Bir Sürelik Ömrümüz

Bir Sürelik Ömrümüz

İlk ayağa kalkışımı hatırlamıyorum. İlk adımlarımı hele hiç.
Sonra zamanla ve zaman geçtikçe ömrümden ben büyüdükçe anlıyorum zamanın bana kattıklarını.
Bak yürüttü beni. Henüz süt emerken annemden, önce mama yemeyi sonra yemek yemeyi öğrendim. Vakti gelmeyince gül açılmazmış. Vakit geldi, yetişkin olduğum dönemlerse beni kendine mahkum etti.
Nasıl mı?
***
Sabah erken kalkmazsan hayata geç kalırsın dedi. Erken kalkmayı öyle öğrendim. Okul başlayınca yani. Okulda teneffüsleri iple çekerdim ya sırf arkadaşım Ali ile top oynamak, maç yapmak için. Bir de karnımın çok acıktığı son dersler evime dönmek için en güzel zamanlardı. Bunları seviyorum. Ama derslerimi de aksatmadım. Sınıfta en iyi saat problemlerini ben çözerim. Çünkü zamanın kıymetini dedem hep anlatır. Benim en güzel zamanlarım akşamları dedemin anlattığı masallarla süslenir. Dedem bana “zamane çocuğu” diyor. Dedeme sordum;
-Zamane çocuğu ne demek dede?
-Çağa uyum sağlamak. Yani içinde bulunduğun zamanın yeniliklerini teknoloji, yenilikler, sosyal davranışları hızlıca kavrayan ve buna göre davranan anlamlarına gelir. Anladın mı şimdi?
-Hımm. Dede sen de bu zamanda yaşıyorsun. Hem sen çok şey biliyorsun. Sen de bu zamana uygunsun.
Dedem bu zamanın insanı olmadığını anlattı. Benimse imkanlarımın çok olduğunu, daha şanslı olduğumdan bahsetti uzunca. Örneklerle açıklayınca aklıma yattı zamane çocuğu olduğum.
***
İş hayatımda ise verilen molalar zamanın birer küçük parçası. Ama soluklandığım vakitler. Eve dönüşte yorgunluk. Çocuklarıma vakit ayıramamak ayrıca beni üzse de yapabileceğim ancak hafta sonları onlarla maç ve parka gitmek oluyor.
Daha dün kollarımızda küçük bebekken bugün onların topa vuruşlarına, salıncakta ve tahterevalli de oynamaları benim de artık yolun yarısını aştığımın kanıtı.
Akrabalara, arkadaşlarıma,çocuklarıma ve sevgili anneme vakit ayırmak gerek. Yaş geldi geçiyor. Ne zaman şöyle kendime zaman ayırıp hobilerimi gerçekleştireceğim. Belki de emekli olunca. Ama o zaman da çok geç olmaz mı?
Çünkü biliyorum ki insan yaş aldıkça bir takım hastalıklar başlıyor. Diyetler başlıyor zamansız. Fakat en önemlisi yarına çıkmaya hiçbir garantim yok. Yaşamak denirse evle iş arasında zamanı harcıyorum. Üstelik sağıma soluma bakmadan yaşadığımı sanarak bu koca şehrin dişlileri arasında eriyor zaman.
***


Yaşamak; hayatın değil zamanın dişlileri arasında ezilmemek için koşmak koşmak koşmak...
Yaşarken zamanın katili olmakta var. Doğadan uzak yaşamak, hobilere yer verememek, bir deniz kıyısında iyot kokusunu içine çekememek, ormanda yürüyüş yapamamak mesela. Bunlar kayıp.
İnsan her nedense diline pelesenk etmiş; ömür geçiyor diye. Oysa geçen ömür değil ! Her anımızda olan ve bir salisesini dahi geri alamayacağımız görünmeyen ama eskiten, çürüten,büyüten,azaltan,çoğaltan...zaman !!!
Kalın sağlıcakla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatmagül Abacı Arşivi