Zaman Hızlandı… Vakit Tamam!
27 Şubat 2026 Cuma…
Cumanız mübarek olsun. Ramazan-ı Şerif’imiz hayırlara vesile olsun.
Medine’de Sevgili Peygamberimize kavuşanlara, Kâbe’de “Hu!” diyerek Allah’ı ananlara selâm olsun.
Ramazan geldi, geliyor derken bir hafta geçip gitti bile. Ahir zamanda zaman gerçekten çok hızlı akıyor. Günler birbirini kovalıyor, haftalar ay gibi geçiyor. Sanki vakit daralıyor… Sanki bir şeylere yetişmemiz gerekiyor.
Nedendir bilmem; biz lakırdıyı seviyoruz. Teravih namazından sonra “biraz dünyadan haberdar olalım” diye televizyonun karşısına oturuyoruz. Elinde deyneği olan uzmanlar, harita başında emekli subaylar… Günlerdir aynı konu: ABD–İran savaşı.
ABD İran’ı şuradan vuracak, buradan vuracak…
Füzeler, üsler, menziller, senaryolar…
Savaşın kazananı olmaz; bunu hepimiz biliriz. Peki, bizim ABD–İran savaşına bu kadar vakit ayırmamızın, her kanalda savaş senaryosu çizmemizin bize ne faydası var? Saatlerce başkasının savaşını konuşmak, bizim güvenliğimizi artırır mı?
Asıl konuşmamız gereken şudur:
Biz ne yapıyoruz?
Yazılarımızla, fikirlerimizle, düşüncelerimizle Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve ilgili bakanlara yol göstermeliyiz. Çünkü zaman hızlandı… Vakit tamam!
Savunma sanayimizi yüzde yüz yerli ve milli üretim seviyesine taşımalı, seri üretimi hızlandırmalı, hava savunma sistemlerimizi güçlendirmeliyiz. Başkasının bombasının nereye düşeceğini konuşmak yerine, o bombanın bize zarar veremeyeceği bir sistemi kurmayı konuşmalıyız.
Sevgili okurlarım,
Rabbim nasip etti, umreye gidip geldik. Kutsal topraklarda tevekkülü dinledim, sabrı dinledim, teslimiyeti dinledim. Orada zaman başka akıyor; insan kendisiyle yüzleşiyor.
Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) buyuruyor ki:
“Kıyamet yaklaştığında zamanın akışı hızlanır; sene ay gibi, ay hafta gibi olur. Cumadan cumaya olan vakit de hurma dalının yapraklarıyla birlikte ateşte yanması gibi kısalır.”
Hz. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyuruluyor:
“Mal çoğalıp kapıdan taşmadıkça kıyamet kopmaz. O derece ki bir adam malının zekâtını çıkaracak fakat onu kabul edecek kimse bulamayacak. Arap Yarımadası ırmakların aktığı yemyeşil bir hâle dönmedikçe de kıyamet kopmaz.”
(Müslim, Zekât, 60)
Bugün Mekke’de yağan yağmurlar, değişen iklim şartları, Arabistan topraklarının yer yer yeşermesi bu hadisi yeniden gündeme taşıyor. Suudi Arabistan’da çölün ortasında açan yeşillikler insanı düşündürüyor.
Ancak mesele şu:
Kıyamet sadece gökten inmez; bazen insanın eliyle kopar.
Eğer ABD, İran’a taşıdığı bombaları atarsa, bu coğrafya için kıyamet senaryosu başlayabilir. Böyle bir ateş, sadece iki ülkeyi değil, bütün bölgeyi yakar. Bizim görevimiz, bu ihtimaller karşısında seyirci olmak değil; tedbir almaktır.
Yanlışlıkla düşen bir bomba da bombadır. Coğrafyamız ateş çemberindeyken rehavet bize yakışmaz.
Televizyon yorumcusu dostlara sesleniyorum:
Artık ülkemize dönelim. Haritaları bırakıp kendi savunma stratejimizi konuşalım. Korku değil, çözüm üretelim. Senaryo değil, üretim planı yapalım.
Zaman hızlandı…
Vakit tamam…
Hayırlı Cumalar diliyorum.
Hayırlı Ramazanlar diliyorum.
Güzel teravihler, huzurlu bir Ramazan temenni ediyorum.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.