İstanbul Sözleşmesi Aileyi Yıkıyor mu?

Kısaca İstanbul Sözleşmesi bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi”dır. 2011 yılının ilk yarısında Avrupa Konseyinin dönem başkanı olan Türkiye’nin de çabalarıyla 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da yapılan Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açıldı. 1 Ağustos 2014 yılında da 10. Üyenin Sözleşme’yi onaylamasından yaklaşık 3 ay sonra yürürlüğe girdi. Türkiye Sözleşme’nin ilk imzacısı ve 24 Kasım 2011 tarihinde Sözleşme’yi ilk onaylayan ülke oldu.

Bazılarına göre bu zina sözleşmesidir. Aile yapımıza ve dinimize terstir. 

Sözleşme bugüne kadar  46 ülke tarafından imzalanmış ve 33 ülke tarafından onaylanmıştır. Birleşik Krallığı’nda içerisinde yer aldığı 11 ülke sözleşmeyi imzalamış fakat onaylamamıştır. Yine Azerbaycan ve Rusya Federasyonu sözleşmeyi ne imzalamış ne de onaylamıştır. Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Letonya, Litvanya, Polonya, Romanya ve Slovak Cumhuriyeti İstanbul Sözleşmesine karşı çıkan ülkelerdir. Avrupa Birliği de ayrıca Avrupa Birliği olarak sözleşmeyi imzaladı, birlik olarak onaylamanın ayrıntıları üzerinde çalışılıyor. Türkiye ise sözleşmeyi kamuoyunda yeterince tartışmadan, hukuki ve toplumsal yapımızı denkleme katmadan, çekincesiz olarak imzalayarak onaylayan ilk ülkedir. 

14 Kasım 2018 tarihinde, “TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu”nda “İstanbul Sözleşmesinin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi” alt komisyonun kurulmasına dair karar “toplumsal cinsiyet eşitliği” “toplumsal cinsiyet” temelli yeni bir tanım getiriyor. “Birlikte yaşanan birey / partnerlerin”lerin “cinsel yönelimleri”, “aile içi” olmaktan çıkıp “ev içi”ne dönüştürülüyor.

Sözleşme ‘toplumsal cinsiyete dayalı’ ayrımcılık ve şiddeti temel almıştır ve toplumsal cinsiyeti tanımlayan ilk belgedir. Anayasanın madde 90/5 uyarınca İstanbul Sözleşmesi kanun hükmündedir. 

Ülkemizde sözleşme yeterince tartışılmadan kabul edildi. Oysa Rusya ‘partnerler arası şiddet’ ifadesinde partnerler aynı cinsten olabilir diyerek sözleşmeye karşı çıkarken, Vatikan ‘toplumsal cinsiyetin’ uluslararası hukukta karşılığı olmayan bir tanım olduğu gerekçesi ile itiraz etmiştir. İsveç ve İngiltere’nin ise, kadına uygulanan her şiddeti insan hakları ihlali olarak görmenin sakıncalı olduğuna dair şerhlerini hatırlamak gerekir. Bulgaristan geçen yıl sözleşmenin anayasalarına aykırı olduğuna hükmetti. Aynı süreçte Hırvatistan, sözleşmenin eşcinsel evliliklerini legalize etmeye imkan tanıyacağı, ‘cinsiyet ideolojisi’ üretmek istediği ve Hıristiyan değerlerine aykırı olduğu için tepkilerini ortaya koymuşlardır. 

Almanya, mevcut hukuklarında, ailenin önemi ve insani nedenlerle oturma izinlerini önkoşulları ve yasal sonuçları farklılığı gerekçesi ile madde 59’u uygulamama hakkını saklı tutarak sözleşmeyi ancak Şubat 2018 de imzalamıştır. Polonya Cumhuriyeti, sözleşmeyi ancak Polonya Cumhuriyeti Anayasası ilkelerine ve hükümlerine uygun olarak uygulayacağını beyan etmiştir.

İstanbul Sözleşmesi’nin öncü yönlerinden biri de, metinde LGBTQI bireylere yönelik ayrımcılıktan doğrudan ve net bir biçimde söz etmesidir. Aile içi şiddetin önlenmesi işin bahanesiydi. İstanbul Sözleşmesi’nin hemen ardından eşcinsellerin önünü açan LGBTİ Derneği’nin kurulmasına izin verildi.  Hatta erkek erkeğe iki kişinin yaptığı evlilik TV’lerde haber oldu. 

Ayrıca Taksim’de eşcinsellerin yürüyüşü de İstanbul Sözleşmesinin verdiği haklar kapsamında yapılmıştır. Zira TV programlarında Türkiye’de 6 milyon eş cinsel olduğu vurgulanmaktadır. Bu ürkütücü sayı gittikçe çoğalmaktadır. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3. Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi’nde konuştu ve “Ülkemizdeki üniversitelerde görev yapan öğretim elemanlarının yarıya yakını, yüzde 44›ten fazlası kadındır. Mimarlarımızın ve avukatlarımızın da yine yaklaşık yüzde 44›ü kadınlardan oluşuyor. Hakim ve savcılarımızın yüzde 31›inden, diplomatlarımızın yüzde 20›den fazlası kadındır. Kadın oranı öğretmenlerde yüzde 56›yı, bankacılarda ise yüzde 51›i buluyor” dedi. Bu verilere göre demek ki kadın hakkı ülkemizde varmış. 

İhvan Strateji ve Araştırma Merkezi Başkanı Av. Zeki Taşkıran, aileleri yok eden, sözde kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi hakkında açıklama yaptı. “Sözleşme kadına yönelik şiddeti ele alıyor görünse de içerdiği maddeler aile bağlarını kopartıyor” diyen Taşkıran, ‘İstanbul Sözleşmesi’ detaylı incelendiğinde toplumun temel dinamiklerini tahrip eden bir yapıya sahip olduğunun rahatlıkla görülebileceğini söyledi.

Memur-Sen Kadınlar Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın yayımladığı yazılı bir açıklama ile İstanbul Sözleşmesi’nin iptali için Meclis’e çağrıda bulunmuştu. Bazı STK’lar da sözleşmenin iptali için protestolar düzenlediler. 

Diğer taraftan bilindiği üzere Rockefeller ve  Rotschild  ailelerinin projesine göre dünyada  eş cinsellere destek verilmektedir. Bu itibarla başta toplumun eşcinsellere özendirilmesi için basın ve televizyonlarda, yayınlara yer verilmektedir. Akla İstanbul Sözleşmesinin bu Yahudi aileleri tarafından desteklendiği gelmektedir. 

Söz konusu İstanbul Sözleşmesi daha çok tartışılacaktır. Çünkü yeterince STK’lar tarafından tartışılmadan imzalanmıştır. Kadın hakları, eşitlik derken aile yapımız bozulmaktadır. Bu itibarla sözleşmenin içeriği dini ve milli aile yapımıza uygun getirilmezse Türkiye imzasını geri çekmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar