Bekir Doğan
Bir Askerlik Hatırası
2002’den 2026’ya geçen günleri şöyle bir süzdüm; biraz rahatlığın bize battığını gördüm. Bunu düşünürken, vatani görevimi yaptığım bir hatıram aklıma geldi.
Ben vatani görevimi Ankara Kara Harp Okulu’nda daktilo başında yaptım. Pakistan Devlet Başkanı Ziyaü’l Hak Türkiye’ye gelecekti. Kara Harp Okulu’nda okuyan Pakistanlı genç subayları görecek, bu sebeple Etimesgut’ta dost ve düşman birlikleri arasında bir tatbikat yapılacaktı.
Savaş düzeni karşılıklı alındı. Çadırlar kuruldu; seyyar hastane, ekmek fırını, mutfak, koğuşlar… Kısacası bir birlikte ne varsa, karşılıklı olarak hepsi kuruldu. Öğrenciler ve destek kıtalarındaki asker, sivil memur ne varsa hepsi buraya taşındı.
Sanıyorum üç defa karşılıklı tatbikat yapıldı. O gün geldi çattı. Türkiye Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, Genelkurmay Başkanı ve yardımcıları ile Pakistan heyeti gelecekti. Hakiki tatbikat yapılacak, iş bitecekti.
Ancak Pakistan Devlet Başkanı Ziyaü’l Hak’ı getirecek uçakta arıza çıkması sebebiyle ziyaret bir hafta sonraya ertelendi.
Biz o çadırları kurmak için yaklaşık 20 gün hazırlık yapmıştık. Şimdi çadırları sökmek gündeme geldi. “Ne yapalım?” denildi.
Tam çadırları bekleyecek kadar silahlı asker; Kara Harp Okulu öğrencileri, askerler ve sivil memurların okula dönmesine karar alındı. Bir yüzbaşı, bir teğmen, dört astsubay, yüz er ve erbaş belirlendi; diğerleri birliklerine geri döndü.
Ben yazışmaları yapıyorum. Bir nöbet var, başka bir iş yok. Askerin keyfi yerinde.
Bizim yüzbaşı, asteğmen, astsubaylar ve ben; devlet başkanlarının oturduğu koltuklara oturduk, alanı izliyoruz. Çay, kahve içiyoruz; keyfimize diyecek yok.
Bir baktık, bizim askerlerin yemekhanesinde bir kargaşa var. Askerler dışarı çıktı, sıraya girdi. Uzaktan görüyoruz ama kimin kim olduğunu anlayamıyoruz.
Telsizle anons ediyoruz, cevap yok.
Başımızdaki komutan yüzbaşı, astsubaya:
“Basri, git de bak şunlara ne oluyor!” dedi.
Basri Astsubay gitti, telsizle anons etti:
“Ahmet Albay gelmiş. Yemekhaneye girdiğinde başına erik atmışlar, onun cezasını çekiyorlar,” dedi.
Biz de oraya geldik. Albayımız yat–kalk, sürün yaptırıyor.
Sonra:
“Bölük yat ve sürün!” dedi.
Bizler yatmayınca yüzbaşım:
“Bölük yat dedim!” deyince, er ve erbaşlarla birlikte hepimiz birden yattık. Süründük, taş topladık.
Albay daha sonra gitti. Bölük komutanımız yüzbaşı, gece yarısına kadar yat–kalk, sürün yaptırdı.
Öyle ya…
Rahatlık bize batmıştı.
Hayırlı günler diliyorum.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.