Dr. Mustafa Coşkun Kale

Dr. Mustafa Coşkun Kale

KÖR ŞEMSİ

Allah rahmet eylesin Şemsi Hala (Ünver) en yakın komşularımızdan biriydi. Evi, Rahmetli Ali Abi (Gök) ile bitişik, rahmetli 'Merdinli Ali' Emmi'nin (Mardin) hemen güneyin de, rahmetli Abidin Emmi'nin de (Demirci) biraz güneydoğusundaydı.

Künyesi tam olarak bilinmese de, uzun süre İstanbul da yaşadığı ve albay emeklisi bir ağabeyinin olduğu, ayrılmayla sonuçlanan ilk evliliği sonucu, Göksun'a geldiği bir müddet Devlet Hastanesi'n de çalıştığı, çok kısa süreli iki evliliğini de Göksun da yaptığı, çocuğu olmayan sır dolu bu kadın hakkın da bilinenler sadece bunlardı.

Kısa boylu, etine dolgun gözünün birinin özürlü olması olmasından dolayı, Şemsi Hala'ya gıyabında da hep 'Kör Şemsi' denilir, Göksun'da da bu lâkabıyla daha iyi tanınırdı.

Yalnız yaşamaya adeta mahkum olmuş veya edilmiş Şemsi Hala'nın yaşamda ki tek gayesi; barındırdığı, hasbelkader görenlerin şaşkınlıktan, "abârii bu nâtlâk püsük !" dediği hayvanlara olan aşırı merhameti, sevgisi ve onlara olan  adanmışlığıydı.

Evinin zemin katın da bulunan 40- 50 kedisi ve köpeği hariç, birlikte yaşadığı üst katta ki kedi ve köpeğin sayısı da pek bilinmezdi. Sadece bunlar mı ? kanadı kırık leylek, kuşlar da Şemsi Hala'nın hep bakım ve koruması altındaydı.

Onları nasıl bulur, nereden temin eder çoğu kez bilinmezdi. Yalnız, korunma ve barınmaya ihtiyaç duyan kedi, köpek ve onların yavrularının, koku alma ve ön sezileriylemidir nedir, O'nun evini arayıp bulduğu, kabul edilmek için kapısının önün de, boynu bükük bekleştiklerini yer yer görürdük.

Herkesten kıskandığı hayvanlarının adları da vardı elbet. İpek, Benekli, Gara, Arsız,  Maviş diye onlara seslendiğin de, hayvanların O'na doğru sevinçle kuyruk sallayarak koşmalarından da anlardık bunu.

Allah verede, Mahalle de bir çocuk O'nun göreceği, duyacağı alan da, kendine ait olmasa bile bir kedi veya köpeğe taş atsın veya işkence ederek onları vıyak-vıyak bağırttırsın bakalım ?

Şemsi Hala, yâ penceresinden, yâ da aşağıdaysa başlar onlara sayıştırmaya. Hele de tanımadığı biri yadırğıysa bu...

Mahalle çocuklarına ise ehh biraz daha toleranslıydı " ...sen akıllısın tâmâ, Allah daş eder guzuuum" diyerek, onları da bu şekilde hayvan sevgisiyle eğitmiş olurdu.

Şemsi Hala'nın, Mahallemizde hiç bir kimseye "Yemek artıklarını dökmeyin kedilerim için bana verin " dediği duyulmadı. Ancak bizzat götürenler var mıydı o da pek bilinmez. Bilinen bir şey vardı ki, bu hayvan dostu kadın maaşlı gelirini evi vıkır-vıkır kaynayan yavrucaklarına harcardı. Onların bakımı, beslenmesi, ısınması için hiç kimseye de eyvallahı yoktu.

Güneşli havalar da, tahta bir iskemle de oturur, omuzlarını, kucağını dolduran kedilerini öperek, okşayarak severdi. Onlar da bit, pire ne varsa parmaklarıyla ayıklar dı rahmetli. 

Bunlardan gayri, İki yanın da ve önün de duran envâyi çeşit köpeklerine de sevgisini esirgemezdi O.

Omuzundaki kediler kucaktakileri kıskanır da, kucağına alınmak isterse " Dur yapma ! seni de alacağım sıranı bekle 'arsız' v.s" diye Mahallelisinden esirgediği İstanbul şivesiyle konuşurdu onlarla.

O'nu bu haliyle kabullenip, evine gelen müdâvimleri hariç, diğerleri için; "Nazar ediyorlar yavrularıma, sabaha kadar 'Maviş'  inledi durdu" diye, komşularının da pek evine gelmelerini istemezdi.

Diğer taraftan da, komşuları O'nun gıyabın da, "Tâanğrı canını alsın pis bâtâsıcanın, 

evi batsın b.k kokuyor b.k, elinden ekmek yenmez O soykânın" dedikleri de oluyordu elbet.

Karlar erir de yemlikler de çıkarsa, güneşli bir hava da Mahalleli dam duluklarına çokuşur, başlardı kış boyunca hasret kaldıklları 'yeşillik' hasretini yemlik dürümleriyle gidermeye.

Sonra birden Şemsi Hala'nın orada ki yokluğunu fark eden biri "Kele Kör Şemsi'yi unuttuk çârın da gelsin kele" der, demez, Kör Şemsi adı hemen "Şemsi Aplaaa !" olur, çağırırlardı O'nu da.

Bir birine dürüm ikram ederek, ekmeklerini bölüşen, tatlı tatlı sohbetler eden bu kadınlar yemlik biter bitmez, bir her-heç yüzünden, bir vııırtı bir çıırtıyla ortalığı birden bire veyveleye vermezler mi ?

Saç-saça, baş-başa, vıyırtısı hiç eksik olmayan Mahalle kavgası, dinlemeye  aşinâ olduğumuz, hâfızalarımızdan hiç silinmeyen melodilerimizdi bizim.

Söyleyeceğini söyleyip de, karşındakini zıvanâdan çıkarmak için, ellerini poposuna vura vura, "kemçik de sensin, kokâr da sensin, ğaype de sensin, amma da eddim ! eyi de eddim !, döyüsün pezeveen gızı senii, çatla emii ! ohh ohh !" diyerek uzaklaştığın da;

Öteki ardından 'yekinse' de; iki-üç kişinin kolundan, şalvarından tutarak, "kele sen dur bârimiye !, sen dur ! O neci ki O'na uyuyon" gibi sözlerle saldırının engellenmesi de;

Şemsi Hala'nın, "arsız ocâ bâtâsıcalar şu gelen geçenden utanın, iki şôr edme uçûn delinesice yânıızâ geldik, yediimiz iki lokmâyı da burnuumuzdan getirdiiz, neyi bölüşemediiz gene, dên bââm neyi ?" diye çıkışları da; alıştığımız Mahalle  seromonilerimizden biriydi hep.

Meraklanmayın, bu kini olmayan huzur Şehrin de, bir kaç gün sonra ki yemlik sefasın da yine aynıları hiç birşey olmamış gibi bir birlerine dürüm iltifatlarında da eksik kalmazlardı hiç.

Mahallenin halası, bibisi, aplası, nenesi, Şemsi Ğarısı; sırlar dolu hayatını kimseye anlatmayan ketum biriydi. Kimbilirdi ki; ne çileler çekerek, kendini Göksun'a attığını ?

Bu yalnız kadının 'yavrularım', "guzularım' diyerek, niçin hayvanlar da teselli aradığını sahi kim bilirdi ki ?

Kapalı mekanların da kimseye zarar vermeden barındırdığı, bunlar için bir ömür adayan bu kadın; bizden sadece, kınanmadan aramız da yaşamak istiyordu hepsi bu.

Ruh hali o an müsaitse, Şemsi Hala arada bir esprilere, şakalara da altın-gümüş dişleri görünerek gülerdi de;

Güzel bir hava da, Abidin Emmi seyyar örsünü dışarıya almış, çekiçle nal ve mıhlara son şeklini verirken, müşterilerinden 'kısrağın neden gebe kalmadığı' sorusuyla muhatapsa, içinden "seni bâ Allah gönderdi" diye, cevap için iştaha gelirdi sanki.

"Niye?" si belli, Abidin Emmi için dam duluğun da güneşleyen Şemsi Hala'ya bir 'lâf sokuşturmak' için iyi de bir fırsattır bu.

Abidin Emmi müşterisine;

"gunlamaz o gunlamaz !" dedikten sonra,

çekiciyle de, Şemsi Halayı gösterip, "Ahâ bu soykâ gunlarsa senin gısrak da gunlar" der demez, Şemsi Hala birden ayağa fırlar "bu nâdar yênilik, elevetsizlik lâfın da bir yeri zamenesi olur tü senin yüzüne ! " diyerek, öfkeyle kapıyı yüzüne çarpıp hemen kedi evine girerdi.

O'nun şakasına alışkın olsa da, belli ki; üçüncü şahıs yanında söylenen bu söz Şemsi Hala'yı incitmesine incitmişti ama, 'ilk âşâmdan' Abidin Emmi'lere oturmaya gidecek de yine O olurdu. ..

Dünya ve Türkiye'miz de 'Hayvan Hakları' gündeme geldiğin de, mahcubiyet için de " Vayy be !" diyerek bir filim şeridi gibi çoğu kez Şemsi Hala gelir gözüm önüne...

Bir Göksun'lu olarak düşünsenize bir, bundan tâ 50-60 yıl öncesinin Göksun'un da, bunun katıksız uygulayıcısı, gönüllü neferi Şemsi Hala'yı nasıl hatırlamazsınız ?

O günün Göksun'un da hiç bir toplum ve devlet desteği olmadan, herkese rağmen tek başına son nefesine kadar 'hayvanların yaşama hakkı' için direnen, bu mücadele kadınını ve O'nun misyonunu şimdi daha iyi anladığımızı itiraf edelim.

Aslın da, size yukarıda anlatmaya çalıştığım sadece, rengârenk, cıvıl cıvıl canlı bir Mahalle resmi değil, aynı zamanda 'Kör Şemsi' ye karşı duyulan mahcubiyet itirafının da bir resimiydi o...

O'nu en son gördüğümde iyice yaşlanmış, elin de bastonu ile 'Erzurumlar Rampasını' iki-üç adım da bir durarak zar-zor çıkıyordu. Helalleşmiştik..

Öyle ümit ediyorum ki; bizlerin yarım asır öncesin de anlayamadığımızı şimdinin gençleri; olmazsa hiç bir şeyin olmayacağı; "İnsan-Çevre- Hayvan" üçlüsü için de, 'Kör Şemsi'yi de, geleceğimizi de, Dünya'yı da çok daha iyi anlarlar...

Birlikte rahmetle anıyoruz O'nu.

Dr. Mustafa Coşkun KALE'nin,

Henüz yayımlanmamış,

"Küçük Türkiye'm GÖKSUN" adlı eserinden.

Önceki ve Sonraki Yazılar