Mehmet TAŞ
YAN YANA YÜRÜMEYİ NE ZAMAN ÖĞRENECEĞİZ?
Ömer Hayyam ünlü bir düşünür, yazar şair aynı zamanda da filozoftur. Yazdıklarından bunu anlıyoruz.
Diyor ki asırlar önce: “Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz; öğrenemedik bir türlü yan yana yürümeyi...”
Çok okumayan, araştırmayan, sorgulamayan toplumlarda genel yaşayış tarzı biat üzerine kurulur.
Daha açık bir ifade ile; “Ben kendimi teslim ettim şeyhime. O benim yerime de düşünür, yapar!”
Ne yaman çelişki değil mi?
Zira Kıyamet gününde Peygamberimiz (SAV)’e bile Allah izin verirse ancak ümmetine şefaat edebilecek. Hal böyle iken, şeyh ya da hoca olarak ardına düştüğün insanlar kendini kurtarabildi de “biz” kaldık. Bunu ifade ederken hoca ya da şeyhi küçümsemiyorum, saygısızlık etmiyorum. Ancak kimse kimsenin yerine de öyle çok zahmet falan almaz, alamaz. Bizdeki toptancılığa tepki gösteriyorum.
Oysa millet olarak, çok okusak, araştırsak, sorgulasak ve bunların ışığında yan yana yürümeye gayret göstersek daha güzel sonuçlar almamız mümkün değil mi?
Son yıllarda özellikle dikkatimi çeken hususlardan bir tanesi de; içi boşaltılmış bir din algısı.
Yüce Kuran ve dinimizin temel felsefesi bellidir. Bunlar nedir dediğimizde;
İman, insan hakları, merhamet ve yardımlaşma, hoşgörü, saygı, Allah korkusu, ibadet gibi önceliği AHLAKİ DEĞER dediğimiz konulardır.
Şimdi etrafımıza baktığımızda, ahlak konusunda çok büyük sorun yaşadığımızı görüyorum.
Yalan, iftira, dedikodu, gıybet gibi kesin yasaklanan fiil ve eylemleri o kadar çok masumane bir şekilde yapıyoruz ki, sanki bunlar günah değilmiş gibi…
Oysa;
Din nedir denildiğinde; MUMALEDİR diyen bir Peygamberin ümmeti değil miyiz?
Neden bizler etrafımızda küçücük menfaatimize dokunan insanlar ile ilgili olur olmaz iftira ve gıybeti yaparız?
Bize küçücük yardımı dokunacağını tahmin ettiğimiz insanları ise neden bir çırpıda göklere çıkarır, onu nefis denilen şeytanın kucağına atarak, yanlış işler yapmasına sebep oluruz?
Yukarıda ki iki paragrafta ifade ettiğimi hepimiz yapmıyor muyuz?
Oysa Ömer Hayyam ne güzel demiş yazının girişine aldığım sözleriyle.
Türkiye’de okur yazar oranı neredeyse % 100’lere ulaşmış. Okuma alışkanlığına baktığımızda ise onbinde 1 bile değil.
Okumayan, araştırmayan ancak her şeyi bilen bir toplum halindeyiz. Yani “boş konuşan, üretmeyen, tüketim endeksli” bir hayat tarzıdır yaşadığımız.
Sadece maddi değerlerin ön planda olduğu bu az okuyan toplumlarda doğal alarak biat kültürü, toplumu sürü olarak gören anlayış, algı yönetimi sayesinde iyi idare edilir.
Biz arkasından gideceğimiz idareci değil, yan yana yürüyeceğimiz idareci ve anlayış istiyoruz.
Bu mümkün olur mu?
Olmaması için sebep yok.
Sadece çok okumak, boş konuşmamak ve sorgulamak ile de bu mümkün olacaktır.
O günleri görmek ümidiyle...
YENİ BİR BAŞLANGIÇ: ZAMANIN RUHUNU YAKALAMAK
24 Nisan 2026 Cuma 13:42Eğitim Modelimiz Ne Kadar Milli?
22 Nisan 2026 Çarşamba 12:08Tanıtım Günleri: Bir Şehrin Sessiz Gücü
17 Nisan 2026 Cuma 13:41KURŞUNLAR YÜREĞİMİZE İŞLEDİ
16 Nisan 2026 Perşembe 11:41Dijital Vicdan: Kaybettiğimiz Şey Tam Olarak Bu mu?
13 Nisan 2026 Pazartesi 14:32KARDEŞLİK VE DOSTLUĞUN ADI SELİM CÜCE
04 Mart 2026 Çarşamba 09:17İŞİYLE KONUŞAN BİR SANAYİCİ CENGİZ ONARAN
26 Şubat 2026 Perşembe 11:18BİR DÖNEMİN EFSANESİ METE ESKİGÜN
23 Şubat 2026 Pazartesi 22:50BİR SİYASET USTASI OSMAN OKUMUŞ
19 Şubat 2026 Perşembe 22:15KUMAŞTAN UÇAK YAPAN ADAM
15 Şubat 2026 Pazar 23:54

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.