Göç ve mülteciler
Elbette ki hiç kimse durup dururken kendi vatanımdan yaşadığı topraklardan göç etmez. Suriye'deki iç savaş, muhalif grupların kendi ülkelerini terk etmelerine sebep oldu.
O tarihte Türkiye, açık kapı politikası uygulayarak Suriyeli mültecileri topraklarında misafir etti. Müslüman Türklerin öteden beri misafirperverliği, zorda kalana yardım etme duygusu mültecilere karşı da kendisini göstermiş, bu yüzden de hala mültecileri kendi topraklarımızda misafir etmekteyiz.
Akit gazetesinde yazdım. Rusya-Ulrayna, İsrail-Gazze savaşları üzerinden 3. Dünya savaşı patlak verebilir. Belirli mihraklar ısrarla Türkiye'nin de bu savaşa dahil olmasını planlıyorlar. Son günlerde iyice hızlanan Suriyeli mültecilere yönelik provokasyonlar, bu planın bir parçasıdır.
Mülteciler üzerinden ırkçılığı köpürtmeye çalışanlar, vatan haini değilse bile, bu ülkeye dost olmayan, kökleri dışarıya bağlı hainlerdir. Her toplumun, milletin iyileri olduğu gibi kötüleri de vardır. Suçun şahsiliği esastır. Evladın işlediği suçtan dolayı babasını yargılamayacağımız gibi, birkaç münferit hadiseden dolayı da Suriyelilerin tamamını suçlu addedemeyiz. Müthiş bir göç hareketine tanık oluyoruz.
Bu göç hareketi sadece sömürgelerle sömürgeleştirenler arasında cereyana etmiyor. 1516-1918 yılı arasında Osmanlı egemenliğinde kalmış Suriye'nin vatandaşlarını demokrafik yapımızı bozuyor diye sürekli algı operasyonu yapmak, fanatik ırkçılığın daniskasıdır. Irkçılığın değirmenine su taşıyanlar bu ülkenin dostu olamazlar.
Sinan Özbek diyor ki: "Göçmenlik olgusunun karmaşık yapısını temel alan bu ırkçılık, ideolojik olarak Anglosakson ülkelerinde geliştirilmiştir. Baskın temanın biyolojik soyaçekimin değil ama kültürel farklılıkların aşılamazlığı olduğu tezi üzerine oturtulan yeni ırkçılık -ırksız ırkçılık- çerçevesine yerleşiyor. Balibar, bu ırkçılığı anlatırken dikkate değer bir tespit yapıyor: Yeni ırkçı’ ideologlar soyaçekim mistikleri değil, ‘gerçekçi’ sosyal psikoloji teknisyenleridir."
Yine Özbek'in güzel ve anlamlı tespiti ile devam edelim: "ırkçı; ırkçılığın ne olduğunu bilmiyor. Savunduğu görüşlerin cahili. Irkçılık dendiğinde zihninde en iyi ihtimalle üç şey canlanıyor: Hollywood sinemasının siyah köle anlatısı, Güney Afrika’daki Apartheid politikası ve Nazilerin ırk temizliği (Ausschwitz). Irkçı, ırkçılığın sadece dışladığı, aşağıladığı kişinin biyolojik özelliklerine işaret etmek olduğunu sanıyor. Türkiye özelinde bu sanı çak daha sağlam bir zemin buluyor. Çünkü Türkiye’de ırkçılık biyolojik gösterene dayanmamıştır. İlk günden itibaren bir kültürel ırkçılık formunda işlemiştir. Türkiye’deki ırkçılığın tarihte olduğu gibi bugün de kültürel gösterene dayanmış olması, ırkçının hem kendinin ırkçı olmadığını hem de Türkiye’de ırkçılık olmadığını öne sürmesine neden oluyor.
Esip gürlerken ırkçının muradı, ucuz emek gücünü sınır dışına atmak değil, onu sistem içinde ama belirli bir yerde tutmak olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Son söz:
Bizler geçmişte Sivas, Çorum ve Maraş olaylarını yaşamış bir milletiz. Geçmişimizden ders alıp aynı hatalara düşmememiz gerekiyor. Kayseri'de cereyan eden; Suriyeli bir kız çocuğunu, yine bir Suriyelinin taciz etmesi, şahsi ve çirkin bir hadisedir. Bakanlık olayın failinin yakalanıp tutuklandığını açıkladı. Şimdi bu olay nedeniyle Suriyelilerin evlerini, dükkanlarını yağmalamanın ne anlamı var?
Cumhurbaşkanı Erdoğan olay hakkında “vandallıkla sokakları ateşe vermek kabul edilemez” dedi.
Öteden beri belirli mihraklar Suriyeliler üzerinden ülkemizi karıştırmaya çalışıyorlar. Aman bunlara fırsat vermeyelim. Devletimiz de gereken tüm tedbirleri alsın. Nitekim son olaylar bir alarm niteliği taşıyor.
Okul saldırılarının arka planında ne var?
17 Nisan 2026 Cuma 08:49ABD’ nin Süveyş Kanalı Hürmüz Boğazı olabilir
23 Mart 2026 Pazartesi 09:55ABD ve Siyonist İsrail'in İran Saldırısı
03 Mart 2026 Salı 08:56Din Muameledir: Dindarlığın Kamusal Ahlâkı
14 Ocak 2026 Çarşamba 10:00Kahramanmaraş UNESCO Edebiyat Şehri Oldu!
10 Kasım 2025 Pazartesi 10:00Biz Hangi Ara Bu Hale Geldik?
28 Ekim 2025 Salı 16:33Küresel Sumud Filosunu Selamlıyorum
08 Eylül 2025 Pazartesi 11:48Elif gibi dimdik duran gazetecilere selam olsun
27 Ağustos 2025 Çarşamba 09:39Basın Mensubunun Toplumsal Rolü ve Mesleki Ahlakı: 33 Yıllık Bir Tecrübenin Işığında
24 Temmuz 2025 Perşembe 17:50Depremin Merkez Üssünde Devletin Kararlılığı
22 Temmuz 2025 Salı 15:44

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.