ZİYA ÖĞRETMENİMİZE MEKTUP

 

 

Uzun zaman sonra eğitim kökenli bir ismin Prof. Dr. Ziya Selçuk’un Milli Eğitim Bakanı olarak atanması öğretmenleri mutlu etmiş ve süregelen sorunların çözümü noktasında MEB camiasında büyük heyecan uyandırmıştır. Göreve gelir gelmez kapsamlı bir eğitim vizyonunun ortaya konulması, Öğretmeni önceleyen açıklamalar yapılması çözüme dair güveni daha da perçinlemiştir.

Pandemi sürecinin de getirdiği olumsuz şartlar hasebiyle beklenilen iyileştirmeler maalesef istenilen düzeyde olmamıştır. Beklenilen somut iyileştirmelerin yapılmaması, öğretmenlerin maddi manevi ciddi manada yıpranmalarına sebebiyet vermiştir.

Pandemi hasebiyle yüz yüze eğitim, canlı dersler, vefa destek grupları, filyasyon ekipleri, EBA, zoom-whatsap-telegram grupları, veli görüşmeleri, soru çözümleri vb. uygulamalarla 7-24 mesai yapar hale gelen öğretmenlerin onca çabası ve emeğine rağmen çalışmalarının görmezden gelinmesi, bunca emeğe rağmen alınan kararlarda, öğretmen nefreti ve kıskançlığıyla yatıp kalkanların oluşturduğu algıya göre hareket edilmesi, bu kitlelere prim verilmesi öğretmenleri derinden üzmektedir.

Bakanımız-Öğretmenimiz Prof. Dr. Ziya Selçuk; mesleğin mutfağından gelmesi hasebiyle öğretmenler nezdinde saygın ve değerli bir isimdir. Akademik unvanı yerine kendisini “Öğretmen” olarak tanıtması, Öğretmen buluşmaları gerçekleştirmesi, 147’yi ve Performans Sistemini kaldırması, hayvan barınakları-tasarım atölyeleri açması ve en önemlisi Öğretmeni önceleyen, değerli kılan bir üslubu, yaklaşımı hâkim kılmaya başlaması önemlidir.

Bu konuda geçmiş yıllarda görev alan bakanların söz ve eylemleri düşünüldüğünde önemi daha da net anlaşılacaktır. Ancak Öğretmenlerin geçmişten beri süregelen sorunları çözüm beklemektedir. 

Öğretmenler artık mesleklerini kutsayan sözler değil, somut çözümler/iyileştirmeler beklemektedir.

Sorunlarımıza ve çözümlerine dair naçizane öneriler;

Gereksiz kâğıt israfına sebebiyet veren bütün bürokratik evrak işlerini kaldıralım.

Bilişim çağına yakışmayan defter doldurma, yoklama alma, kazanım yazma gibi işlemlerde “dijital sisteme” geçelim.

Eğitim ile ilgili alınacak kararlar için 81 ilden belirlenecek öğretmenlerden oluşan “Öğretmen Danışma Kurulu” oluşturalım.

Donanımı” ve “niteliği”yle ön plana çıkmış öğretmenleri teşvik edecek ve onlardan istifade edecek “Öğretmen Akademisi” adı altında bir yapı inşa edelim.

Öğretmenler Kurulu’nun karar mekanizmasındaki ağırlığını arttıralım.

İdare kademesinde yer alan tüm yöneticilere “İletişim” kültürü hususunda seminer verelim.

Atamalarda kimlik, ideoloji ve referans önceliğine son verip “liyakat” esasını baz alalım.

Öğretmeni eğitimin diğer bileşenlerine karşı güçlü kılacak bir mekanizma inşa edelim.

Çalışma refahını bozan kurum içi adaletsizlik ve mobbing iddialarının üzerine ciddiyetle duralım.

Öğretmenlerin düşüncelerini özgür bir biçimde kaygı duymadan ifade edebileceği bir süreç inşa edelim.

Oluşturulan Whatsapp/Telegram grupları ile çalışma saatleri dışında “sınırsız mesai” yapar hale getirilen öğretmenlerimizin bu hususta yaşadığı sorunlara somut çözümler getirelim.

Öğretmenlerin çalışma şevkini/arzusunu kıracak uygulamalardan kaçınalım.

Öğretmenlik mesleğinin saygınlığını ve itibarını arttıracak “Öğretmenlik Meslek Kanunu” çıkaralım.

Öğretmen ihtiyacının karşılanamadığı bölgelerde zorlayıcı bir sistemden ziyade çalışma verimini ve yaşam refahını arttıracak teşvik sistemi hayata geçirelim.

Milli Eğitim Müdürlüğü idare kademelerinde yer alanlara “Doktora”, okul idaresinde görev alanlara asgari “Yüksek Lisans” yapmış olmak şartı getirelim.

Artık nasıl verildiği gün yüzü gibi aşikâr olan “başarı” belgelerinin veriliş sürecine bir el atalım.

Ülkemizin yıllardır kanayan yarası olan mülakat hak gasplarına son verelim.

Mülakatı tümden kaldırıp yazılı sınav puanını baz alalım.

Bir nesil yetiştirilecekse düşünen/soran/sorgulayan/üreten bir nesil yetiştirmeyi gayeleyelim.

Eğitim-öğretim süreçleri ile ilgili kararları etraflı bir tartışma ve düşünme sürecinden sonra alalım.

Öğretmenlik mesleğinin kaybettiği itibarın nedenlerini sorgulayıp saygınlığını arttıracak somut adımlar atalım.

Merkezi müfredat uygulamasına son verip coğrafyaya, kültüre özgü esneklik tanıyalım.

Nöbet sistemini kaldırıp öğretmenin sadece asli işi olan “öğretmenlik” görevini ifa etmesini sağlayalım.

Öğrencilerimizi “çoktan seçmeli test bataklığı” ve “deneme fetişizm”den kurtaralım.

Eğitimi "sınav" ve "sonuç" odaklı sistemden "öğrenme ve süreç" odaklı bir sürece evirelim.

21. yüzyıla yakışmayan ve artık uygulanabilirliği kalmadığı görülen kılık kıyafet uygulamasından vazgeçip eğitim-öğretimin niteliği üzerine yoğunlaşalım.

Öğretmenlerin yaşam refahını arttıracak maddi adımlar atalım.

Yüksek Lisans ve Doktora yapan eğitimcilerin özlük haklarında somut iyileştirmeler yapalım.

Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulaması gibi çalışma barışını zedeleyecek uygulamalara son verelim.

Dil ve bilgisayar eğitimini içeren ders saatleri artıralım.

Klasik betonarme okul/sınıf modeli inşasından vazgeçelim.

Okullardaki “temizlik” ve “güvenlik” elemanlarının yetersizliğini giderelim.

Değerler eğitimini; “bilimsel” ve “evrensel” ölçütlere uygun bir içerikle işlenmesine özen gösterelim.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar