Eşkıya Görüldüğü Yerde Öldürülür mü?
Sevgili Okurlarım,
Gazi Meclis… Türkiye Büyük Millet Meclisi…
Burası, milletin iradesinin tecelli ettiği yer. Peki gerçekten öyle mi?
Meclis çatısı altında bölücü örgüt propagandasına dönüşen sloganlar atılabiliyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini ve bütünlüğünü hedef alan söylemler gündeme gelebiliyor. Sonra da bütün bunlara “demokrasinin gereği” deniliyor.
Özgürlük başka şeydir, terör propagandası başka!
İslam hukukunda yol kesme, silahlı eşkıyalık ve toplumun güvenliğini tehdit eden hirâbe çok ağır bir suç olarak kabul edilmiştir. Ancak bugün hukuk devleti açısından temel ölçümüz bellidir: Suçun karşılığı, kişisel intikam değil, bağımsız yargı eliyle uygulanacak kanunlardır.
Türkiye, yıllarca terörle mücadele etti. Binlerce insanımız hayatını kaybetti. Askerimiz, polisimiz, öğretmenimiz, işçimiz, köylümüz, çocuğumuz terörün acısını yaşadı.
Şimdi soruyorum:
Bu kadar acının ardından terörle mücadelede hangi noktaya geldik?
Kapalı kapılar ardında ne konuşulduğunu bilmiyoruz. Hangi sözler verildi, hangi hesaplar yapıldı, bilmiyoruz.
Ama milletin bilmek istediği çok açık:
Türkiye'nin güvenliği ve üniter yapısı pazarlık konusu yapılmayacak mı?
Terör örgütünün silahlı gücü ortadan kaldırılmadan, örgütün yönetici kadrosu ve bağlantıları etkisiz hale getirilmeden, Türkiye'nin geleceği konusunda nasıl rahat olabiliriz?
“Son terörist teslim oluncaya kadar mücadele edeceğiz” diyen bir anlayıştan, bugün bambaşka bir siyasi tabloya geçiliyorsa, bunun millete açık ve anlaşılır biçimde anlatılması gerekir.
Çünkü bazı gerçekleri söylemek zorundayız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarında yer alan rakamlara göre PKK/KCK bağlantılı olduğu belirtilen 4.382 hükümlü ve 1.444 tutuklu olmak üzere toplam 5.776 kişi bulunuyor. Bu rakamlar doğruysa, kamuoyunun bu insanların hukuki statülerini ve hangi suçlardan ceza aldıklarını bilmeye hakkı vardır.
Öte yandan 4 Mayıs 2026 itibarıyla Türkiye cezaevlerinde toplam 420.798 kişi bulunuyordu.
Rakamlar büyük.
Sorular daha da büyük.
Çünkü mesele yalnızca cezaevlerindeki insanların sayısı değildir.
Mesele, Türkiye'nin yarınını nasıl güvence altına alacağımızdır.
Bir tarafta terör mağdurlarının aileleri var.
Benim 95 yaşında bir tanıdığım var.
Ailesinden 9 kişi PKK terörünün kurbanı olmuş.
Bu insanın acısını hangi siyasi hesapla anlatabilirsiniz?
Yıllar geçiyor ama bazı yaralar kapanmıyor.
O insan, yaşadığı acının hesabının sorulmasını istiyor. Belki öfkesi çok büyük, belki adalet arayışı hayatının sonuna kadar devam edecek.
İşte devletin görevi tam da burada başlıyor:
Öfkeyi intikama değil, adalete teslim etmek.
Çünkü hukuk devletinde hiç kimsenin kendi adaletini sağlamasına izin verilemez.
Bugün sokaklarda, sosyal medyada veya bazı yayınlarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye ve başka siyasetçilere ağır hakaretler ediliyor.
Buna da “özgürlük” deniliyor.
Hayır!
Eleştiri haktır.
Muhalefet haktır.
İtiraz haktır.
Ama hakaret, tehdit ve terör propagandasını özgürlük kavramının arkasına saklamak başka bir şeydir.
Türkiye bugün iç savaşa mı gidiyor?
Ben böyle bir tabloyu görmek istemiyorum.
Ama ülkeyi yönetenler de, siyasetçiler de, gazeteciler de, vatandaşlar da sözlerine dikkat etmek zorunda.
Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı yeni bir kavga değil; hukuk, adalet, güvenlik ve toplumsal huzurdur.
Terörle mücadele edilecekse sonuna kadar hukuk içinde mücadele edilmelidir.
Suçlu suçunun karşılığını görmelidir.
Masum olanın hakkı korunmalıdır.
Terör örgütleriyle mücadelede taviz verilmemelidir.
Ve bütün bunlar yapılırken milletin kafasında tek bir soru işareti bile bırakılmamalıdır.
Çünkü bu ülke çok acı çekti.
Bir daha anaların ağlamasını, evlatların toprağa verilmesini istemiyoruz.
Eşkıyayı kutsamayalım.
Terörü romantikleştirmeyelim.
Şiddeti meşrulaştırmayalım.
Ama hukuku da bir kenara bırakmayalım.
Çünkü güçlü devlet, öfkeyle hareket eden devlet değildir.
Güçlü devlet; suçluyu hukuk önünde hesap veren, masumu koruyan ve milletinin güvenliğini tavizsiz biçimde sağlayan devlettir.
Ben bugün iyimser miyim?
Açık söyleyeyim:
Pek değilim.
Çünkü geçmişin acıları hâlâ taze.
Ama umutsuz da değilim.
Çünkü Türkiye, bütün bu sorunları aşabilecek kadar güçlü bir devlettir.
Yeter ki akılla hareket edelim.
Yeter ki milletin hassasiyetlerini küçümsemeyelim.
Yeter ki terörle mücadelede kararlılık ile hukuk devletini birbirinin karşısına koymayalım.
Söz artık sizin…
Yorum sizin.
Kalın sağlıcakla.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.