Bahçeli: "30 Mart’ta Erdoğan’ı Uyarmak Lazım"

Bahçeli: 30 Mart’ta Erdoğan’ı Uyarmak Lazım
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Trakya turu kapsamında Tekirdağ’da miting düzenledi. Malkara ilçesini ziyaretinin ardından karayolu ile Tekirdağ’a gelen Bahçeli, Köprübaşı’nda halka seslendi.Tekirda...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Trakya turu kapsamında Tekirdağ’da miting düzenledi. Malkara ilçesini ziyaretinin ardından karayolu ile Tekirdağ’a gelen Bahçeli, Köprübaşı’nda halka seslendi.

Tekirdağ Köprübaşı’nda halka hitap eden Bahçeli, 30 Mart seçimlerinin bin 394 seçim çevresinde gerçekleşeceğini anımsattı. Bahçeli, “Demokrasinin vazgeçilmez unsurları kabul edilen siyasi partilerimizden seçime girme yeterliliğine sahip olan 25 siyasi parti arasında demokratik bir yarış olacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi bu siyasi partilerden birisidir. 45 yılından bu yana tüm siyasi hayatında güzide yeri olan MHP ilkeli, temiz toplum anlayışıyla varlığını sürdürüyor ve bu seçimlerde iddialı bir şekilde hazırlanıyor. Seçimlere 25 gün kalmıştır. Bu çalışmalar sonuna kadar devam ettirilecektir. Çünkü mahalli idareler seçimleri her 5 yılda bir yapılan seçimler olmakla beraber Türkiye’nin bugünkü siyasi, ekonomik, sosyal ortamında çok daha büyük bir önem taşımaktadır. Bu seçimler belediyecilik yasasındaki bazı değişikliklerle çok daha farklı bir durumdadır. Söz gelimi 16 büyükşehir belediyesi vardı. Nüfusu 750 binin üstünde olan 14 belediyenin ilavesi ile 30’a çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi Tekirdağ’dır. Tekirdağ gelişme düzeyi, toplumsal dinamizmi, kolektif ihtiyaçlarının artması ve yaygınlaşması, insanlarımızın şehir hayatının bütün imkanlarından yararlanması açısından belediyecilik anlayışını ve kurumunu genişletmesinde çok isabetli olmuştur. Bugün Tekirdağ mülki idare kapsamında bir belediyeciliğe kavuşmuştur. Tekirdağ’ın il sınırları içinde kapsamlı, bütünleştirici bir hizmetin oluşması için Tekirdağ’ın büyükşehir belediye başkanlığına getirilmiş olmasının hepimiz için özellikle Tekirdağlılar için çok yararlı olacağı inancındayız. Hal böyle olunca bu kadar kapsamlı, köy, mahalle, ilçe ve beldeleriyle beraber büyük bir alanda adil, eşit, ilkeli, dürüst bir hizmetin sunulabilmesi için birikimli, tecrübeli, uyumlu çalışmayı esas alan, bütün belediyelerle diyalog içerisinde bulunan, hoşgörülü aynı zamanda ilçe belediye başkanlarıyla dayanışma, sevgi ve saygı içinde fikir birliği sürdüren, projeler üreten bir şahsa ihtiyaç olduğu gerçek olmalıdır” ifadelerini kaydetti.

“MİLLETİMİZ ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NDEN ÇOK UMUTLANMIŞTIR AMA..”

Sorunların çözümünde gecikmelerin yaşandığını kaydeden Bahçeli, “Burayı şereflendiren insanlar arasında değişik siyasi partilerin destekçisi, yöneticisi arkadaşlarımız olabilir. Hepsine saygı duyuyoruz ama Türkiye gerçekleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak tespitlerimizi, tekliflerimizi ortaya koyarken hiç kimseyi kırmak, üzmek, kötülemek gibi bir niyetin içinde olmadığımızı bildirmek isterim. Türkiye 11 yıldan bu yana Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından yönetilmektedir. 2001 yılının ortalarından başlayan, 2002’nin sonuna kadar devam eden hepinizin bildiği bir ekonomik krizi bu ülke yaşamıştır. Ekonomik krizden çıkış yollarının uygulanması ile ilgili tedbirleri düşünüldüğü sırada toplumumuzdan çok büyük şikayetler ve sıkıntılar duyulmaya başlanmıştır. İnsanlarımız yüksek enflasyondan, işsizlikten, ticarethanelerini kapatmaktan, hayat pahalılığı altında ezilmekten çok sayıda şikayet ve yeni bir arayışın içine girmiştir. Bu arayışın karşılığı olarak Milli Görüş çizgisinden ayrılmış bir grup insanın oluşturduğu ve 1 buçuk yıl içerisinde kurulmuş olan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne yönelmiş ve onu tek başına yüzde 34 oyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sayısal çoğunluğu elde eden, tek başına iktidar olmayı sağlayan bir başarı ortaya koymuştur. Milletimiz Adalet ve Kalkına Partisi’nden çok umutlanmıştır. Sorunlarının çözüleceğini, huzur, güven içinde bir hayatın yaşanacağını beklemiştir. Böyle bir durum karşısında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tek başına güce sahip olması, her türlü sorunun çözümü için, programında var olan görüşler ve teklifler için, seçim beyannamelerinde belirtilen vaatler için, çok uygun bir ortamın söz konusu olmasına rağmen sorunların çözümünde Adalet ve Kalkınma Partisi’nde gecikme aynı zamanda beceriksizlik görülmeye başlanmıştır. Buna rağmen bu millet umudunu kesmemiştir. Yüzde 34 ile başlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki temsiliyet yüzde 51’e kadar tırmanmış şu an 326 milletvekiliyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sayısal çoğunluğunu korumaktadır. Bu iktidarın Türk insanının bütün sorunlarını çözmeye muktedir bir gücü ve tek başına iktidarın hükümeti vardır. Şimdi hep beraber düşünelim Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy vermiş kardeşlerimizle birlikte düşünmeyi tavsiye ederim” diye konuştu.

AK Parti’nin yasama ve yürütme organlarını oy oranı neticesinde ellerinde bulundurduğunu iddia eden Bahçeli, şunları kaydetti:

“Bir siyasi iktidar demokratik toplum içerisinde anayasada ön görülen kuvvetler ayrılığının 3 unsur olduğunu hatırlayarak yasamada vardır. Hükümeti kendileri oluşturacağı için yürütmede de vardır. O zaman Recep Tayyip Erdoğan beyin ülkeyi yönetmek istediği dönemde yasama kuvveti ile yürütme kuvvetinde etkileri bulunmaktadır. Kuvvetler ayrılığının üçüncüsü ise yargıdır. Yargı üzerinde etkinliğini sağlayabilmek açısından 2010 yılı 28 maddelik bir anayasa değişikliği düşünülmüş Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu görüşülmüş ve 367 milletvekilinin desteğini bulamadığı için referanduma gidilme ihtiyacı hissedilmiş ve referandum sonrası bazen de yetmez ama evet diyen AKP dışındaki unsurların desteği ile anayasa değişikliği gerçekleştirilmiştir. Bu aşamada Milliyetçi Hareket Partisi her zaman ileri görüşlülüğü içinde davranarak bu 28 maddenin içinde öyle 2 gizli madde vardır ki bu Türkiye için önemlidir ve tehlikeli olabilir. Bu Recep Tayyip Erdoğan’ın 2 gizli gündemidir. Bunlardan birincisi Anayasa Mahkemesi’nin yapısı ve sayısını değiştirmek. İkincisi ise Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu oluşturmak. Bunun 2’si 28 maddelik anayasa değişikliğinden sonra yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sayısal yapıyı oluştururken cumhurbaşkanlığı ile beraber atadığı yeni üyelerle çoğunluk elde etmiş böylece Anayasa Mahkemesi Recep Tayyip Erdoğan için uygulamalarından doğabilecek her türlü sıkıntıya karşı zırhı haline gelmiştir. İkincisi ise 3. kuvvet olarak yargıyı denetim altına almak için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun oluşturulması, orada hakim ve savcıların atanması, yargının kuşatılmasına zaman içinde siyasallaşmasına daha sonra da meclisteki yeni Hakim ve Savcılar Kurulu’nun yapılmış olan değişikliklerle Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yetkisinde, yani Adalet Bakanlığı’nın gücünü arttırarak orayı AKP’leştirmişlerdir.”

Bahçeli şöyle devam etti:

“Bir başka bir konu vardır ki bu olaylar olurken bugünkü iktidar özellikle de Recep Tayyip Erdoğan tarafından özellikle oyunlar, senaryolar uygulamaya konuluyor. Şimdi hep beraber düşünelim. Diyelim ki Türkiye’nin ekonomik, sosyal önemli sorunları varken ilkokuldan andımızı kaldırmanın gerekçesi ne olabilir? Türküm, doğruyum, çalışkanım sözünden neden rahatsız olursunuz? Ziraat Bankası’ndaki Türkiye Cumhuriyeti ifadesi neden kaldırılır? Bunların kaldırılması ile Ziraat Bankası’nın mevduatında artış mı olmuştur? Bunların kaldırılması ile Ziraat Bankası’nın halka vermiş olduğu faizler düşürülmüş, kredi kullanımı daha da artmış mıdır? Bunu böyle yapan Ziraat Bankası yöneticileri şimdi T.C.’yi kaldırdınız. Bunların sonucunda nelerin olacağını hiç düşündünüz mü? Türkiye’nin dağında, ovasında, Türkiye’nin her tarafında parklarda, gezinti yerlerinde, bazı kurumların önlerinde ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözünü kazımanın kime ne faydası var? Demek ki demokratik açılımın kaldırım taşlarını döşemek için sinsi sinsi faaliyetlerle bu ülke karşı karşıya kalmıştır. Şimdi Tekirdağ’dan sesleniyorum Recep Tayyip Erdoğan kulağın çınlasın. Milliyetçi Hareket Partisi diyor ki, Allah nasip eder iktidar olduğumuzda ikamet ettiğin evinin karşısına ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ yazdırmazsam namerdim. Bazı kurumlarda özellikle de Ziraat Bankası’nda T.C.’yi kaldıran banka genel müdür, şubenin müdürü kim iseniz oraya tekrar kendi elimizle T.C. yazdırmazsam namerdim. Çocuklarımızın andını kaldırdınız. Türküm, doğruyum, çalışkanımdan rahatsızlık duyduysanız şimdi o çocuklar hırsızım, soyguncuyum, yolsuzcuyum mu desin?”

"YOLSUZLUK VE RÜŞVET TOPLUMSAL HASTALIKTIR"

Türkiye’nin 79 günden bu yana, mahalli idareler seçimi döneminde yolsuzluk ve rüşveti tartıştığına dikkat çeken Bahçeli, “Yolsuzluk ve rüşvet bir toplumsal hastalıktır. Kanser gibidir, kangren gibidir. Tedbir alınmadığı takdirde toplumun her yerine yayılır. Bu toplumu çürütür, devleti çökertir dünyada çok örneği vardır. Meraklı olanlar Tunus’u, Mısır’ı, Ukrayna’yı, Endonezya’yı incelesin. Orada diktatörler, orada toplumun en fazla kabul gören karizmatik liderleri, özü de sözü de yalan, hırsız olan insanlar hep ortadan kalkmıştır. Ülkeleri terk etmişlerdir. Böyle bir ortamın Türkiye’de sosyal hareketliliklerle ortadan kaldırılıp Türkiye’nin yanlış yollara sürdürülmesi de doğru olmaz. O sebepten dolayı yolsuzlukla mücadele mutlaka yapılması gerekir. Adalet ve Kalkınma Partisi bunu yapamıyor ise vatandaşımız şimdiden zaten adını koyuyor. Öyle bir gençliğe sahibiz ki, zekası, kabiliyetiyle hepimizden evvel bazı olayları görüyor. O zekayla da bazı kavramlarla öyle izah ediyorlar ki benim büyüklerim, devleti yönetenler, benim sözlerime dikkat et sizi uyarıyorum diyor. Bu konumlara düşmüş siyasi iktidarın geleceği olmaz. Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi ömrü tükenmiştir. Bunun cumhurbaşkanı olması artık mümkün değildir. Ya aklanacak, paklanacak ya da yüce divana gidecektir. Çankaya yokuşunu sırtındaki bu sözlerle çıkamaz. Dizinin bağı çözülür, nefesi kesilir. O sebepten dolayı demokrasi içinde çıkış bulmalıyız. Demokrasi içinde çıkış seçimdir. En yakın seçim 30 Mart’tır. Ancak 30 Mart uyarma görevini yapar, belediye başkanlığını seçer, ama iktidar değişikliğini yapamaz. İktidar değişikliği milletvekilliği seçimlerinde olur. O yüzden 30 Mart’ta Recep Tayyip Erdoğan’ı uyarmak lazımdır. Biraz oylarını kaybettirmek lazımdır. Eğer bunu yaparsanız Recep Tayyip Erdoğan ’ya ben yanlış yaptım hatamı anladım, milletimden desteği kaybediyorum’ diyecek, kendisine çeki düzen verecek. Yoksa daha da kabalaşacak, zulme heveslenecek, ihtirası yükselecek, ’benim dediğim olur, ben tek adamım’ diyecek ve benimle beraber olanlara biz böyle yürüyelim bu yollardan diyecek” ifadelerini kaydetti.

Kaynak:

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.