Naif Karabatak
Cehenneme kadar yolun var!
Yaşadığın hayatta hoş bir sadâ bırakmak, ardından güzel şeyler söylenmesini sağlayacak eserler ortaya çıkarmak, iyi bir isim, güzel anılar ve hep adın anıldığında yüzlerde bir tebessüm ve hasretlik oluşturabilmek ne güzel…
Elbette bu herkese kısmet olmaz ama herkes de bütün bunların olmasını istemez.
Yeryüzünde bugüne dek çok insan geldi geçti. Bazılarının adı bile anılmadı. Bir garip geldi, bir garip gitti.
İki tür insan ise asla unutulmadı; çok büyük iyilikler yapanlar ve çok büyük kötülükler yapanlar…
Hatta bu iyilik yapanın dinine, mezhebine, ırkına, kimliğine de bakılmadan “mekânın cennet olsun” diye dillerde dua oldu, avuçlardan uçup gitti.
Kötülük yapanlarsa “Mekânın cehennem olsun” denmedi ama “cehenneme kadar yolun var” diye cehennemin yolunu tarif eden merhum dedem gibiler de çıktı, adrese teslim bir tekme de daha atıldı.
Ne Nemrut kaldı, ne Firavun…
Yeryüzünde ikisi de eksik olmadı ama…
Meleklerin seviyesine çıkmak da insanın kendi elindeydi, yedi kat yerin dibine bile sığmayacak kadar çirkeflik de…
Aslında yaşarken de, göçüp gittikten sonra da kalanların sizin hakkınızdaki düşüncesi, tamamen kendi elinizdeki bir şeydir.
İyi anılmak isteyen, iyilikler yapar.Kötülükleri kendisine yakıştıran da kötülükleriyle anılır, lanetler yağdırılır, beddualar alır…
Bazen birinin ölümü bütün dünyanın ölümü gibidir. Bazen birinin ölümü bütün dünyanın dirilmesi gibidir.
Herkesin, bir diğerini adam yerine koyması varlığıyla değil, yaptıklarıyla, söyledikleriyle, ortaya koyduğu eserlerledir.
Yaşadığınız hayat, sizinle anlamlanmalı, varlığınız başkalarının mutluluğu olmalı, yüzlerde bir tebessüm, dillerde dua, gönüllerde yer edinmelisiniz.
Hiç kimse size “cehenneme kadar yolun var” dememeli.
Aldığınız görev ne olursa olsun, sorumluluğunuz ne kadar ağır veya ne kadar hafif olursa olsun, insan olmanızın gereğini yapanlardan olmalı, yüzlerde tebessüm, yüreklerde yer edinmeli…
***
Elbette bunlar güzel dilekler…
Herkesin olmak istediği, gittikten sonra ardından kötü sözler edilmemesi, yakınlarını rencide edecek sözler söylenmemesidir.
Ama herkes aynı değil.
Nemrut ve Firavun kendisini “tanrı” sanıyor ve şefkatle değil, zulümle iktidarını sürdürüyordu. İnsanların onun gözünde zerre kadar bir değeri yoktu. “Öl” deyince öldürebiliyordu.
Ve Nemrut, topal bir sivrisinek tarafından öldürülmüştü; zerre kadar bir böcek tarafından…
***
Kendisi üsteğmenken yapılan darbede mahkûm olan ülkenin başbakanına şamar atacak kadar alçalabilmişti…
Ülkenin Hava Kuvvetlerinin, ülkenin dağlarını bombalamasına, merhum Turgut Özal engel olmuştu ama MİT Müsteşarlığı döneminde Türkiye’yi sarsan suikastlarda hep onun parmağı aranmıştı.
Siyaset Bilimci Bahriye Üçok, Gazeteci Çetin Emeç ile Hukukçu Muammer Aksoy suikastı, Müslümanlara olan kini arttırmış, hiçbir suçu olmayan mağdurlar ortaya çıkmıştı. Tıpkı Sivas’ta olduğu gibi, tıpkı Kahramanmaraş’ta, tıpkı Çorum’da olduğu gibi…
Ülkenin vatandaşlarını bir birine kırdırarak kirli ilişkilerini sağlamlaştırıyor, iktidarlarının devamını sağlıyor, oluşturdukları korku toplumuyla istediği gibi at oynatıyorlardı.
Meclisten de üstünlerdi, hükümetlerden de, cumhurbaşkanlığından da…
Aldıkları görevi, ülke insanına ihanette kullanıyor, bütün pis işlerin altında onların imzası bulunuyordu.
Susurluk davasında ifade vermeye bile gitmemiş, milletin meclisine hakaret etmişti.
28 Şubat davasının bir numaralı sanıklarındandı ve ülkeyi demokrasi, ekonomi ve insan hakları açısından zarar uğratan, geriye götürenlerden birisiydi.
Emekli olduktan sonra bile kötülükten vazgeçmedi, İnterbank’ı hortumladı…
Jitem’de, Ergenekon’da ve tüm hukuksuz oluşumlarda adı, faili meçhullerde parmağı vardı.
Düşmanlığının sınırı yoktu ama daha çok din düşmanıydı, insan düşmanıydı ve iyi olan, güzel olan her şeye karşı durandı.
O bütün kötülüklerin anası gibiydi.
İbadetlere yasak getiren, ezanı susturan, Kur’an’a düşman olan, insanların onuru ve şerefiyle oynayan, haysiyet düşmanı bir yaratıktı…
Ve her canlı gibi o da ölüp gitti…
Gücü, onu dünyada kalmaya yetmedi.
Rahmetli dedem olsaydı kesinlikle ama kesinlikle “Cehennemin dibine kadar yolun var” derdi ama ben demiyorum; Allah’a havale ediyorum. Cezasını bu dünyada çekmedi ama orada verecek olan O’dur…
Ardından dua eden, hatimler indiren, güzel dilekte bulunan, özleyen, ağlayan, yananları belki hiç olmayacak.
Ama lanetleyecek olanlara, bütün lanetini kendisi vermişti, üzülmesine gerek yok!
Tweetimden seçmeler
Bazılarının kötülüğü, tanıdığımız için mi yoksa tanıyamadığımız için midir diye merak ederim. Tanıdığım içinse sorun yok ama diğeri üzücü!
Hanzala’nın Gülüşü
16 Ocak 2025 Perşembe 16:21Başkasının Yaşam Standardını Belirlemek
25 Aralık 2024 Çarşamba 18:10Asgari Ücret Üzerinden Adalet
05 Aralık 2024 Perşembe 15:55Takvim Yaprakları…
28 Kasım 2024 Perşembe 11:22İlginç ve Gizemli Bir Köy; Barbaros
14 Ekim 2024 Pazartesi 16:07Hikâyeler Nasıl Yazılırmış?
08 Ekim 2024 Salı 14:52Kaçıncı Dünya Savaşı?
29 Eylül 2024 Pazar 13:16‘Kadim Şehir’ Derken Bir Daha Düşünün!
10 Eylül 2024 Salı 13:02Evliya Çelebi’nin Seyyah Olduğu Yer; Ahi Çelebi Cami
04 Eylül 2024 Çarşamba 15:03Camileri Ticarethane Olmaktan Kurtarın!
19 Ağustos 2024 Pazartesi 11:18

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.