Mesut Bilal Buğday

Mesut Bilal Buğday

Sokak Ve Ev Medeniyeti

Futbol topumuz Halil Amcanın arsasına düştüğünde duvardan atlar gizli gizli alırdık. Halil Amca görmüş ise kesin topumuz kesilirdi. Boynumuz bükük bir şekilde topu orda bırakır ve oynadığımız alandan uzaklaşırdık.

Topumuz Mürvet Teyzenin evine düşmüş ise Mürvet Teyze tebessüm ederek “girin alın kuzucuklarım” derdi. Bizde korkusuzca duvardan atlar, futbol topumuzu alırdık. Onun o mütebessim çehresi gözümün önünde. Her aklıma geldiğinde Mürvet Teyzeyi rahmetle anarım.

Mahallemizde her çeşit karakter vardı. Ancak Mürvet Teyze gibi teyzeler çoğunlukta idi.

İyi ve kötü her dönemde vardır. Ancak kadim değerleri yitirmeye başladığımızdan beri kötülüğün alanı genişlemeye başladı. Bir güven bunalımı yaşamaya başladık. Tabi bu güven bunalımının temelinde bireyselleşme, muhabbetsizlik ve üzümünü yiyip bağını sormama anlayışı var.

Bize ne oldu da bu kadar sevgisiz ve güvensiz olduk. Bugün alışveriş merkezlerinde satılan tişörtün üzerine bile, alarm çalan aparatlar takılmış durumda. Bugün bu güvensizlik neden?

Her dönemde kötü ve iyi insanlar vardı. O zaman da şeytan ve nefs vardı. Ancak o zaman kötülüğü ıslah etmeye çalışan insanlar çoğunlukta idi.

Bugün site toplumu oluşturduk. Sitelerin dış tarafında güvenlikçiler, bir içerde kart okutmalı geçişler ve kimin geldiğini gösteren kamera sistemleri ve canımız isterse açılan kapı sistemleri ile toplum dönüştürülüyor.

Bu kadar engelin ve materyalin arasında sağlıklı ve doğal ilişkilerin olması düşünülemez.

Güvenliği sağlamak adına güvensizliğe kapı aralıyoruz.

Bugün küreselleşen dünyada; evlerimizde, sokaklarımızda güvensiz mekânlara döndü.

Dün üç nesil sokakta huzurlu iken bugün sokaklar kötülük mekânları olarak kabul edilmeye başlandı. Oysa eskiden muhabbet edilen çeşme başları, gençlerin toplandığı sokak başları, şehir halkının alışveriş yaptığı çarşı başları vardı. Hatta buralardan başka özel mekânlarda vardı. Çınaraltı çayhanesi, çınaraltı lokantası gibi.

Mahalle ve sokaklar önemli mekânlar iken nasıl oldu da lanetlenmeye başlandı?

Sahi nasıl oldu da sokak sakinleri “sokak çocuğu” ya da “sokak adamı” “sokak sürtüğü” oldu?

Kalabalıklar arasında insan nasıl yalnızlaştı?

Sokağın insan ile olan ilişkisi nasıl oldu da sadece eşya ile olan ilişkiye dönüştü?

Sokağına sebil kültürü (sokak çeşmeleri, dut bahçeleri) hâkim olan bir milletin; sokaklarına ruhsuzluk, heykel ve ne olduğu bellisiz tasarımlar hâkim oldu.

Bugün insanlar bireyselleşince mahalle ve sokakta bireysel mekânlara döndü. Bugün kafeler ve alışveriş merkezleri iki kişilik buluşma mekânları olarak karşımıza çıkmakta. Oysa eskiden kıraathaneler, kahvehaneler ve çayhaneler sosyalleşme mekânları idi.

Turgut Cansever’in dediği gibi:

Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.”

Bugün ne şehrimize, ne sokağımıza ne evimize, nede eşyaya hâkimiz.

Medeniyetimizde ihtiyaç kadar tüketilir ve fazlası israf sayılırdı. Ama bugün modern seküler çağda reklam bombardımanına tutuluyoruz.

-Eğer sende, evinde ve ofisinde yoksa ayıplanırsın.

-Bu alacağın eşya gelişmişlik göstergesidir.

-Günümüz gelişmelerine ayak uydurman için değiştirmen gerekir.

Bu kadar bombardıman neticesinde duygu dünyamızı kaybedip madde dünyasına kendimizi hapsettik. Eşyanın hâkimiyeti ve zulmü başladı. Reklam bombardımanı yapıldıkça gereksiz harcamalar yapılmaya başlandı. Paralar bitti, Kartlarda limit doldu.

Evimizdeki, ofisimizdeki eşyaları, arabamızın modelini değiştirdik ve madde ile beraber bizlerde değiştik…

 

Medeniyetimizde israf haram kabul edilirken, eşyanın uzun gideni ve dayanıklı olanı makbuldü.  Eskiler eşyanın hâkimiyetinde değil, eşya onun hâkimiyetinde olurdu. Dede ve ninelerden teberik olarak evlatlara ve torunlara çeşitli eşyalar kalırdı. Bugün geleceğe kalacak eşyalar olmadığı gibi, yarına kalması bile şüphelidir.

Tüketmeye yönelik öyle bombardımana tutuluyoruz ki değişmeye ve değiştirmeye yöneliyoruz. Eskiden ömür tükenirdi eşya kalırdı. Şimdi ömür tükenmeden eşya tükeniyor. Geleceğe kalacak mimari ve eşyalar yok.

Ne evimizin ne sokağımızın eşyası nede sokağımızdaki sebil çeşmeleri kaldı. Koca çınar ve dut ağaçları nede taş mimarimiz kaldı.

Tüketiyoruz, Tükeniyoruz, Bitiyoruz…

Önceki ve Sonraki Yazılar