Zekeriya Çakabey

Zekeriya Çakabey

EĞİTİMİN PAYDAŞLARINDAN: OKUL- 2

Yaşam yaşamaksa eğer,

yaşamak, yaşlanmamak                                                                                                                              

demektir

kar yağsa saçlarına,

kamburlaşsa da belin

değişen dünyayı 

anlamak demektir.                   

    Daha önceki okul- 1 paylaşımının sonunda geçen bir ibare vardı: Her insanın bir defa yaşama şansı vardır. Demek ki bir insanın elli defa yaşama şansı olmadığına göre, bu alanda attığımız adımlarımızı seksen defa düşünmek zorundayız. Yoksa Nasrettin Hoca’nın göle yoğurt çalma hikâyesindeki gibi olmayacak duaya âmin demenin ötesine geçemeyiz.

    İnsanın yaratıldığından bugüne eğitim ve öğretim hep var olmuştur. İlk insanlar ihtiyaçlarını karşılarken deneme- yanılma yoluyla bir sonuca ulaşma çabasında hiç bitmemiştir. Bizim hiç farkında bile olmadığımız, insanların can damarı olan bazı buluşlar kişi ya da kişiler tarafından defalarca tekrarlanıp, bıkmadan usanmadan, araştırma konusunun üstüne gidilmesiyle ortaya çıkmıştır.

    Günümüz dünyasında her türlü bilgi donanımı, bir tuşa dokunuşla her insanın rahatça ulaşabileceği bir konuma gelmiştir. Değişen zamana bağlı olarak uygulama şekli ve sonuçları, an itibarıyla karşılık vermeyebilir. Ancak temel buluş, icat ve doğruluğu kesinleşmiş bilgiler ışığında günceli yakalamak zor değildir. Zamanı durdurmak, geriye sardırmak diye bir olaydan bahsedemeyiz. Mümkün olan bizim çağın akışına paralel olarak kendimizi güncellemek ve günü yakalamaktır. Aksi durumlarda biz devre dışı kaldığımız gibi bir yerlere taşımaya çalıştığımız, (yarın demek olan) gençliği de çağın gerektirdiği gibi yetiştirmekte ve zamana karşı mücadele etme konusunda  devre dışı bırakmış oluruz.

     İşte tüm mesele de bu! Eğitim paydaşlarının her birinin kendi içinde de destekleyici paydaşları olduğu muhakkak. Ama temel paydaşların merkezinde bulunan okul ve okulun merkezinde bulunan da öğrencidir. Öğrenci merkezli  bir  eğitim ve öğretim mücadelesinde insanlığın ve milli eğitimin varmak istediği hedefe ne kadar varılmaktadır. Halkın kendine göre ölçüt kabul ettiği, “Anasına bak kızını al!” sözcüğünden hareketle; hayatın içerisine gönderdiğimiz gençlerin pozisyonu bizim dönütlerimiz ve ölçülerimiz değil midir? Mutlaka hayatın içine gönderdiğimiz tüm gençlerin başarılı bir meslek sahibi ve yetkin bir insan olmasını bekleyemeyiz. Hep atalarımızın denenmiş sözlerine dayandır-

dığımız bu yazımızda, yine “Koz olur da kabuksuz olur mu?” derken mutlaka içlerinden kötüler de çıkacak. Ancak genelinde iyi ve doğru yolda ilerleniyor denmesi için yüzdelik dilimine belirleyici gözle bakmak zorundayız.

     Hedef koyan gençler için öğretim başarısı olmazsa olmazdır. Yani öğretimde başarı yarına yürüyenlerin bir meşalesidir. Ancak eğitime gelince: Sorumluluğun yalnız okula atılamayacağı ve bazı paydaşların etkileme, yönlendirme gücünün birbirlerinden çok farklı olduğunu da görmemek için herhâlde kör olmak lazım. Öğretim nasıl hedef koyanların vaz geçilmezi ise, eğitimde yaşayan her insanın bir vaz geçilmezidir.

     Toplum içinde, okula gidip de başaramayanlar için, “yürü bundan bir halt olmaz,” ya da belli bir meslek sahibi olanlar içinse, “bu nasıl doktor, öğretmen vb. olmuş,” deme yerine; evine ekmek götüren herkes için makamına, mevkine, işine, kısacası kesesine ve kasasına bakmadan bunlar ne güzel insan diyebiliyorsak; unutmayın ki belli değerleri kazanım haline getirebilmiş gençler nereye, nasıl gideceğini bilecektir. Yeter ki okul ve paydaşları, okumayı, doğru okumayı bir kazanım haline getirebilsin.

      Çünkü, hedef koyan, okuyan, okuduğunu özümseyerek kazanım haline getirebilen gençlerle ancak güneşin rengini seçebiliriz.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar