ezilenler, horlananlar, yok görülenler, varlığı kabullenilmeyenler…
Darbe dönemleri bir başkaydı elbet.
İşkenceler, yasaklar, salınan korkular, düşünmekten dahi çekinilen zamanlar…
Bütün bunları anlamak için, bütün bunları yaşamak lazım.
Ama bütün bunları anlamak için yaşamaya ihtiyaç duymamak da lazım.
***
Dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı bu duygularla dinledim.
Kendimi Kürtlerin yerine koydum, bir an Roman oldum, bazen Alevi, bazen Sünni, bazen başörtülü, bazen başı açık…
Kendimi farklı din ve ırkların yerinde hissettim, ne isteyeceğimi, nasıl karşılayacağımı, insanca yaşamak için nelere ihtiyaç duyacağımı…
Bir seçmen oldum bazen, hiç iktidar olma şansı yakalamamış bir partide…
Anne oldum, evladını kaybeden…
Baba oldum, yüreğini dağlayarak gözyaşını içine akıtan.
Evlat oldum, saçına dokunacak baba eline hasret…
Okullu oldum, memur oldum, işçi oldum…
Ve gördüm ki, bu ülkede istenirse, farklılıklara hoşgörüyle yaklaşılırsa, kendisi gibi düşünmeyenlere hayat hakkı tanınırsa, çok daha müreffeh bir ülkede yaşayabilirdik.
O zaman çok daha özgür olur, çok daha demokratik bir ülkede yaşadığımız kanat getirebilirdik.
İstenirse, bütün antidemokratik yasaların bir çırpıda tarihin çöplüğüne gönderilebilirdi.
Yıllar yılı bir “yönetmenlikle” insanlara yaşatılan zulüm, bir çırpıda kaldırılabilirdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, bu ülke insanlarına çok daha güzel bir ülke armağan edebilecek güç ve kudrette olduğunu gördük.
İstenirse yapılmayacak hiçbir şeyin olmadığını, alt edilmeyecek hiçbir zorluğun bulunmadığını, kaldırılmayacak hiçbir yasağın olmadığını da gördük.
Çünkü hepsi bu ülke insanının özgürce yaşaması içindi.
Neye inanıyorsa, ona inanacak ve inancının gereğini yapacaktı.
Hangi dille konuşuyorsa, o dili konuşacak, eğitimini alacak, tahsil hayatını tamamlayacaktı.
En önemlisi bu millet korkmayacaktı, iradesi ipotek altına alınmayacak, okumaktan, düşünmekten ve düşündüğünü söylemekten ürkmeyecekti…
Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı ana başlıklar ve altını dolduran maddelerin bir kısmı TBMM’nin yetkisinde, bir kısmı genelge ve yönetmenliklerle hayata geçirilecek.
TBMM bölümünde bütün siyasi partiler demokrasi sınavından geçecek, gerçek yüzleri o zaman çok daha net göreceğiz. Kimin yasakçı, kimin statükocu ve kimin kaostan beslendiğini öğreneceğiz.
Bu sınava iyi hazırlanmayanlar, bu işin acısını çekenlerin ahından kurtulamayacak.
Bu paket yetmeyecek elbet; Yarın, öbür gün, diğer gün ve insanlık sürdükçe yenilerine ihtiyaç duyulacak ama buna “yok” diyen, gelecekte özgürlüğün adını dahi telaffuz edemez, ne diline yakışır, ne ağzına…
Demokratikleşme paketleri, açılmak için hazırlanmaz, uygulanmak, hayata geçirilmek için hazırlanır.
Başka hükümetler de paket açıkladı; zam paketi, yasaklar paketi, kemer sıkma paketi ama bu paket farklı, demokratikleşme paketi. Hem bu kuru fasulye pilav değil ki, “bir paket daha çek, demokratik olsun!” diyeceğimiz günleri bekleyelim.
O gün, tam da bugündür…
Tweetimden Seçmeler
Aslında #DemokrakikleşmePaketi kuru şekilciliğe takılı bir zihniyetten, şekilciliğe ruh katan farklı inançlara özgürlük getiriyor.
Hanzala’nın Gülüşü
16 Ocak 2025 Perşembe 16:21Başkasının Yaşam Standardını Belirlemek
25 Aralık 2024 Çarşamba 18:10Asgari Ücret Üzerinden Adalet
05 Aralık 2024 Perşembe 15:55Takvim Yaprakları…
28 Kasım 2024 Perşembe 11:22İlginç ve Gizemli Bir Köy; Barbaros
14 Ekim 2024 Pazartesi 16:07Hikâyeler Nasıl Yazılırmış?
08 Ekim 2024 Salı 14:52Kaçıncı Dünya Savaşı?
29 Eylül 2024 Pazar 13:16‘Kadim Şehir’ Derken Bir Daha Düşünün!
10 Eylül 2024 Salı 13:02Evliya Çelebi’nin Seyyah Olduğu Yer; Ahi Çelebi Cami
04 Eylül 2024 Çarşamba 15:03Camileri Ticarethane Olmaktan Kurtarın!
19 Ağustos 2024 Pazartesi 11:18

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.