Siyaset – Sanayi – Üretim ve Burhanlı Günler
Sevgili Okurlarım,
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Hanefi Öksüz, aylar önce çok önemli bir tespitte bulunmuştu:
"Ekonomide Burhanlı Günler Geçiriyoruz."
Bu sözün üzerine birileri, kendisini akıllı zannedip bir bardak suda fırtına koparmaya kalktı. Oysa bugün geldiğimiz Ağustos 2026'da görüyoruz ki, Hanefi Öksüz'ün söylediği söz, abartı değil gerçeğin ta kendisiydi.
Bugün Türkiye'ye bakın...
Siyasi krizler, ekonomik sıkıntılar ve sosyal bunalımlar en ağır faturayı yine vatandaşa kesiyor.
Ama ne yazık ki siyaset kurumu hâlâ ders almıyor.
Dedikodu, iftira, yalan, algı operasyonları, sosyal medya kavgaları... sanayici vekil kavgaları ! ..
Günler bunlarla geçiyor.
Oysa konuşmamız gereken tek bir gerçek var:
Ekonomi alarm veriyor.
Her ne kadar suç olsa da : "Ekonomi iyi gitmiyor" demek bile yetersiz kalıyor.
Özel sektör can çekişiyor.
Sanayici nefes almakta zorlanıyor.
Üretici ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Tekstil başta olmak üzere ihracata dayalı sektörler adeta yoğun bakımda.
Böyle giderse entübe edilecek olan yalnız fabrikalar değil, binlerce ailenin geçim kaynağı ne olacak ? kapanan fabrikaların yerini ne dolduracak ?
Bizim memleketin değişmeyen bir huyu var...
Birbirimizle kavga etmeyi çok seviyoruz.
Bunun adı töre mi?
Adalet mi?
Vicdan mı?
Yoksa Kahramanmaraş'ın değişmeyen kaderi mi?
Bilmiyorum...
Ama bildiğim bir şey var;
Biz, birbirimizin ayağını çekmekte dünya markasıyız.
Eskilerin anlattığı bir hikâye vardır.
Muhtar seçilen adam köy meydanında büyük bir kayanın üzerine çıkar ve seslenir:
"Hey köylüler... Ben de düne kadar sizin gibi bir adamdım." bugün muhtar !
Bugün aynı manzarayı siyasette görüyoruz.
Seçim öncesi fabrikalara gidip işçilerle aynı sofraya oturmak isteyenler...
Yemekhanelerde fotoğraf çektirenler...
İşçinin omzuna kol atanlar...
Bugün yüksek makamların taşına çıkıp sanayiciye tepeden bakıyor., Hey sanayiciler ," dünde ben de sizin gibi adamdım , bugün milletvekiliyim haaa" diye ses veriyor..
Adeta şöyle diyorlar:
"Hey sanayiciler... Ben de üç yıl önce sizin gibi bir adamdım."
İşte asıl sorun burada başlıyor.
Türkiye'de siyaset ile sanayici arasındaki kavga hiç bitmedi.
Belki de bu kötü alışkanlık bize dedelerimizden miras kaldı.
Oysa üretmeden kalkınan tek bir ülke yok.
Sanayiciyi ezerek büyüyen tek bir ekonomi yok.
Yatırımcıyı küstürerek zenginleşen tek bir şehir yok.
Biz hâlâ bunu anlamakta zorlanıyoruz.
Köşker, sevdiği gönü yere vurur, taştan taşa çalar.
Çünkü bilir ki sonunda ortaya sağlam bir deri çıkar.
Sanayici de böyledir.
Çalışır...
Üretir...
Risk alır...
İstihdam sağlar...
Vergisini öder...
Ama sonunda yine suçlanan taraf olur.
Kahramanmaraş gibi kaderi ağır bir şehir var mı?
Deprem yaşamış...
Yaralarını sarmaya çalışan...
Üretimiyle Türkiye ekonomisine omuz veren...
Ama sanayicisine sürekli kuşkuyla bakılan başka bir şehir var mı?
Neden birbirimizi sevmiyoruz?
Sevsek ne kaybederiz?
Birlik olsak kim rahatsız olur?
Yoksa cemaat, eş-dost, çevre bizi ayıplar diye mi birbirimize sahip çıkamıyoruz?
Şıh kapılarında oy bekleyenler şunu unutmasın.
Bu millet sandıkta konuşmasını da bilir. son belediye seçimlerinden ders almayanlara sözüm, kırmızı çizgimiz var bizimde !
Günü geldiğinde gereken cevabı da verir.
Belki de bu şehre Kırklar Köyü'nden bir imam getirip hep birlikte okutup, dua ettirmek gerekir.
Kavgamız bitsin diye...
Kardeşliğimiz artsın diye...
Birbirimizi yeniden sevebilmek için...
Ekonomi gerçekten kötü.
Bunu söylemek muhalefet yapmak değildir.
Bu, gerçeği dile getirmektir.
Döviz üzerindeki baskı ihracatçıyı nefessiz bırakıyor.
Kur politikası özellikle tekstil sektörünü üretimden uzaklaştırıyor.
Siparişler azalıyor.
Fabrikalar vardiya düşürüyor.
İş dünyası geleceğini göremiyor.
Bütün bunlar ortadayken hâlâ hamaset yapmak kimseye fayda sağlamaz.
Belki bazı milletvekilleri bu yazıdan rahatsız olacaktır.
Belki bize yine ateş püsküreceklerdir.
Ama gazetecinin görevi alkış tutmak değil, gerçeği yazmaktır.
Bugün yüksek taşların üzerine çıkıp,
"Ben de dün sizin gibi bir adamdım, bugün milletvekiliyim."
diyenler...
Unutmayın...
Sandık da bir gün o taşın altına gelir.
İşte o gün millet de size,
"Güle güle..."
demeyi çok iyi bilir.
Siyaset ile sanayicinin kavga ettiği bir ülkede ne ekonomi düzelir ne de huzur gelir.
Burhanlı günlerden çıkmanın yolu kavga etmek değil;
Üreteni dinlemek, yatırımcıya güven vermek ve ortak akılda buluşmaktır.
Çünkü ekonomi inat kaldırmaz.
Piyasa hamasetle değil, güvenle ayakta durur.
Son söz : Sanayici - siyaset kavası istemiyorum, dövizden baskı kaldırılsın, fabrikalar çalışmaya başlasın bizde bu burhanlı günden kurtulalım artık.
Kalın sağlıcakla...

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.