Dr. Mustafa Coşkun Kale

Dr. Mustafa Coşkun Kale

HAMİT ÇAVUŞ, NÂMI DİĞER DELİ HAMİT

Bu çok farklı, aynı zamanda bir o kadar da renkli insanı bir kaç sayfa da anlatabilmenin zorluğunu belirttikten sonra, şunu da hemen söylemeliyim ki; Rahmetli Hamit Çavuş (Bozkurt) deli-meli değildi.

Gözünü daldan budaktan esirgemeyen, korkusuz, haksızlığa tahammül etmeyen adaletli yiğitler için, Anadolu da çok söylenen; hani "Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler" sözü var yâ ! Hamit Çavuş işte tamda buydu.

Tepebaşı'mızın bu kâdim insanı İran'dan gelerek Elazığ Kıği ilçesine yerleşen "Mollalar" kabilesinden Ali Efendi'nin oğludur. 

Merhum Ali Efendi, Yemen Harbi'nden sonra ilkin Andırın Tapu İdaresinde görev yapmış, burada görevliyken daha sonra Hamit Çavuş'un ve Allah ömrünü bereketli kılsın Kuşoğlu Şaziye Hatın'nın annesi olacak, Andırın'lı bir eşraf kızı Melek Hatın'la evlenir.

Yeri gelmişken hatırlatma gereği duyduğum bir husus da, Hamit Çavuş'un kız kardeşi Şaziye Hatın, bir zamanların Göksun'un da, gerçek ağalık vasıflarını üzerin de bulunduran, yiğitliği, efendiliği, fukara babalığıyla Afşin, Elbistan, Sarız ve Çukurova'ya ün salan, anlı-şanlı "Kuşoğlu Zabit Ağa"nın eşidir. Yani; Kuşoğlu Hacı, Abdullah, Melek, Fatih, Adnan ve Mustafa Kuşoğlu'nun babalarıdır.

Hamit Çavuş'un annesi rahmetli Melek Hatın, Kadın toplantıların da Kur'an okur, kalın sesli bu Hatın'a "Hacı Hatın"  denildiği gibi "Gara Melek" de denir..

Hamit Çavuş'un babası Ali Efendi, Andırın dan Göksun'a tayin edildiğin de, Tepebaşı'ndan Hasanların Hamit (Özmen) Rampasını inerken sol yamaç da bulunan görkemli konağı dul bir Ermeni kadından satın alarak buraya yerleşir. 

Ali Efendi'nin Göksun Tapusu'nda rahmetli Tapucu Cemil Amcayla mesai arkadaşlığı da vardır.

Hamit Çavuş, İki metre civarın da, ince uzun boylu, dalyan gibi, yüzünü kaplayan "ittihatçı bıyığı"yla hep dikkat çekerdi.

Sadece bu değil elbet. Hamit Çavuş'un giysileri de şahsına münhasırdı. Şalvarı, yeleği, kilot pantolonu, körüklü çizmesi, yumurta topuk ayakkabısı, şapkası hep özeldi. Sanırım tüm bu özellikler Elazığ kültürünün bir nevi Hamit Çavuş'a  yansımasıydı.

Her ne olursa olsun Hamit Çavuş giyiminde titiz olup, çok da özen gösterirdi. Sadece kendisi için değil, o günün hükmüne göre çocuklarının giyim kuşamları da hep dikkat çekiciydi.

Rahmetlinin, Kuvvayi Milli'ciğinin yanın da, atlı süvarilik, daha sonra da  İstanbul da polislik  yapmıştır. Hamit Çavuş, Göksun'umuzun ilk polisi olarak bilinir.

Babasının vefatından sonra Göksun'a dönmeye mecbur kaldığından, polisliği bırakarak tümden Göksun'a yerleşir.

Hamit Çavuş'un ilk evliliği Maraş'lı Döne Hatın olup bundan Mediha adın da bir kızı olur. Bu evlilik fazla uzun sürmez. 

Sonra, rahmetli Erzurum Memet, Celal ve Ali Erzurum'un kız kardeşi Güllü Hatın'la evlenir. Buradan  Sakine adlı kızı olur. Bu da Ğö Memmed Osman'la evlenir. Yani "Muhtar Yaşar"ın (Güçlü) anne ve babalarıdır bunlar.

Hamit Çavuş, Güllü Hatın'nın vefatından sonra, Ortatepe Köyümüz'den rahmetli Dişçi Burhan'ın akrabası Fatma Hatın'la da evlenir. 

Ve nihayetinde de, Hamit Çavuş Aslanbey Çiftliği Köyümüz'den Kasap Memili'nin (Çirkin) kızı Rahime Hatın'la evlenir. 
Bu evlilikten de, çoğunuzun bildiği, Serpil, Hülya, Menderes, Adnan, Ahmet (Ali Efendi) dünyaya gelir.

Hamit Çavuş'un bir müddet Devlet Üretme Çiftliğin de görev yaptığı, sonrasın da "Yukarı Çarşı" da Kuşoğulları'na ait üç katlı "Eski Postahane" olarak bilinen yeri otel olarak çalıştırdığı da söylenir.

Temurağa Köyü'müzden, Ali Erkan (Aslı, 'Arıkan'lardan soyadını 'Erkan' almışlar) bey ki; O, Göksunun ilk okuyanlarından biri kabul edilir. Yüksek Teknik mezunu Ali Abi, tâ 50'li yıllar da Türkiyede ki çoğu meslek liselerinin bizzat projelendirme ve okul haline getirilmesi de çok emeği olan bir hemşehrimizdir. 

Ali Erkan bey'in Göksun ve mesleki anılarını topladığı "Yaz Dediler Yazdım" adlı kitabın da Hamit Çavuş'un; renkli kişiliği, öz güvenini, liderlik karekterini, siyasal hayatını anlatır.

Annesi Melek Hatın'ın lider ve otoriter bir karekterinden de bahseder Ali Abi. 

Hatta  zamanın da Göksunun en güzel kızı olarak bilinen, gözünün nuru biricik kızı 
"Al Yanaklı Şaziye" Halayı isteyen rahmetli Zabit Ağa'ya (Kuşoğlu) vermemek için nasıl direndiğini, sonun da itimat ettiği insanların devreye girmesiyle "Akıllı ol akıllı ! O Rüstem Ağa'nın oğlu !" uyarılarına kulak vererek Gara Meleğin ikna oluşunu, bir bir anlatır kitabın da.

Hamit Çavuş, Demokrat Parti'nin Göksun da mihenk taşlarından biriydi. Rahmetli Menderes'le bire bir görüşebilen öz güven sahibiydi. 

Oğlu Menderes doğduğun da Maraş mitingine gelen Adnan Menderes'in Ethem Menderes'e "Hamit Çavuş'un oğlu olmuş derhal git ona adımı ver " diye talimatlandırdığı da söylenir.

1960 ihtilalin de, Hamit Çavuş'un evine gelen askeri bir jip O'nu yargılanmak üzere Sivas'a götürür. Sivas Askeri Cezaevin de bir müddet mahpus hayatı da vardır Hamit Çavuş'un...

Asker, polis, memurluk ve siyasi görevleri nedeniyle Hamit Çavuş, çoğu il ve ilçeler de ve Ankara düzeyin de geniş bir çevreye sahip olması nedeniyle, O zamanın Göksun'un da başı darda kalanın, devletle olan problemlerin çözümün de gayret gösteren biridir O.

Sonra, kime niye kızdı, ne oldu, nasıl olduysa, Hamit Çavuş'a bir bakıyorsunuz ki; 60'lı yıllarının Göksun'un da , sosyalist görüşlü Türkiye İşçi Partisi"nin (TİP) ilçemiz de önde gelenlerinden olmuş.

O'nun bu kararı, Hamit Çavuş'un özgüvenini, 'birey' olduğunu, 'tâbi' olmadığını, toplumsal baskıların doğurduğu "sıkışmışlık"a karşı "ben, kendim karar veririm, herkes gibi düşünmek ve herkes olmak mecburiyetim yok" anlayışı olduğunu da akla getirmek gerekir. Hele de bu adam özgürlüğüne düşkün Hamit Çavuş'sa... 

Düşünsenize bir, O zamanın Göksunun da TİP miting yapıyor ve konuşmak için Hamit Çavuş kürsüye anons edildiğinde, O, uzun boyuna güvenerek bir sandalye üzerine çıkıyor ve; 

"Bâ bâkın Gösününlüler !  bize gomonost diyorlar, eyi bâkın hele bizde gomonost suratı var mı ? Bize bunu diyenlerin hâşâ huzurdan tâ .." diyen, alkış tufanı alan O'nun bu konuşması çok meşhurdur.

Görmüş geçirmiş, âdap erkân bilen Hamit Çavuş, genç, yaşlı, çocuklara  şevkât, merhamet  ve tatlı dilini esirgemezdi. Bulunduğu ortam da hep dikkat çekendi O.

Bir asalet ve estetik için de ekibiyle çektiği halay nedeniyle, düğünler de hep aranan onur konuklarıydı onlar. Banğacı Ellezler (Tüylü), Mübaşir Hacılar (Özer), Garânşa Mustafalar (Akmaz), Hacı Â'lar (Aksu-- Rahmetli Daddırı Meyremin eşi)

Onların düğünün bitme vaktine doğru gelişiyle, davul zurna birden coşar mahalleler, goca Gösün inlerdi adetâ...
Anlardınız ki; düğüne onlar gelmişler. Şen eder şenlenirdi onlarla bizim düğünler.

Eyy kitaplara sığmayan Hamit Emmi, 
ey anlatması kolay, yazması zor olan değer !

İyi ki, gelmişiniz siz İran'dan, Elazığ'dan, sizler gibi; Kafkaslar'dan, Musul'dan, Kerkük'den, Bosna'dan, Anadolu'nun dört bir yanından gelenler; Göksuna'a renk ve desen verenler;

Yâ gelmeseydiniz ? Çeşitsiz, renksiz, sığ, tek düze sevimsiz bir yer olurdu herhalde Göksun. 

Onun içindir ki, "Küçük Türkiye'm GÖKSUN" un sebebi de sahibi de sizsiniz.

 Hamit Emmi, seni ve burada andıklarımızı rahmet ve özlemle anıyor bu Şehir.

Mekanlarınız cennet olsun  !.

Dr. Mustafa Coşkun KALE'nin, 
Henüz yayımlanmamış, 
"Küçük Türkiye'm GÖKSUN " adlı eserinden.

Önceki ve Sonraki Yazılar