Adnan GÜLLÜ
Değişim ve Gelişim
Dünyada üç çeşit insan vardır,
Değişime imkan yaratanlar,
Değişimi gerçekleştirenler,
Olanlara hayretle bakanlar.
“Jonh M. Rıchardson”
Son yıllarda markalaşan bir kelime yaşamımıza yön vermektedir. “Değişim” elbet ki değişim insanoğlunun yeryüzüne geldiği andan itibaren kendini göstermeye başladı. Belki bizler o an bunun farkına varamadık, ama değişim kasırgası bizleri önüne alıp, tarih tünelleri içinde geleceğe doğru kattı götürdü.
Eğer değişim olmasaydı insanlar hala mağaralarda ve ağaç kovuklarında yaşam sürmeye devam etmekte idi. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki değişim toplumdan topluma farklı şekillerde kendini gösterir. Ama neticede içerik nasıl olursa olsun bunu adı değişimdir. Değişim toplumun bütün katmanlarında kendini elle tutulur şekilde ortaya koyar.
Eğer dün yaptığımız şey bize hala çok iyi görünüyorsa, bugün yeterli değiliz demektir. Çünkü düne takılı kalmak ve en kötüsü düne özlemle bakmak, yaşadığımız anı sağlıklı değerlendirememek demektir. Unutmamalıyız ki soluk aldığımız an en önemli andır. Çünkü ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti, yarın meçhuldür, o halde ömür dediğin bir gündür, o da bu gündür.
Tabi değişim derken; örf ve adetlerimizi olduğu gibi reddetmek anlamına gelmemelidir. Bu kelimeleri açarsak Örf: Bilmek ve tanımak, Adet ise İzlene izlene alışkanlık haline gelen davranışlar demektir. Gelişmekte olan toplumlar, örf ve adetleri günün şartlarına göre kendini yenilendiği sürece, kısacası değişimi uyguladığı oranda çağdaş toplum olma yolunda mesafe alır.
Peki, şöyle bir soruyla başlayalım, değişim ilk önce nerde başlar? Cevabı basit, kişide başlar ve topluma zamanla yayılır. Bir düşünür diyor ki “İnsanın kendini değiştirmesi ve geliştirmesi hergün adım adım gerçekleşen yavaş bir süreçtir”
Bir kitap da rastlamıştım, başlık şöyle idi “Westminister Manastırı’ında bir mezar yazıtı “
“Genç ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim. Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım. Bende düşlerimi biraz kısıtlayarak, sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama o da değişeceğe benzemiyordu. İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi ve kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim.
Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki, önce yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de değiştirebilirdim. Onlardan alacağım cesaretle ve ilhamla memleketimi daha ileri götürebilirdim. Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim”
Yazımı bir düşünürün sözü ile noktalamak istiyorum.
“Değişmezsek gelişemeyiz, gelişemiyorsak aslında yaşamıyoruz demektir.” Kısacası değişim, değişmeyen tek şeydir.
Atatürk’ün İstanbul’un adını dünyaya kabul ettirmesi
04 Kasım 2024 Pazartesi 12:22Ankara'nın Başkent oluşu (13 ekim 1923)
26 Ekim 2024 Cumartesi 12:17Fatih Sultan Mehmed'in Sır Ölümü ve Unutulan Naaşı
14 Ekim 2024 Pazartesi 16:11Osmanlı Devrinde, Elbistan ve Çevresinde Çıkan Önemli İsyanlar
04 Ekim 2024 Cuma 12:20ABD'nin ve Avrupan’nın Osmanlıyı Sömürme Hikayesi
03 Ekim 2024 Perşembe 12:13Atatürk Suriye ve Orta Doğu
03 Ekim 2024 Perşembe 12:09Atatürk ve Ailesi
03 Ekim 2024 Perşembe 12:08Atatürk ve manevî evlatları
23 Eylül 2024 Pazartesi 16:23Gadir-i Hum bayramı nedir?
16 Eylül 2024 Pazartesi 15:19Osmanlının son dönemlerinden haberiniz var mı?
15 Eylül 2024 Pazar 11:31

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.