Küvetteki Aynı Su
Paris’te okurken, doktora yapan bir arkadaşım bana üniversite yemekhanesi’nde yemek ısmarladı. Arkadaşım yemek yerken birden, “Sende yemek yiyoruz” dedi. Ben de anlamadım ve “yemeği sen ısmarladın ya!” dedim. Arkadaş gülerek ve yemin ederek, aynı cümleyi söyledi. Benim ısrarla yemeği sen ısmarladın sözüme karşılık, nihayet amacını açıkladı ve “pencereden aşağı bakar mısın? Sen (Seine) nehrinin üzerindeyiz” dedi. Hakikaten pencereden baktığımda, Sen (Seine) nehrinin üzerinde yemek yiyorduk. Çünkü yemekhanenin Sen (Saint) nehrinin üzerinde uzantısı vardı.
Bu Sen (Seine)) nehri, bana hep İslâm medeniyetini hatırlatır. Fransızların dünyaya övündükleri Versay sarayında bir hamam yoktur. Ortaçağda, Paris’te oturan bir Fransız, sabahleyin kalktığı zaman, evinde bir abdesthane olmadığı için, oturağa yaptığı pislik ile içme suyu şişesini beraberinde Sen (Seine) nehrine götürür, o nehirden evvela içmek için su alır. Sonra pisliğini nehre dökerdi. Bu satırlar “İçme Suyu” (L’Eau Potable) adlı adlı bir Fransızın kitabında aynen yazılıdır. Kanûni Sultan Süleyman zamanında İstanbul’a gelen bir Alman rahibi, tahminen 1560 tarihinde yazdığı bir eserde: “Buradaki temizliğe hayran oldum. Burada herkes günde beş defa yıkanır. Bütün dükkanlar tertemizdir. Sokaklarda pislik yoktur. Satıcıların elbiseleri üzerinde ufak bir leke bile bulunmaz. Ayrıca ismine “Hamam” dedikleri ve içinde sıcak su bulunan binalar vardır ki, buraya gelenler, bütün bedenlerini yıkarlar. Halbuki bizde insanlar pistir, yıkanmasını bilmezler” demektedir. Avrupa'da yıkanmak ancak asırlar sonra Müslümanlardan öğrenilmiştir.
Bugün ise, Müslüman diyarları denilen yerlerde seyahat eden yabancılar, neşr ettikleri kitaplarda: “Bir Doğu memleketine gittiğimiz zaman evvela burnumuza bir kokmuş balık ve süprüntü kokusu geliyor. Her taraf pislik içindedir. Yerler tükürük ile doludur. Ötede beride toplanmış süprüntü ve ölmüş hayvan leşlerine rast gelinir. İnsan, böyle bir Doğu memleketinden geçerken, iğreniyor ve Müslümanların iddia ettikleri gibi temiz olmadıklarını anlıyor” demektedirler. Bugün, İslâm devleti ismini taşıyan memleketlerde, imân bilgileri bozulduğu gibi, temizliğe de tam riâyet olunmamaktadır. Fakat bunda kabahat, İslâm dininde değil, İslam dininin esasının temizlik olduğunu unutan kimselerdedir. Fakirlik, pis olmak için bir mazeret teşkil etmez. Bir insanın yere tükürmesinin, ortalığa pislik saçmasının para ile hiçbir ilgisi yoktur. Böyle pislik yapanlar, Allahını temizlik emrini unutan bedbahtlardır. Her Müslüman, dinini iyi öğrense be buna riayet etmiş olsa, bu pislik hemen ortadan kalkar. O zaman, başka milletler, Müslüman memleketleri ziyaret ettiklerinde, tıpkı ortaçağdaki Müslümanlarda olduğu gibi, temizliğine hayran kalırlar.
Bu bilinç, ailede ve okulda kazandırılmalıdır.
Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde okurken, İngiltere’de doktora yapan hocam derste şöyle demişti: “Yurtta arkadaşlarım kuveti suyla dolduruyorlar. Hepsi aynı suda yıkanıyorlardı. Ben ise, bir Müslüman olarak, küveti tertemiz yıkıyorum ondan sonra su doldurup yıkanıyordum.” Gayrimüslimlerin çoğu pistir. Bugün Amerika’da, Avrupa’da hâlâ küvetteki aynı su ile yıkananlar, lavabodaki aynı su ile elini yüzünü yıkayanlar görülmektedir. Tuvaletlerdeki temizlik ve su durumlarını herkes bilir.
Allahü teâlâ İslâm dininin esaslarına tabi olmayı nasip eylesin.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.