Tarafsızlık bir düştür, dürüstlük ise bir görev

Bir fikir mülahazası esnasında değerli hocam Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel; ülkeyi siz mi kurtaracaksınz zihninizi boşa yormayın, boş verin, diyen bir takipçisine; "Bu ülke  hep boş veren sizlerin yüzünden bu halde ben yetmiş yıldır boş vermiyorum, siz de boş vermeyin." demişti. Tam olarak böyle düşünerek ben de hiçbir zaman boş vermedim ve boş vermiyorum. "Bilmemek cahillik, bilip de susmak ahlaksızlıktır." sözünü destur alıp bu topraklarda yaşayan bir birey olarak bu ülkenin meselelerine dair fikirlerimi fırsat buldukça kaleme alıyorum.

Listemde kemalist/muhafazakar/milliyetçi/liberal/seküler/mütedeyyin vb kesimlerden yüzlerce farklı yaşam tarzı ve düşünceye sahip insan var. Kendi görüşlerimin hücresinde kaybolmamak gayesi ile yaşamımın her anında çevremde hayatı benim gibi algılamayan/olayları benim perspektifimden yorumlamayan insanların olmasına gayret ettim. En uzak olduğum fikri beyan edenleri dahi idrak etmeye çalıştım, çalışmaya da devam ediyorum. "Tarafsızlık bir düştür, dürüstlük ise bir görev; tarafsız olamayabiliriz ama pekala dürüst olabiliriz." sözünü her daim şiar edindim.

"İnsanı insan yapan ifade özgürlüğü değil; irade özgürlüğüdür." ilkesini baz alan, yanlış da olsa dürüst olup cesur biçimde iradesini ortaya koyabilen herkese ayrı bir saygı duydum. Beni hep "pragmatist sessizler" korkuttu hala da korkutmaya devam ediyor. Bir de kendisi gibi düşünmeyenlere tahammülü olmayan "tahammülsüzler". Bilhassa bu iki kesimin "pragmatist sessizler" ve "tahammülsüzler"in ne yakınlarına ne çevrelerine ne de yaşadıkları coğrafyaya zerre-i miskal bir katkılarının olmayacağı konusunda kanaatim net olduğundan bu kesimlerin dışlama/ötekileştirme ve yalnızlaştırma politikalarını asla umursamadım. Onların şahsımdan olan uzaklığını kayıptan ziyade hep bir kazanç olarak değerlendirdim.

Zihinleri ipoteklemiş, niceliği ile bireyi sindirme yetisine sahip bilinçsiz kitleleri/öğretileri oldum olası sevemedim. Zihni bir biblo gibi kullanan, özne olabilme cesaretine sahip olamadığı için kalabalıkların arasında bir nesne olarak kaybolmaya mahkum, sadece kalabalıklar ile var olabilen, düşünme yetisi törpülenmiş, iradesiz, zavallı yığınlara karşı mesafeli olmak "birey" olabilmenin temel şartıdır.

Yazılarımda göze aldığım en temel iki kriterim her daim vicdanım ve düşüncelerim oldu. Hayatımın hiçbir evresinde kişisel çıkarlarım hasebiyle bir partiye/kuruma/ideolojiye/kişiye/topluluğa yaranabilmek için tavır belirlemedim. Şahit olduğum bir haksızlık karşısında "oportünist" davranıp sessiz kalmayı, vicdani ve ahlaki melekelerime hiçbir zaman yakıştıramadım. Zaman her halükarda gelip geçiyor ama vicdan hep yanıbaşınızda duruyor. Siz de şahit olduğunuz haksızlıklar karşısında konjoktürel/oportünist tavırlarla vicdanınızı mahçup etmeyin. Gün olur, mahçup edip törpülediğiniz vicdanı, haksızlığa uğramasına göz yumup sessizce izlediğiniz kalplerde ararsınız.

Hakikati; kabul etmek, onaylamak, sessizce izlemek, hakikat nezdinde beyhude bir tavırdır. Sahiplenilmek ister hakikat, çarpışmak, yalnızlaşmak, savunulmak...En önemlisi de dillendirilmek. Dillendirilmeyen hakikat, hakikat değildir çünkü. Hakikati bilmekten ziyade onu dillendirebilme cesaretini sergileyebilmektir erdem. Ve yalnızlığı göze almak, dışlanmayı kabullenmektir. Çünkü hakikat acı verir yalnızlaştırır insanı.

Doğru ya da yanlış toplumun çeşitli katmanlarının hakikatleri dikkate alınmadan, yeterince mülahaza edilmeden alınan kararların uzun vadede nasıl altından kalkılamaz sonuçlar doğurduğunu yeterince idrak ettik. Bu konuda bir tecrübeyi de "Referandum" mevzusunda deneyimlememek için refleksif/duygusal ve konjektürel heyecanlarımızı bir kenara bırakıp ötekileştirip kutuplaştırmayan rasyonel bir politika inşa etmemiz lazım.

Eksiği bütün görmektir eksik bakış. Aynı fikirlerin birlikteliğinin aksine ayrı zihinlerin harmanıdır  bütün. Çoğunluğun tahakkümünün azın sesini bastırması değil; azın duyulmayan kısık sesinin hissedilmesidir. Ve bu ülkenin en değerli parçalarından biridir eksik. Siz bütünün bir parçası kabul etsenizde etmeseniz de. Bütün eksiklerle tam olur, eksiğin eksik olarak idrak edilmediği bütün, hiçbir zaman tam bir bütün olamayacaktır. Ötekileştirilmiş/örselenmiş/incitilmiş her kim varsa bu bütünün olmazsa olmaz bir eksiğidir.

Demokrasi tercihinizin tercih edilmesi üzerine değil; tercih edilmediğinde saygı duyulması üzerine inşa edilmiş bir sistemdir. Tercihinizi tercih etmeyenlerin tercihlerine saygı duyabilmek ciddi bir erdem ve içselleştirilmiş hakiki bir demokrasi bilincine sahip olmayı gerektirir.

Türkiye'de reel manada "fiili" olarak hukukun egemenliği, anayasal demokrasi, kuvvetler ayrılığı, temel  hak ve özgürlükleri içselleştiren kitle çok sınırlı. Teorik bağlamda bu kavramlarda çoğu insan hem fikir ama pratik bağlamda bunun sadece teoride kaldığı aşikar.

Bu ülkenin geleceği/kurtuluşu; ne insan zihnini ipotekleyen cemaatlerde, ne lidersiz söylem geliştiremeyen muhafazakarlarda, ne PKK vahşetini görmezden Kürtlerde, ne iktidarın dümeninde hareket eden liberallerde, ne sorunların şiddetle çözülebileceğini düşünen ülkücülerde, ne muhalifliği "antierdoğancılık" zanneden muhalefette, ne güç nerdeyse oraya üşüşen zavallı/ilkesiz medyada, ne fikirlerinden ziyade sloganlarla hayatını idame ettiren siyasi hareketlerde, ne farklı fikirlere "hain, terörist, alçak" edebiyatı ile karşlık veren güruhta ne de devletin kadrolarını partililerin yol geçen haline getiren iktidarda...

Bu ülkenin geleceği; kişisel çıkarlarını öteleyip evrensel ilkelerden taviz vermeyen, adalet/hukuk/özgürlükleri" hakiki manada içselleştirmiş, hiçbir parti/kurum yahut cemaate yaranma gayesi olmayan, hukuksuzluklar karşısında net bir tavur sergileyen, kalabalıklar içinde "birey" olarak var olabilen bir avuç insanın mücadelesinde saklı.

Türkiyenin güçlü liderlerden, ziyade şeffaf, hesap verebilir, denetimli, köklü ve eksiği ötekileştirmeyip bütünün vazgeçilemez bir parçası olarak gören zihniyete ve kurumlara ihtiyacı var. Tabi bir de probemlerin çözümü için kurtarıcı beklemeyip kendine güvenen farklılıklarını zenginlik olarak gören bireylerden oluşan bir halka.

İnançlarından, ırkından, dilinden, kimliğinden, cinsiyetinden, azınlığından, maddi yetersizliğinden, bedeninden, engelinden, ve tercihlerinden dolayı tek bir canlının dahi ötekileştirilmediği özgür ve adil bir yaşam arzusuyla..

Önceki ve Sonraki Yazılar