Zaman mı Hızlandı?

Zaman mı Hızlandı?

Sevgili okurlarım,
Son zamanlarda hepimizin dilinde aynı cümle:
“Zaman mı hızlandı, yoksa biz mi yetişemiyoruz?”
Dün bir dostuma sordum:
“Niye görüşemiyoruz artık?”
Cevabı düşündürücüydü:
“Sabah ezanıyla kalkıyorum, akşam eve zor düşüyorum. Gün nasıl geçiyor anlamıyorum. Pazartesi başlıyorum, bir bakmışım hafta sonu gelmiş…”
Bu sadece onun değil, hepimizin hikâyesi.
Eskiden günler uzun, vakitler bereketliydi. Şimdi ise zaman adeta elimizden kayıp gidiyor. Daha dün çocuk olarak gördüğümüz evlatlar, bugün karşımıza delikanlı olarak çıkıyor. Ömür, su gibi akıp geçiyor.
2026 yılının Nisan ayının son haftasındayız…
Daha yılın başındaydık sanki. Şimdi Mayıs kapıda.
Zaman mı hızlandı?
Yoksa biz mi hayatın koşuşturmasında kendimizi kaybettik?

Bir başka dostum sordu:
“Bu yazıları ne zaman yazıyorsun?”
Cevabım aslında bir itiraftı:
“Gün yetmiyor… Sabah saat 04.00’te kalkıp yazıyorum.”
Çünkü artık geceyi kaybettik.
Günler birbirine karıştı.
Zamanın bereketi sanki çekildi hayatımızdan.
Gençlik yıllarımız…
Ne kadar kıymetliymiş meğer.
O yıllarda vakit vardı, dostluk vardı, muhabbet vardı.
Şimdi ise her şey var ama zaman yok.

Bir yandan da hayatın garip cilvelerine şahit oluyoruz.
Bir döneme damga vurmuş sanatçılar…
Şöhretin zirvesine çıkmış insanlar…
Bugün yalnızlıkla, kırgınlıkla konuşuyor.
İnsan düşünüyor:
Onca servet, onca şöhret…
Sonunda geriye ne kalıyor?
Bir iyilik…
Bir güzel söz…
Bir dost selamı…
Belki de hepsi bu kadar.

Benim gençliğimde öyle sanatçılar vardı ki…
Sesleriyle gönlümüze dokunan, türküleriyle hayatı anlatan…
Şimdi o sesler suskun, o isimler hatıralarda…
Ve insan içinden şu dizeleri geçiriyor:
“Ulu çınarın boynu bükülmüş,
Daha güz gelmeden dalı dökülmüş…”
Şehirler değişti.
İnsanlar değişti.
Biz değiştik.
Öyle ki bazen insan kendine bile yabancı hissediyor.

Bugün geldiğimiz noktada şunu daha iyi anlıyoruz:
Bu dünyada kalıcı olan ne servet,
ne makam,
ne de şöhret…
Kalıcı olan;
yapılan iyiliklerdir,
söylenen güzel sözlerdir,
ve gönüllerde bırakılan izdir.
Allah-u Teâlâ buyuruyor ki:
“Serveti dilediğime, ilmi çalışana veririm.”
O halde bu kadar kavga niye?
Bu kadar hırs, bu kadar kırgınlık niçin?
Bizlere düşen;
tevekkül etmek,
çalışmak
ve insan kalabilmektir.

Zaman akıp gidiyor sevgili okurlarım…
Belki de mesele zamanın hızlanması değil,
bizim durup hayatı hissedemeyişimizdir.
Bugün bir dostu arayabiliyorsak,
bir gönle dokunabiliyorsak,
bir iyilik yapabiliyorsak…
İşte gerçek kazanç budur.


Hayırlı günler diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir Doğan Arşivi