"Ben Anacığımın Ayağının Altını Öperdim"

Ben Anacığımın Ayağının Altını Öperdim
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cennetin annelerin ayakları altında olduğunu belirterek, “Annenin ayağının altı öpülür. Ben anacığımın ayağının altını öperdim. Anam nazlanırdı. ‘Anacığım çekme ayağını burada c...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cennetin annelerin ayakları altında olduğunu belirterek, “Annenin ayağının altı öpülür. Ben anacığımın ayağının altını öperdim. Anam nazlanırdı. ‘Anacığım çekme ayağını burada cennetin kokusu var’ derdim. Bunu anlayan olur anlamayan olur. Bunu feministlere anlatamazsın mesela. Çünkü onlar anneliği kabul etmiyorlar. Anlayanlar bize yeter diyoruz. Onlarla yola devam ederiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) tarafından düzenlenen Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi’ne katıldı. Zirvenin açılışında bir konuşma yapan Erdoğan, KADEM’in 1.5 yıllık geçmişi olmasına rağmen ses getiren çok sayıda faaliyete imza attığını vurguladı.

“ÇEVRE KARŞISINDA AŞIRI DUYARLILIK GÖSTERENLER, SİLAHLANMA KONUSUNDA DUYARSIZ”

Kadın sorunlarının adalet kavramıyla birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çeken Erdoğan, şöyle konuştu: “Sorunlara karşı adil bir yaklaşım ortaya konamadığını üzülerek görüyoruz. Zihinlerin ve vicdanların farklı farklı bölmelere ayrıldığı, kendi ilgi alanlarına yoğunlaşan kesimlerin başka sorunlara duyarsızlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Bunun birçok örneği var. Çevre konusunda aşırı duyarlılık gösterenlerin örneğin silahlanma konusunda son derece duyarsız kaldıklarını görüyorsunuz. Başka ülkelerin çevre sorunlarına karşı hassas olanların kendi ülkelerinin çevreye verdiği zararlara karşı duyarsız kaldıklarına şahit olabiliyorsunuz. Dünyada şu anda özellikle çevre konusunda atılan adımlar ve demokraside çok ileriyiz diyen ülkelerde aynı hassasiyetin olmadığını görüyorsunuz. Belli ülkelerde en küçük bir insan hakları ihlalini büyük mesele haline getirenlerin, başka birtakım ülkelerdeki demokrasi katliamına, darbe girişimlerine, insan katliamlarına gözlerini kapattıklarını görüyorsunuz. Fok balıklarının avlanmasını küresel bir mesele haline getirenleri, Filistin’de, Gazze’de, Suriye’de binlerce kadın ve çocuğun katledilmesine en küçük bir duyarlılık göstermediklerini görüyorsunuz.”

“TEK HASSASİYETLERİ PETROL”

Suriye’de şimdiye kadar 300 bini aşkın insanın öldürüldüğünü hatırlatan Erdoğan, şunları söyledi: “Hâla dünyanın sesi yok. Kendileri ile hep görüşüyorum ama söylediklerimle kalıyorum. En ufak bir hassasiyetleri yok. Tek hassasiyetleri var petrol. İşte kucağında yavrusuyla ölen. Dün bir misafirim vardı. 30 yaşındaki evladının Mısır’da helikopterden sniper ile nasıl öldürüldüğünü anlatıyor. Eşimle birlikte evimizde dinledik o tabloyu bize sergiledi. ‘Ben şimdi uluslararası bir mahkemeye gidebilecek miyim. Ülkemde dava açamıyorum’ diyor. Böyle bir dünyada yaşıyoruz. Onlarca yüzlerce binlerce örneği var bunun. Bütün bu çifte standartlar aslında karşı karşıya kaldığımız sorunların çözümünde en büyük eksiğin adalet duygusunun olduğunu bizlere gösteriyor.”

“BATSIN BU DÜNYA”

Konuşmasında Orhan Gencebay’ın ünlü şarkısı ’Batsın bu dünya’ya atıfta bulunan Erdoğan, “Hani bizim Gencebay’ımız var ya ‘batsın bu dünya’ diyor ya. İşte batsın bu dünya. Sorunlara bütüncül bir bakış açısı ile yaklaşılmıyorsa orada adalet duygusundan söz edilemez. Adaletin devreye girmediği hiçbir mesele hakkaniyetle çözüme kavuşturulamaz. Demokratik hakları kendin için savunurken başka ülkedeki demokrasi ihlalini görmezden gelirsen samimi de olamazsın, adil de olamazsın” ifadelerini kullandı.

“X ÜLKENİN LİDERİYLE BARIŞSANIZ DEDİLER ‘BARIŞMAM’ DEDİM”

Hafta sonu Afrika’da temaslarda bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Orada bazı dost ülke liderleri benimle bir şey paylaştı. ‘X ülkenin lideri ile bir barışsanız’ dediler. ‘Barışamam’ dedim. ‘Onu kabul de edemem’ dedim. ‘Zira zalimin zulmüne rıza zulümdür’ dedim. ‘Zalimlerden olmak istemiyorum onun için de bu zulme rıza gösteremem’ dedim. ‘Beni öylesi böylesi ilgilendirmiyor bu makamda bulunduğum sürece böyle bir şey yapmam’ dedim. Çünkü bir günde 3 bin insanın öldürüldüğü yakın siyasi tarihte görülmüş hiçbir ülke yok. İşte Mısır bunu yaşadı. Mısır’da bunu hiçbir lider kendinden önce böyle bir uygulama yapmadı. Oyları ile iktidara gelmiş bir insanı devirdiler. Demokratız diyen ülkeler bir ses çıkardılar mı. ‘Ne yapıyorsun’ dediler mi. Hâla meşruiyet kavgasını sürdürüyorlar. Siz meşru görseniz de biz meşru görmeyeceğiz. Farkımız bu. Kendi halkın için hürriyet ve bağımsızlık hakkını savunurken başka ülkelerdeki mağdur halkların hürriyet ve bağımsızlık hakkını görmezden gelirsen adil olamazsın. Çevre sorunlarını savunduğun kadar Filistinli çocukların ve kadınların temel insan haklarını da ilgi alanına almıyorsan samimi ve dürüst adil olamazsın. Saraybosna’da kadınlar ölürken susarsan, Mısır’da insanlık ölürken tepkisiz kalırsan asla haktan hukuktan adaletten bahsedemezsin.”

“İSTEDİĞİNİZ KADAR CUMHURBAŞKANI OL ADİL YARGIÇLAR YOKSA DURUMUNUZ FELAKETTİR”

Dünyanın karşı karşıya kaldığı sorunların her birinin çözümünde asıl ihtiyaç olan şeyin adalet olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi: “Hukuk ve yasalar başkadır. Eşitlik başkadır. Bazıları hukuk ile yasayı karıştırıyor. Hukuk başka bir şey yasa başka bir şeydir. Ben hukuk arıyorum yasa benim için önemli değil. Hakkımı arıyorum. Adil yöneticiler arıyorum. Bunlar olduğu an o ülkede huzuru bulursunuz. İstediğiniz kadar cumhurbaşkanı olun başbakan olun adil yargıçlar yoksa durumunuz felakettir. Elbette eşitlik olacak, haklar hukukla korunacak. Eğer yasa hukuka uygunsa değerlidir. Yasa hukuka uygun değilse hiçbir değeri yoktur. Eşitlik olsa bile yasa eğer hukuka uygun değilse sorunlara gerçek çözüm üretilemez. Hukuk otorite tarafından yapılır. Ama adalet hakikat duygusundan yola çıkar ve gerçek vicdanlar tarafından yapılırsa netice alırız." Karşı karşıya kaldığımız her meseleye adalet gözlüğü ile bakmak zorunda olduğumuzu anlatan Erdoğan, "Eşitlik kavramını, hukuk kavramını, adaletin ve vicdanın üzerine inşa etmeliyiz. Bunu yapabilen yani adalet ve vicdanı yasalarına hakim kılabilen devletler ve toplumlar da sorunlara da en köklü çözümleri üretebilirler. Bizim köklü devlet geleneğimiz anlamlı şekilde özetleyen bir ilkemiz var. Osmangazi’ye Şeyh Edebali nasihat ediyor ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’. Bizim medeniyetimizde işte bu temel ilke vardır. İnsanın yaşaması adalet ile mümkün olur. Eğer devlet yasalar yapıp milletine bu yasaları dayatırsa oradan zulüm doğar.”

“CUMHURBAŞKANI İHANETİ VATANİYE İÇİNDE OLURSA SUÇLUDUR PEKİ YARGIÇ OLURSA NECİDİR”

Başbakanlığı döneminde yapılan Galataport ihalesinden örnek veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi;

“Başbakanlığım dönemimde biz Tophanedeki Galataport’un ihalesini yaptık. İhale bitti. İhaleden sonra iki yıl geçti şimdi bakıyorsunuz yargı karar veriyor ‘yürütmeyi durdurma’. Böyle bir anlayış olabilir mi. İhale herşey bitmiş siz iki yıl sonra karar veriyorsunuz. Şimdi bu yatırımcı milyonlarca dolar harcamış projelerini yapmış. Bu yatırımcı bu ülkede bu ülkenin yönetimlerine güvenip bundan sonra yatırım yapabilir mi. Ben ülkemde bu yargıya nasıl güveneceğim. Cumhurbaşkanı ihaneti vataniye içinde olursa suçludur. Peki yargıç ihaneti vataniye içinde olursa necidir. İki yıl geçiyor siz böyle bir karar veriyorsunuz bu vatanperverlik midir. Bunu konuşmak zorundayız. Böyle gittiği zaman biz ülkemizi ayağa kaldıramayız. Yoksa biz muhasır medeniyetler seviyesinin üstüne rahat çıkarız. Bu proje neredeyse 1 milyar dolarlık proje. Bu projeyi kalkıp ne kadar rahat engelleyebiliyorsunuz. Bunun benzeri birçok proje var. Eğer devleti insanları arasında hakkı muhafaza ederse işte oradan da adalet zuhur eder. Fakat güzel bir söz var. Bazıları rivayete göre Konfüçyus’un olduğunu söyler bazıları Hz. Ömer’e ait olduğunu söyler. Yasalar ne kadar kötü olursa olsun eğer adil bir sultanın elindeyse oradan güzel neticeler doğar. Yasalar ne kadar güzel olursa olsun eğer zalim bir sultanın elindeyse oradan zulüm doğar. Mesele bu. Burada da aynen bunu görüyoruz. Bir zamanlar da bir yargıç ‘Vicdanı ile cüzdanı arasında’ demişti. Birileri cüzdanı bir yerde unutmuş. Vicdan da olmayınca mesele böyle oluyor.”

“KADININ ADALET KARŞISINDAKİ EŞİTLİĞİ ASLOLANDIR”

Zirvede yaptığı konuşmada kadın erkek eşitliği konusuna değinen Erdoğan, “Kadın erkek eşitliği diyorlar. Erkek erkeğe eşitlik doğru olandır. Kadın kadına eşitlik doğru olandır. Kadının adalet karşısındaki eşitliği aslolandır. Mağdur olanın mağdur eden seviyesine çıkartılmasıdır eşitlik. Kadınları ihtiyacı olan eşitlikten ziyade eşdeğer olabilmek yani adalettir. Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz çünkü o fıtrata terstir. Çünkü fıtratları farklıdır. Örneğin iş hayatına hamile bir kadını erkek ile aynı şartlara tabi tutamazsınız. Çocuğunu emzirmek zorunda olan bir anneyi bu tür yükümlülükleri olmayan bir erke ile eşit konuma getiremezsiniz. Kadınların erkeklerin yaptığı her işte çalıştıramazsınız komünist rejimlerde geçmişte olduğu gibi. Eline verin kazma küreği çalışsın. Onun narin yapısına ters düşer. Anadolu’da da bu yapılmadı mı. Sırtına yüklediler küfeleri o analarımız neler çekti. Kamburları çıktı. Hala böyle mi devam etsin bu iş. Erkek de kahvede pişpirik oynasın, zar atsın. İşte onun için eşitlikten ziyade eşdeğer kavramını yani adalet kavramını bu meselede en önemli kriter olarak görmek zorundayız” diye konuştu.

“ANACIĞIMIN AYAKLARININ ALTINI ÖPERDİM”

İslam dinini kadına “annelik” makamını verdiğini anlatan Erdoğan, “Bizim dinimiz anneye bir makam daha vermiş. Cenneti ayaklarının altına sermiş. Babanın ayakları altına koymamış annenin ayakları altına. Annenin ayağının altı öpülür. Ben anacığımın ayağının altını öperdim. Anam nazlanırdı. ‘Anacığım çekme ayağını burada cennetin kokusu var’ derdim. Bazen ağlardı. Anne başka bir şey. Orası farklı bir yer. Bunu anlayan olur anlamayan olur. Bunu feministlere anlatamazsın mesela. Çünkü onlar anneliği kabul etmiyorlar. Anlayanlar bize yeter diyoruz. Onlarla yola devam ederiz” şeklinde konuştu.

“DİNİMİZDE KADINA KARŞI ZULÜM YAPAMAZSIN”

Erdoğan konuşmasında kadın cinayetlerini de hatırlatarak, “İnançlı bir insan böyle bir şeye girişebilir mi. Sapıklardan bahsetmiyorum. Bu işin değerini bilenden bahsediyorum. Çünkü bir Müslüman olarak konuşuyorum. Bizim dinimiz İslam barış kelimesinden türüyor. Biz bir barış dininin mensuplarıyız. Barış dinin mensupları olarak bizim dinimizde kadına bu şekilde zulmü yapamazsın. Şiddet uygulayamazsın. Evlatları için kesin hüküm ‘yanınızda yaşlanırlarsa annenize babanıza öf bile demeyiniz’ diyor. Çekeceksin nazını” ifadelerini kullandı.

“BİZ SIĞINAN İNSANLARI BOMBALARIN ALTINA TERK EDEMEYİZ”

Türkiye’nin son yıllarda hem bölgesel hem de küresel sorunlara karşı farklı bakış açıları sunduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bizim ülke olarak bu sorunlara bakışta ciddi bir avantajımız var. Biz doğudan gelen ama yönü batıya dönük bir ülkeyiz. Şu anda Türkiye’de 1 milyon 600 bin mülteci var. Batıda kaç tane var. 130 bin kişi. Bunlara bizim şu anda yaptığımız harcama 4.5 milyar doları buldu. Bize dışarıdan gelen destek 200 milyon dolarcık. Biz aynen yine bu süreci devam ettiriyoruz. Batı niçin bu noktada hassas değil. Biz diyoruz ki biz açık kapı politikası ile bize sığınan tüm mazlumlara kapımızı açacağız. İçeride de bizi eleştirenler var. Biz sığınan insanları bombaların altına terk edemeyiz. Ölümle baş başa bırakamayız. Çünkü biz doğunun ilim ve medeniyet birikimini tevarüs edebilmiş kendisine yeni medeniyetler inşa edebilmiş, birikimini batı ile kucaklaştırabilmiş bir ülkeyiz. Türkiye son yıllarda hamdolsun özgüvenin tekrar kazanmaya, sorunlara özgün çözümler üretmeye başladı. Bir yandan güçlenen bir ekonomiye sahibiz. Bir yandan standartları her geçen gün ilerleyen bir demokrasiye sahibiz. Ülke içinde huzuru istikrarı, emniyet ortamını her geçen gün güçlendiren bir siyasi yapıya sahibiz. Bütün bunların yanında artık bölgesel ve küresel sorunlara da farklı samimi çözüm önerileri sunabilen bir ülkeyiz. İçeride ya da dışarıda bazıları bizim iddialarımızı tezlerimizi istismar konusu yapabilirler. Biz bunlara aldırmayacağız. Yerleşik kalıpları zorlamaya devam edeceğiz. Kadınların hak mücadelesinde Türkiye’nin yeni açılımlar yapması hayati önem arz ediyor. Bugün birçok gelişmiş ülkede kadınlar hak mücadelesinin belli kalıplara hapsolduğun görüyorsunuz”

1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerine hazırlandığı dönemde kadınları siyasete girmeleri yönünde teşvik ettiğini anlatan Erdoğan, “O seçimlerde beni de yalnız bırakmadılar kapı kapı dolaştılar. 13 yıllık siyasi parti genel başkanlığı sürecimde kadınların siyasete girmesi için mücadele verdim. Verdiğimiz siyaset mücadelesinin Türkiye’yi 1994 yılına göre farklı bir yere taşıdığını görüyorum. Anayasada değişiklik yaptık. Cumhuriyet tarihinde yapmış olduğumuz kadınlar lehinde değişikliği hiçbir iktidar yapmamıştır. Bunu referanduma getirdik ve hanım kardeşlerimizle alakalı yasal düzenlemeleri çıkardık. Milletvekilliği konusunda kadınları teşvik edici olduk. Çalışma hayatında kadınlara yönelik tarihi reformlar yaptık. Kuşkusuz ideal noktada olduğumuz iddiasında değiliz ama çok umut verici bir noktada olduğumuza inanıyorum. Özgüvenleri yükselen Türkiyeli kadınların gittikçe yaygınlaşacak şekilde hak ve adalet mücadelesini ileri seviyeler taşıyacağına eminim” dedi.

Kaynak:

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.