Bilal Erdoğan’dan Kahramanmaraş özelinde açıklama! "Tarifsiz bir acı yaşandı"
Kahramanmaraş’ta tarifsiz bir acı yaşandığını belirten Erdoğan, o bölgedeki ailelerin ıstırabını paylaşırken adeta kendi çocuğunun başına gelmiş gibi hissettiğini dile getirdi.
“Çocuk Yetiştirmek Sadece Anne Baba ve Öğretmenin İşi Değil”
Çocukların ne denli kıymetli olduğunu ve onları ne kadar hassas bir dönemde büyüttüklerini zaman zaman unuttuklarını söyleyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Artık şunu kabullenmeliyiz ki bu mesele yalnızca anne babanın ya da okuldaki öğretmenin sorumluluğunda değil. ‘Çocuğu okula verdim, gerisi beni ilgilendirmez. Öğretmen değil misin?’ anlayışıyla hareket edemeyiz. Bu iş, bütün toplumun paydaş olduğu bir konudur. İslam geleneğimiz de böyledir. Peygamber Efendimiz, çocuklara şaka yollu dahi olsa yalan söylenmeyeceğini bizlere öğretmiştir. Böyle bir terbiyeyle yetişen çocuk yalancı olur mu? Fakat bunun toplumdaki her birey tarafından uygulanması gerekiyor.”
“Her Yetişkinin Çocuk Karşısında Vebali Vardır”
Sadece öğretmenlerin iyi örnek olmasının tek başına yeterli olmadığını, çocuğun karşılaştığı herkesin bu süreçte sorumluluğu bulunduğunu vurgulayan Necmeddin Bilal Erdoğan, şöyle konuştu:
“Karşımda bir çocuk duruyor. Ben bir yetişkin olarak bu çocuğun yetişmesinde vebal altındayım. Onunla konuşacak, selamlaşacağım. Selam vermek zorundayım ki çocuk selamı öğrensin. Nezaketle muamele etmek zorundayım ki nezaketi kavrasın. Merhametle davranmak zorundayım ki merhamet nedir anlasın. Hiç kimse ‘Bu beni ilgilendirmez, benim böyle bir görevim yok’ diye düşünemez.”
“Sosyal Medya Düzenlemesi Engellenmek İsteniyordu”
Bazı keskin tedbirlerin alınması noktasında bugüne kadar farklı gerekçelerle işi siyaset mecrasında çıkmaza sokanların artık kendilerine çeki düzen vermesi gerektiğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tam sosyal medya düzenlemesi Meclis’teyken bu acı olay meydana geldi. Korkarım ki bu yaşanmasaydı, düzenleme kim bilir ne kadar sulandırılacak, ne kadar zayıflatılacak ve geçmesi kaç hafta sürecekti. Maalesef millet olarak çocuklarımızı korumak için yöneticilerimizden, oy verdiklerimizden, milletvekillerimizden ve bakanlarımızdan daha fazla talepte bulunmalıyız. Engel olanları, yavaşlatanları da ‘İşte engel çıkaran bunlar’ diyerek göstermeliyiz. Çünkü çok zaman kaybettik.”
Çocukları korumak için ‘hâlâ zamanımız var’ gibi söylemleri geçtiklerini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bu işi 25-30 yıl önce düzgün bir yola koyabilseydik bugün çok daha iyi bir noktada olurduk. Milli Eğitim Bakanlığı, okulların önüne güvenlik tedbiri almak istediğinde ilgili bir kuruluş çıkıp ‘Biz okullarda güvenlik istemiyoruz’ diyor. Ardından aynı kuruluş öğretmenleri okula sokmuyor. Düşünebiliyor musunuz? Üzülerek söylüyorum. Kahramanmaraş’ta anneler taziyelerde yanımıza gelip ‘Ben çocuğumu şimdi okula nasıl göndereceğim?’ dediğinde, öğretmenlerin okula gitmediği bir ortamda bu anneye ne diyebilirim diye gerçekten çok kötü hissettim. İnşallah yaptıkları hatanın farkına varmışlardır. Çünkü öğretmen yoksa eğitim de yoktur.”
Herkesin çocuklara karşı hassas olması, çocuğun terbiye ve eğitim sürecinin bir parçası olarak kendini görmesi gerektiğini anlatan Erdoğan, “Bize yol gösterecek olan öğretmendir. Okulda bir olay olduğunda öğretmene gideriz, o bize nasıl davranmamız gerektiğini söyler. Biz öğretmene öğretmenlik öğretmeyeceğiz. Böyle bir durumda öğretmenin elini taşın altından çekmesi mümkün mü? ‘Ben çocuklarımın yanında olmak istiyorum’ diyen öğretmene ‘Hayır, sen okula gitme’ demek kabul edilebilir mi? Bunu salgın döneminde de yaşadık. Nice fedakâr eğitim gönüllüleri salgın zamanında çocuklarından ayrı tutuldular. Dolayısıyla bizim öğretmenlerimizi destekleyici rolde eğitime katkı sunmamız şart. Kahramanmaraş olaylarının ardından bir çocuk bayramı gününde belki daha çok düşünmemiz, daha çok kafa yormamız gereken meseleler var. Bu yüzden bunlarla başlamak istedim” diye konuştu.
“Nefreti Sevgiyle Söndüreceğiz”
Kahramanmaraş’ta yaşanan olaydan çıkarılacak derslerden birinin de bu olduğunun altını çizen Necmeddin Bilal Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Olayın pedagojik boyutu, çocuğun hikâyesi, pek çok yönü var. Uzmanlar bunları çalışacak, konuşacak. Fakat işin özünde bir nefret var. Asıl olayın müsebbibi nefrettir. Demek ki bizim nefretle mücadele etmemiz gerekiyor. Peki nefretle nasıl mücadele edilir? Üzerine ne dökersen o ateşi söndürürsün? Nefreti sevgiyle söndürürsün. İnsanların birbirini sevemediği bir toplumda nefret ateşlerini söndürebilir miyiz? O nefret hikâyesinin bir yerinde üzerine sevgi suyu dökülmüş olsaydı belki yangın çıkmazdı. Ama görünüşe göre o su hiçbir yerde ona rastlamamış. Hazreti Peygamber’in ümmeti olmanın en büyük nişanelerinden biri muhabbet ümmeti olabilmektir.”

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.