Balcıoğlu: ''Tek Çaremiz İstihdam''

Balcıoğlu: Tek Çaremiz İstihdam
Balcıoğlu yaptığı konuşmasında şunları söyledi: “Bugün yılın son toplantısı… Bir yılın mı yoksa sonu sıfırlı olmasa da bir devrin mi sonu, bunu zaman gösterecek…

Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Şahin Balcıoğlu dün yapılan meclis toplantısında bir yılın değerlendirmesini yaparak, ülkemizin gelişmesi ve toplu refahın sağlanabilmesi için tek çarelerinin istihdam olduğunu dile getirdi.

Balcıoğlu yaptığı konuşmasında şunları söyledi: “Bugün  yılın son  toplantısı… Bir  yılın mı  yoksa  sonu  sıfırlı  olmasa da  bir  devrin  mi  sonu,  bunu  zaman  gösterecek…

Biz  bu  dönemde    yaşadıklarımızı  şöyle  bir  hatırlayıp,  yeni  dönemde  olabilecekleri birlikte  düşünelim ..

2007 yılında, küresel ekonomide rüzgarlar,  son derece ılımandı.

2008’de ise, adeta fırtına kopmuş, ılıman iklim yerini, belirsizliklerle dolu,

sert koşullara  bırakmıştı. Geçen yıl, yani 2009  belirsizliklerin devam ettiği ancak en kötünün geride bırakıldığı düşünülen, daha sakin bir atmosferdi.

nitekim, 2010’da, en azından görünürde, küresel ekonomide taşlar nispeten yerine oturdu, Türkiye ise, krizden çıkış sürecinde dikkat çekici başarı gösteren bir kaç ülkeden biri oldu. Kahramanmaraş’ımızı ve  o dönemdeki  sizlerin azmini, duruşunu, gayretini  ve başarılarını, bilmem anlatmaya gerek var mı?

2010’u, büyük olasılıkla, %7-8 civarında bir büyüme ile kapatacağız, ve sanırım, bu da Avrupa’daki en yüksek büyüme oranı olacak.

2009’daki %4,7’lik küçülmenin ardından, 2010’da kayıplarımızı telafi ettiğimiz gibi, artıya da geçmiş olacağız ki, bu, ayrıca önemli bir gelişme.

esasen, 2010’da tüm dünya ekonomisi için büyüme öngörülüyor ve,

büyüme rakamları  olumlu olsa da, 2008-2009’daki fırtınaya kıyasla,  daha rahat nefes alınsa da, küresel ekonomide belirsizlikler henüz sona ermiş değil ve, uzun bir süre sona erecek gibi de görünmüyor. tarihte   benzer  krizler  hep  savaşlarla aşılmıştır küresel kriz,  kalıcı etkiler bırakarak yoluna devam ediyor.

Avrupa, aşırı borçlanma ve yüksek kamu açıkları sorunu ile karşı karşıya.

Atlantik’in diğer yakasında ise, sorunlar, dolar basarak çözülmeye çalışılıyor. Ama mutlaka ki, Çin’in döviz rezervlerini nasıl değerlendireceği  ise, herkesin,  hepimizin  merak konusu. Rezervlerinin büyük bölümünü dolarda tutan Çin’in, bu noktada yapacağı bir tercih değişikliği, hem doları, hem Çin’in elindeki varlıkları, hem de tüm küresel dengeleri alt üst etme riskini taşıyor. Dünya, küresel ekonominin iki dev ülkesi arasında, karşılıklı bağımlılık temelinde yürüyen,  bu tuhaf dengeyi dikkatle takip ediyor.     takip ediyoruz…   Evet, dünya, kendini öncelikle ekonomide belli eden, ama,  güçlü siyasal, sosyal ve stratejik sonuçları da beraberinde getireceği bariz olan,  bir değişim ve dönüşüm sürecinin arifesinde.

 

 

Krizi tedavi için uygulanan politikalar, yan etkiler doğurabiliyor,  ve, tüm bunlar, küresel ekonominin gündemine, kur savaşları, yüksek enflasyon ve korumacı politikalara dönüş gibi başlıkları taşmakta. Diğer taraftan,  işsizlik ve istihdam, tüm ülkeler için kalıcı ve baş edilmesi giderek zorlaşan bir sorun haline geliyor. İMF Başkanı Strauss Kahn’ın, küresel kriz nedeniyle 30 milyon kişinin işini kaybettiğini ve bu sayının önümüzdeki yıllarda 400 milyona ulaşabileceğini söylemesi;  ve, yeni küreselleşme çerçevesinde birinci önceliği istihdam, ikinci önceliği istihdam ve üçüncü önceliği de istihdam olarak tespit etmesi çok önemli ve dikkate değerdi.

Kriz sürecinde, sanayicimiz, üretimini, ihracatını, istihdamını korumak ve artırmak için tüm imkanlarını zorlamıştır. Hükümet ve ekonomi yönetimimiz de, uyguladığı politikalar ve yapılan düzenlemeler ile, sanayimizin mücadelesine destek verme gayreti içinde olmuştur.

Türk özel sektörü olarak, çevre ülkelerle ticaret ve işbirliğimizi geliştiren bu adımları önemli buluyor, destekliyor ve, artarak devam etmesi gerektiğine inanıyoruz.

Büyüme  rekorları kıran Türkiye’de kalıcı sağlam  bir  ekonomik  büyüme için  mesleki eğitim almış  nitelikli iş gücüne,  daha fazla  ihtiyaç duyacağız.. 

bu bağlamda,  Avrupa’nın yaşamakta  olduğu  nüfus  sorunu da  bizi  yakından  ilgilendirmektedir.

Avrupa’nın giderek bozulmakta olan nüfus dengeleri dikkat çekicidir. doğurganlık oranlarındaki çarpıcı azalış ve artan yaşlı nüfus, Avrupa’yı giderek zorluyor. Bu soruna bir çare olarak, dışarıdan nitelikli iş gücü göçüne izin vermek tartışılırken, böyle bir gelişmenin ülkemizdeki nitelikli iş gücüne de yansımalarının olacağını düşünüyorum. Bu durumu da dikkate alarak, meslek eğitimi almış, nitelikli işgücüne önümüzdeki yıllarda daha fazla ihtiyaç duyacağımızı bir kere daha vurgulamak gereğini duyuyorum.

Yaşlı nüfus, geleceğe yönelik küresel ölçekte oluşmakta olan bir diğer önemli ekonomik kaynak olarak değerlendiriliyor. Birleşmiş Milletlere göre, 2050 yılında dünya nüfusu 9 milyara ulaşacak. Bu büyük nüfus içerisinde yaşlı nüfus, insanlık tarihinde bir ilk olarak 2 milyar civarında olacak. Yaşlılar için gıda ürünleri, eğlence, tatil, güvenli ve sağlıklı yaşam koşullarının, çok büyük bir ekonomik sektör oluşturacağına dikkat çekiliyor.   

Sanayi ve ekonomide yapısal dönüşümleri tartışırken bu gelişmeye de dikkat etmeliyiz. “bunlar 40 yıl sonra olacak, bizi ne ilgilendirir” diyenler varsa daha yakın bir tarihle ilgili örnek vermek istiyorum:  2018 yılında, 65 yaşında olan insan sayısı, beş yaşındaki çocukların sayısını aşacak.

Bununla  birlikte,dünyada  şehirli nüfus  kırsal  alanda  yaşayan nüfusu  geçmiş  durumda… Bu gelişme, dünya ölçeğinde büyük bir ekonomik zenginliğin oluşmakta olduğunu göstermesi açısından da önemlidir.

Orta sınıf, bilinçli bir tüketici kitlesidir. “ne üretsem, satarım” mantığı, bu sınıfın sahip olduğu bilinç ve tüketim tercihi karşısında işlemez. Üreticilerimizin, uzun vadeli düşünmek, kaliteye önem vermek konusunda, fazla vakitlerinin olmadığına dikkatlerinizi  çekmek istiyorum.

Rekabetin giderek artacağı bu yüzyılda; tüketici, ekonomik hayatın en önemli aktörüdür. Tüketiciye değer vermek, tercih ve eğilimlerini dikkate alarak üretim sürecini planlamak, çağdaş iş hayatının vazgeçilmezleridir dersem, sanırım abartmış olmam.

Dünyanın gelişmiş ülkeleri, eski üretim tarzlarından hızla uzaklaşıyor. Bu duruma tarihsel süreçten baktığımızda, karşımıza çok çarpıcı bir tablonun çıktığına tanıklık etmekteyiz:

Klasik sanayi devriminin mantığına uygun bir şekilde üretim yapan şirketlerin, varlık değeri ve kâr oranları her geçen gün azalmakta. Sanayi sonrası olarak adlandırılan bu yeni dönemde ise inovasyon ve katma değeri yüksek ürünlere yönelmiş, bilişim sektöründeki şirketlerin varlık değeri ve kâr oranları, adeta bir patlama yaşıyor. Apple, Microsoft ve Google’ın kısa sürede ortaya koyduğu mucize, geçmişin üretim anlayışıyla ilgili ezberleri darmadağın etti. Yaşanmakta olan küresel krize rağmen bugün Google’ın piyasa değeri 180 milyar dolar, Microsoft 230 milyar dolar, Apple’ın piyasa değeri ise 300 milyar dolar mertebesindedir. Buna karşılık, klasik dönemin üretim anlayışını temsil eden Boeing’in piyasa değeri 50 milyar dolar,

General Motors 50 milyar dolar, Toyoto’nun ise 130 milyar dolar dolayındadır.

Değerli Meclis  üyeleri; insanlar, Habil ve Kabil’den beri savaşıyor. Tarihin sayfaları, barıştan çok savaşların tarihiyle dolu.  İnsanların yumruklarıyla savaştığı ilkel dönemleri dikkate aldığımız da savaşların nedeninin, silahların varlığıyla alakalı olmadığını görüyoruz.  Atatürk’ün, “bir ulusun yaşamı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir” sözünü, insanlık bu yüzyılda daha fazla dikkate almalı. Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atanları kimse hatırlamıyor. Ancak, Edison’u, Pastör’ü, Graham Bell’i, Bill Gates’i, herkes biliyor.

Uzun sözün kısası: insanlık, büyük savaşçılardan çok, yaşamını kolaylaştıranlara şükran ve saygı duyuyor.

Peki ya  sizler-bizler  ne  yapıyoruz?

1984 de başlayan tekstilde 20 ve 30 numara iplik yaparken  her şeyi yaptığımızı , elle dövülen bakırdan  sonra Aliminyum’a  geçince en iyiye ulaştığımızı ve  yazın yenen dondurmayla  başlayan serüven!..                   

Şimdi  Tekstilde 60  çeşit  iplik yapabilen  modern tesislerle,

paslanmazı adeta ısmarlama terzi edasıyla işleyen çelik sektörüyle,

kağıt ve  çimento  sektöründe  söz  sahibi, neredeyse  her ay birisi  üretime  başlayan elektrik  santrallarıyla, 12 ay ve neredeyse dünyanın dört yanında  tanınan  dondurmasıyla.. en  önemlisi  işin  başında borçlanırken  bir sürü  sıfırlı  dövize,  kurun  nerede olacağını  hesap bile  edemeden atılan  imza ile  başlayan sanayi  serüveni!..

Bugün hepimizin yüzünü  güldüren ihracat rakamlarıyla  sayılı  ekonomiler arasında  başı  dik,  her biri birer gurur  abidesi  sizlerle,  buraya  kadar  geldik.

Peki  bundan sonra ne  olacak?

Rakiplerine göre  üzerindeki vergi  yüküyle  en pahalı  enerji, yakıt,ve işçilikle  nasıl rekabet etmeliyiz ? Artık  maliyetleri son noktaya getirmiş,  düşüremiyorsak, bence  birleşip,  daha  güçlü  olmak  zorundayız, artık  sürdürülebilir  rekabet yerine,  inovasyonla, rakiplerimizi geçmek  yerine,

en önde olmakla. En  başarılı olmak  zorundayız.

Efendimizin dediği gibi, “ iki günü  eşit olan ziyandadır”  Yada  Mevlana’nın  desturuyla , dün dünde kaldı cancazım, bugün yeni şeyler  söylemek  lazım.

deyip, bundan  sonrayı  konuşmak  üzere 24. meclis toplantımızı  açıyorum.

Hepiniz  hoş  geldiniz” diyerek konuşmasını tamamladı.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.